Molla Ramazan Şimşek Hicr Suresi video tilaveti dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .
Molla Ramazan Şimşek Hicr Suresi video tilaveti dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .
Mehmet Emin Sarı Hicr Suresi ok takipli Kur'an-ı Kerim video tilavetini dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla…
1. Elif. Lâm. Râ. Bunlar Kitab’ın ve apaçık bir Kur’an’ın âyetleridir.
2. İnkâr edenler zaman zaman, keşke biz de müslüman olsaydık, diye arzu ederler.
3. Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!
4. Helâk ettiğimiz hiçbir ülke yoktur ki hakkında (bizce) bilinen bir yazgı olmasın.
5. Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez, ve onu geciktiremez.
6. Dediler ki: "Ey kendisine Kur’an indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun!"
7. "Eğer doğru söyleyenlerden idiysen, bize melekleri getirmeliydin."
8. Biz melekleri ancak hak ile indiririz. O zaman onlara mühlet verilmez.
9. Kur an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.
10. Andolsun, senden önceki milletler arasında da elçiler gönderdik.
11. Onlara bir peygamber gelmeyedursun, hemen onunla alay ederlerdi.
12. İşte böylece biz onu, suçluların kalplerine sokarız.
13. Öncekilerin başına gelenlerden ders almaları gerekirken onlar hala buna (Kur’an’a) inanmıyorlar.
14. Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar,
15. "Gözlerimiz boyandı, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler.
16. Andolsun, biz gökte birtakım burçlar yarattık ve seyr edenler için onu süsledik.
17. Onları, taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan koruduk.
18. Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. Onun da peşine açık bir alev sütunu düşmüştür.
19. Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik, yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.
20. Orada hem sizin için hem de rızıkları size ait olmayanlar için (gerekli) geçim vasıtaları yarattık.
21. Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.
22. Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. (Biz bunları yapmasaydık) siz onu (yeterli) suyu depolayamazdınız.
23. Şüphesiz biz diriltir ve biz öldürürüz! Ve her şeye biz vâris oluruz.
24. Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, geri kalanları da biliriz.
25. Ve gerçekte senin Rabbin var ya; işte O’dur onları bir araya toplayacak olan: Çünkü O her hükmünde hep isabet kaydeder, her şeyi tarifsiz bilir.
26. Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.
27. Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık.
28. Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım."
29. "Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!"
30. Meleklerin hepsi de hemen secde ettiler.
31. Fakat İblis hariç! O, secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı.
32. Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmayışının sebebi nedir? dedi.
33. Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim, dedi.
34. Dedi ki: Öyle ise oradan çık! Artık kovuldun!
35. Muhakkak ki kıyamet gününe kadar lânet senin üzerine olacaktır!
36. (İblis:) Rabbim! Öