Zuhruf Suresi - Seyyid Kutub Meali

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ha, Mim.

2. Apaçık Kitab’a andolsun ki.

3. Düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur’an yaptık.

4. O, katımızda bulunan ana kitabdadır. Şanı yücedir, hikmetle doludur.

5. Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur’an’la uyarmaktan vaz mı geçelim?

6. Biz, sizden önce gelenlere nice peygamberler gönderdik.

7. Onlar, kendilerine gelen her peygamberi mutlaka alaya alırlardı.

8. Bizde bunlardan daha güçlü oları o kavimleri helak ettik. Öncekilere dair nice misaller geçmiştir.

9. «Gökleri ve yeri kim yarattı?» diye sorsan elbette «Onları, çok üstün, çok bilen Allah yarattı» diyeceklerdir.

10. O; size yeri beşik kılan ve doğru gitmeniz için yeryüzünde size yollar gösterendir.

11. Gökten bir ölçüye göre suyu indiren O’dur. Biz onunla kupkuru ölü bir memlekete hayat verdik. İşte böyle sizde tekrar diriltileceksiniz.

12. Bütün çiftleri Allah yarattı, size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etti.

13. Böylece onların sırtına binip, üzerlerine yerleşince, Rabbinizin nimetini anarak «Bunu bizim hizmetimize veren Allah’ın şanı yücedir, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik» demeniz içindir.

14. Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz deyin.

15. Böyle iken kafirler Allah’a çocuk isnad ettiler. İnsan gerçekten apaçık nankördür, gerçeği inkar eder.

16. Demek Allah, yarattıkları arasından kızları kendisine alıp da oğulları size verdi öyle mi?

17. Fakat Rahman olan Allah’a isnad ettiği kız evlat kendilerinden birine müjdelenince, o kimsenin yüzü simsiyah kesilir, öfkesinden yutkunup durur.

18. Demek süs içinde yetiştirilerek mücadele gücü olmayanı mı Allah’a isnad ediyorsunuz?

19. Onlar Rahman’ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Acaba meleklerin yaratılışını mı gördüler? Onların bu şahidlikleri yazılacak ve sorguya çekilecekler.

20. "Eğer Rahman dilemiş olsaydı biz onlara kulluk etmezdik." Buna dair bir bilgileri yoktur onların. Onlar sadece vehimde bulunuyorlar.

21. Yoksa bundan önce onlara bir kitab verdik de ona mı sarılıyorlar?

22. Hayır! Sadece «Biz babalarımızı bu din üzerinde bulduk, biz de onların izinde gidiyoruz» dediler.

23. «Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız» dediler.

24. «Doğrusu biz seninle gönderileni inkar ediyoruz.»

25. Biz de onlardan intikam aldık. Bak, yalanlayanların sonu nasıl oldu?

26. Bir zaman İbrahim babasına ve kavmine demişti ki; «Ben sizin taptıklarınızdan uzağım.»

27. Ben yalnız beni yaratana taparım. Çünkü O, bana doğru yolu gösterecektir.

28. ve bu tevhid sözünün ardından kalıcı bir söz yaptı ki, insanlar Allah’a dönsünler.

29. Doğrusu bunları da, babalarını da kendilerine hak ve hakikatı açıklayan bir peygamber gelinceye kadar geçindirdim.

30. «Bu büyüdür biz onu tanımayız.» dediler.

31. «Bu Kur’an iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?»

32. Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliliklerini Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların toplayıp yığdıklarından daha hayırlıdır.

33. İnsanlar küfürde birleşen bir tek ümmet olmayacak olsaydı, Rahman’ı inkar edenlerin evlerinin tavanları ve üzerine binip çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık.

34. Evlerinin kapılarını ve üzerlerine yaslanacakları koltukları da hep gümüşten yapardık.

35. ve nice süsler verirdik. Bütün bunlar sadece dünya hayatının geçici malından ibarettir. Ahiret nimeti ise, Rabbinin katında, Allah’ın azabından sakınıp rahmetine sığınanlara mahsustur.

36. Kim Rahman’ın Kur’an’ından yüz çevirirse ona, bir şeytanı arkadaş veririz ve o şeytan artık onun ayrılmaz dostudur.

37. O şeytanlar bunları doğru yoldan çıkardıkları halde bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.

38. «Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı» der. Meğer ne kötü arkadaşmış.

39. İkiniz de zalim olduğunuz için bugün pişman olmanız size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü siz azapta ortaksınız.

40. Ey Muhammed! Sen mi sağırlara işittireceksin, yahut kör ve apaçık sapıklıkta olanı doğru yola ileteceksin?

41. Eğer biz seni alıp götürürsek (vefat ettirirsek) onlardan intikam alacağız.

42. Yahut onları tehdit ettiğimiz şeyi sana gösteririz. Bizim onlara gücümüz yeter.

43. Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Zira sen, dosdoğru yoldasın.

44. Doğrusu bu Kur’an sana ve ümmetine bir öğüttür, ondan sorumlu tutulacaksınız.

45. Senden önce gönderdiğimiz peygamberlere sor. Biz Rahman olan Allah’tan başka tapılacak tanrılar mı yapmışız?

46. «Ben alemlerin Rabbinin elçisiyim» demişti.

47. Onlara ayetlerimizi getirince, birden bire onlarla alay etmeye koyuldular.

48. Onlara biri diğerinden daha büyük olmayan hiçbir ayet göstermedik. Doğru yola dönmeleri için azaba uğrattık.

49. «Ey büyücü, bizim için Rabb’ine dua et, sende bulunan ahdi hürmetine bizi bağışlamasını dile, artık yola geleceğiz» dediler.

50. Fakat biz onlardan azabı kaldırınca sözlerinden dönmeye başladılar.

51. «Ey kavmim, Mısır mülkü ve şu altından akıp giden ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?

52. Yoksa ben, kendisi zayıf ve neredeyse söz anlatamayacak durumda bulunan şu adamdan daha hayırlı değil miyim?

53. Ona altın bilezikler verilmeli, yahud yanında kendisiyle beraber yardımcı melekler gelmeli değil miydi?

54. İşte Firavun bu şekilde kavmini küçümsedi. Onlar da ona boyun eğdiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavimdi.

55. Bizi öfkelendirince onlardan intikam aldık, böyle hepsini suda boğduk.

56. Böylece onları, sonrakiler için hem bir örnek, hem de bir ibret yaptık.

57. Meryemoğlu İsa, bir misal olarak anlatılınca hemen kavmin yaygarayı bastı.

58. Bizim tanrılarımız mı hayırlı yoksa o mu? dediler. Bunu sana ancak tartışmak için söylediler. Öyle ya onlar, kavgacı bir toplumdur.

59. O, sadece kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.

60. Eğer biz dileseydik, sizin yerinize, yeryüzünde melekler yaratırdık da sonra yerinize geçerlerdi.

61. O kıyametin kopacağını gösterir bir ilimdir. O saatin geleceğinden hiç şüphe etmeyin, bana uyun. Doğru yol budur.

62. Şeytan sizi bundan alıkoymasın. Çünkü o, sizin için açık bir düşmandır.

63. «Size hikmetle ve ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim. Allah’a karşı gelmekten sakının, bana itaat edin.»

64. Çünkü Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O’na ibadet edin. İşte bu, doğru bir yoldur.

65. Ama aralarından çıkan gruplar, birbiriyle ihtilafa düştüler. Acı bir günün azabı karşısında vay o zulmedenlerin haline!

66. Onlar illa o saatin kendilerinin hiç farkında olmadıkları bir sırada, ansızın başlarına gelmesini mi bekliyorlar?

67. O gün takva sahipleri dışında, dost olanlar birbirlerine düşman olurlar.

68. "Ey kullarım! Bugün size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz de."

69. Onlar, ayetlerimize inanmış ve müslüman olmuş kullarımdı.

70. Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz.

71. Onların önünde altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Orada canların çektiği, gözlerin hoşlandığı herşey var. Ve siz, orada ebedi kalacaksınız.

72. İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur.

73. Orada sizin için bol bol meyveler vardır, onlardan yersiniz

74. Suçlular, cehennem azabında ebedi kalacaklardır.

75. Kendilerinden azab hiç hafiflemeyecektir. Onlar azab içinde ümitsizdirler.

76. Biz onlara zulmetmedik; fakat onlar kendileri zalim idiler

77. «Ey Malik! Rabbin bizim işimizi bitirsin!» diye seslenirler. Malik de «Siz böyle kalacaksınız» der.

78. Andolsun biz size hakkı getirdik; fakat sizin çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.

79. Yoksa bir işe mi karar verdiler? Doğrusu Biz de kararlıyız.

80. Yoksa bizim, kendilerinin sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Aksine işitiriz ve yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadırlar.

81. "Eğer Rahmân’ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum."

82. Göklerin ve yerin Rabbi, Arş’ın da Rabbi olan Allah onların uydurdukları noksan sıfatlardan yücedir, münezzehtir.

83. Bırak onları, kendilerine söylenen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oyalansınlar!

84. Gökteki ilah da, yerdeki ilah da O’dur. O, hakimdir, alimdir.

85. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin mülkü kendisine ait olan Allah yücedir. Kıyametin ilmi de O’nun yanındadır ve siz O’na döndürüleceksiniz.

86. Allah’tan başka tanrı diye yalvardıkları şeyler, şefaat gücüne ve yetkisine sahip değillerdir. Ancak bilerek Hakka şahidlik edenler bunun dışındadır.

87. Andolsun onlara «kendilerini kim yarattı?» diye sorsan, elbette «Allah» Derler. O halde nasıl haktan çeviriliyorlar?

88. Resulullah’ın «Ya Rabbi! Bunlar inanmayan bir kavimdir» demesini de Allah biliyor.

89. Ey Muhammed! Sen şimdilik onlardan yüz çevir ve esenlik dile; yakında bileceklerdir.

Zuhruf Suresi - Süleyman Ateş Meali

Rahmân ve Rahim Allâh’ın adıyla

1. Hâ mim.

2. Apaçık Kitaba andolsun ki

3. Biz, düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur’ân yaptık.

4. O, katımızda bulunan ana Kitaptadır.Yücedir, hikmetlidir.

5. Siz, aşırı giden bir kavim oldunuz diye, sizi uyarmaktan vaz mı geçelim?

6. Biz önce gelenlere nice peygamber gönderdik.

7. Onlara hiçbir peygamber gelmezdi ki mutlaka onunla alay etmesinler.

8. Biz de bunlardan daha güçlü olan (o kavimler)i helâk ettik. Öncekilerin örneği geçti.

9. Andolsun onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan elbette diyecekler ki: "Onları, çok üstün, çok bilen (Allâh) yarattı."

10. O yeri sizin için beşik kıldı ve varacağınız yere gitmeniz için yeryüzünde size yollar yaptı.

11. Gökten bir ölçü ile su indirdi de, onunla ölü bir ülkeyi canlandırdık. İşte siz de öyle (canlandırılıp) çıkarılacaksınız.

12. O bütün çiftleri yarattı ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etti,

13. Ki onların sırtlarına binesiniz, sonra onlara bindiğiniz zaman Rabbinizin ni’metini anasınız ve (şöyle) diyesiniz: "Bunu bizim hizmetimize veren (Allâh)ın şânı yücedir, yoksa biz bunu (hizmetimize) yanaştıramazdık."

14. "Biz elbette Rabbimize döneceğiz."

15. Tuttular, O’na kullarından bir parça tasarladılar. Gerçekten insan apaçık bir nankördür.

16. Yoksa (Allâh), yarattıklarından kızları kendisine aldı da oğullar için sizi mi yeğledi?

17. Onlardan birine Rahmân’a benzer olarak anlattığı (kız çocuğu) müjdelense yüzü kapkara kesilir, öfkesinden yutkunup durur.

18. Süs içinde yetiştirilip, mücâdelede açık olmayanı (tartışmayı ve kavgayı beceremeyeni) mi (Allâh’ın çocuğu yaptılar)?

19. Rahmân’ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların yaratılışlarına mı şâhid oldular ki (böyle hüküm veriyorlar)? Şâhidlikleri yazılacak ve (bundan) sorulacaklardır.

20. Ve dediler ki: "Rahmân dileseydi, biz onlara tapmazdık." Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Onlar sadece saçmalıyorlar.

21. Yoksa bundan önce onlara bir Kitap vermişiz de ona mı sarılıyorlar?

22. Hayır, (ne bilgileri var, ne de Kitâpları). Sadece: "Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerinde gidiyoruz" dediler.

23. İşte böyle, senden önce de hangi kente uyarıcı gönderdiysek mutlaka oranın varlıklıları: "Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız." dediler.

24. "Ben size, babalarınızı, üzerinde bulduğunuz(din)den daha doğrusunu getirmiş olsam da (yine babalarınızın yolunu)mu (tutacaksınız)?" dedi. "Doğrusu biz sizinle gönderilen mesajı tanımıyoruz." dediler.

25. Biz de onlardan öç aldık. Bak, yalanlayanların sonu nasıl oldu?

26. Bir zaman İbrâhim babasına ve kavmine demişti ki: "Ben sizin taptıklarınızdan uzağım."

27. "Ben yalnız beni yaratana (taparım). Çünkü O, bana doğru yolu gösterecektir."

28. Ve bu sözü ardında kalıcı bir söz yaptı ki (insanlar Allah’a kulluğa) dönsünler.

29. Doğrusu bunları da, babalarını da kendilerine gerçek söz ve (onu) açıklayan elçi gelinceye dek yaşattım.

30. Fakat kendilerine gerçek gelince: "Bu, büyüdür, biz onu tanımayız" dediler.

31. Ve dediler ki: "Bu Kur’ân iki kentten, büyük bir adama indirilmeli değil miydi?"

32. Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünyâ hayâtında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik ve onlardan kimini ötekine derecelerle üstün kıldık ki biri, diğerine iş gördürebilsin. Rabbinin rahmeti, onların toplayıp yığdıklarından daha hayırlıdır.

33. İnsanlar (küfürde birleşen) bir tek ümmet olacak olmasaydı. Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine binip çıkacakları merdivenler yapardık.

34. Ve evlerine kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar, divânlar.

35. Ve (nice) süs(ler verirdik). Bütün bunlar, sâdece dünyâ hayâtının geçiminden ibarettir. Rabbinin katında âhiret ise, (günâhlardan) korunanlar içindir.

36. Kim Rahmân’ın zikrine karşı kör olursa ona bir şeytânı sardırırız; artık o, onun (yanından ayrılmaz, ona sürekli olarak kötülükleri telkin eden) arkadaşı olur.

37. O (şeyta)nlar onları yoldan çıkardıkları halde bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.

38. Nihâyet (Zikr’imize karşı körlük edip yoldan çıkan o adam) bize geldiği zaman (kötü arkadaşına) der ki: "Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) arası kadar uzaklık olsaydı (seni hiç görmeseydim); meğer ne kötü arkadaş(mışsın sen)!"

39. (Böyle söylemeniz) Bugün size bir yarar sağlamaz; çünkü zulmettiniz. Siz, azâb (çekme)de ortaksınız.

40. (Ey Muhammed), sen mi sağıra işittireceksin, yâhut körü ve apaçık sapıklıkta olanı yola ileteceksin?

41. Ya biz seni alıp götürdükten sonra onlardan öc alırız.

42. Yahut onları uyardığımız şeyi sana gösteririz (senin gözlerinin önünde onları azâba uğratırız); bizim onlara gücümüz yeter.

43. Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl, çünkü sen doğru yoldasın.

44. O (Kur’ân) sana ve kavmine bir Zikir (uyarı, şan ve şeref)dir ve yakında (ona uyup uymadığınızdan) sorulacaksınız.

45. Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Rahmân’dan başka tapılacak tanrılar yapmış mıyız?

46. Andolsun biz Mûsâ’yı da âyetlerimizle Fir’avn’a ve ileri gelen adamlarına gönderdik: "Ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim" dedi.

47. Onlara âyetlerimizi getirince onlar o âyetlerle alay edip gülmeğe başladılar.

48. Onlara gösterdiğimiz her mu’cize, mutlaka kızkardeşinden (ötekinden) büyüktü. Belki dönerler diye onları (kıtlık, tûfân, çekirge gibi türlü) azâb(lar) ile cezâlandırdık.

49. Bunun üzerine dediler ki: "Ey büyücü, bizim için Rabbine du’â et, sana verdiği söz hakkı için (bizi bağışlasın) artık biz yola geleceğiz!"

50. Fakat biz onlardan azâbı kaldırınca sözlerinden dönmeğe başladılar.

51. Fir’avn kavminin içinde bağırıp dedi: "Ey kavmim, Mısır mülkü ve şu altımdan akıp giden ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?"

52. "Yahut ben, şu aşağılık, nerdeyse söz anlatamayacak durumda olan adamdan daha iyi değil miyim?"

53. (Eğer o, doğru söylüyorsa) Üzerine altın bilezikler atılmalı, yâhut yanında (kendisine yardım eden, onu doğrulayan) melekler de gelmeli değil miydi?"

54. Kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavim idiler.

55. Onlar bizi kızdırınca biz de onlardan öç aldık, hepsini boğduk.

56. Onları sonradan gelen (inkârcı)ların geçmiş ataları ve örneği yaptık (bunlar da onların izinden gittiler).

57. Meryem oğlu, bir misâl olarak anlatılınca hemen kavmin, ondan ötürü yaygarayı bastılar:

58. "Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa o mu? dediler. Bunu sâdece tartışma için sana misâl verdiler. Doğrusu onlar, kavgacı bir toplumdur.

59. O, sadece kendisine ni’met verdiğimiz ve İsrâil oğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.

60. Eğer dileseydik, sizden şu dünyâda yerinize geçen melekler yapardık.

61. O, kıyâmetin kopacağını gösterir bir ilimdir. O sâ’atin geleceğinden hiç şüphe etmeyin, bana uyun, doğru yol budur.

62. Şeytân sizi (bundan) alıkoymasın. Çünkü o, sizin için açık bir düşmandır.

63. Îsâ açık kanıtlar getirince dedi ki: "Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için (geldim), Allah’tan korkun ve bana itâ’at edin."

64. "Allâh, işte benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz O’dur. O’na tapın, doğru yol budur."

65. Aralarından çıkan partiler, birbirleriyle ihtilâfa düşmüşlerdir. Acı bir günün azâbından vay o zulmedenlerin haline!

66. Onlar ille o sâ’atin, kendilerinin hiç farkında olmadıkları bir sırada, ansızın başlarına gelmesini mi bekliyorlar?

67. O gün, korunanlar dışında, dostlar birbirine düşmandır. (Onlara âlemlerin Rabbi şöyle hitabeder):

68. "Ey kullarım, bugün size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz."

69. Onlar, âyetlerimize inanmış ve müslüman olmuş (kullarım) idiler.

70. "Haydi, siz cennete girin. Siz ve eşleriniz ağırlanıp sevindirileceksiniz!"

71. Onların önünde altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Orada canların çektiği, gözlerin hoşlandığı her şey var! Ve siz orada ebedi kalacaksınız.

72. "İşte yaptıklarınıza karşılık size mirâs verilen cennet budur."

73. Orada sizin için çok meyva var. Onlardan yersiniz.

74. Suçlular, cehennem azâbında sürekli kalacaklardır.

75. (Azâb) Kendilerinden hiç hafifletilmeyecektir. Onlar azâb içinde umutsuzdurlar!

76. Biz onlara zulmetmedik; fakat onlar kendileri zâlim idiler.

77. (Cehennemin muhafızına): "Ey Mâlik, Rabbin bizim işimizi bitirsin, (bizi yok etsin, böyle yaşamaktansa ölmek daha iyidir)!" diye seslendiler. (Mâlik) "Siz kalacaksınız (hiçbir sûretle buradan kurtuluş yok)." dedi.

78. Andolsun biz size hakkı getirdik; fakat sizin çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.

79. Yoksa (hakka engel olma hususunda) bir iş mi kararlaştırdılar? Biz de (onları cezâlandırmağa ve hakkı yerleştirmeğe) kararlıyız.

80. Yoksa biz, onların sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmez miyiz sanıyorlar? Hayır, işitiriz ve yanlarında bulunan elçilerimiz de (her yaptıklarını) yazarlar.

81. De ki: "Eğer Rahmân’ın çocuğu olsaydı (O’na) tapanların ilki ben olurdum."

82. Göklerin ve yerin Rabbi, Arş’ın Rabbi onların nitelendirmelerinden yücedir, münezzehtir.

83. Bırak onları, kendilerine söylenen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.

84. O’dur ki gökte de Tanrı’dır, yerde de Tanrı’dır. O, hakimdir, bilendir.

85. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü kendisine âidolan (Allâh) ne yücedir! (Kıyâmetin kopacağı) Sâ’ati bilmek de O’nun yanındadır ve siz O’na döndürülüp götürüleceksiniz.

86. O’ndan başka (tanrı diye) yalvardıkları şeyler şefâ’at (yetkisin)e sâhip değillerdir. Ancak bilerek hakka şâhidlik edenler (bildiklerini doğru anlatanlar) bunun dışındadır.

87. Andolsun onlara, "Kendilerini kim yarattı?" diye sorsan, elbette: "Allâh," derler. O halde nasıl (haktan) çevriliyorlar?

88. Ve Elçinin: "Ya Rab, bunlar inanmayan bir kavimdir," demesini de (Allâh biliyor).

89. Şimdi sen onlardan geç ve : "Size esenlik (dilerim)" de. Yakında bileceklerdir.

Hafız İlhan Tok - Zuhruf Suresi

Zuhruf Suresi, Hafız İlhan Tok tarafından okunan Ok Takipli Kur'an-ı Kerim Hatmi Şerifi serisinin 043. suresidir.

Türkçe açıklamalı hatim dersi ve sure metni için: Zuhruf Suresi - Türkçe Açıklamalı Hatim Dersi

Zuhruf Suresi - Ebubekir Şatıri






Ebu Bekir Şatıri


Kategoriler

Kuran Kaynakları

zuhruf suresi - Kuran Hatim sayfasını izlemektesiniz.



Kur’an’ı Kerim

Allah tarafından gönderilen ilahi kitapların sonuncusu olan Kur’an’ı Kerim, son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v.) indirilmiştir. Sözlükte toplamak, okumak, bir araya getirmek anlamına gelen Kur’an, terim olarak şöyle tarif edilir:

“Hz. Peygamber’e indirilen, mushaflarda yazılı olup, peygamberimizden bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş olan; okunmasıyla ibadet edilen ve insanlığın benzerini getirmekten aciz kaldığı “ilahi kelâm”dır.

İlahi Kitapların Özelliği


İlahi kitapların en büyük özelliği ve değeri şüphesiz onların Allah’ın sözlerinden ibaret olmalarıdır. Ancak bugün bu özellik sadece Kur’ân-ı Kerîm’e mahsustur. Zira diğer ilâhî kitaplar peygamberlerinden sonra insanlarca tahrifat ile karşı karşıya kalmış ve sonunda bir insanın kaleme aldığı kitaplar haline gelmişlerdir. Zâten Kur’ân-ı Kerîm’in gönderilmesinin bir sebebi de budur. Son vahyedilen ilahi kelam olan Kur’ân-ı Kerîm, kendisinden önce gönderilen ilâhî kitapların bilgi ve hikmetlerini de içeren en mükemmel ilahi kitaptır. Kur’an Son ilahi kitap olması itibarıyla da bizzat Allah’ın muhafazası altındadır. O, hiç değişmeden kıyamete kadar insanlığa kurtuluş ve huzur reçetesi olmaya devam edecektir.

KUR’AN’IN NÜZÛLÜ (İNDİRİLMESİ)


Kur’an-ı Kerim, Yüce Allah’tan Hz.Peygamber’e Cebrail aracılığıyla, vahiy yoluyla indirilmiştir. Kolayca ezberlenmesi, kısa zamanda insanlara ulaşması, manasının kolaylıkla anlaşılması, inançların ve hükümlerin müminlerin kalbinde yavaş yavaş kuvvetlenip kökleşmesi için Kur’an bir defada toptan indirilmemiş, yaklaşık yirmi üç senede, peyderpey indirilmiştir.

KURAN-I KERİM NASIL OKUNMALI? KURAN-I KERİM EN GÜZEL NASIL OKUNUR?

Kuran okurken dikkat edilmesi gerekenler

Kuran-ı Kerim'i doğru bir şekilde okumak için harflerin üzerilerindeki uzatmalarına ve mahreç yerlerine dikkat etmek oldukça önemlidir. Harflerin okunuşunu değiştiren medler yani uzatmalar kişinin Kuran-ı Kerim'i nağmeli okumasını sağlamaz. Nağmeli bir şekilde okumak demek, kişinin Kuran-ı Kerim'i okurken oluşturduğu güzel sesiyle dinleyicilerin gönlüne hitap etmesidir.

Nağmeli okunan bir ayet ise insanlara karşı Kuran-ı Kerimin daha fazla okunup, daha fazla dinlenmesini teşvik eder.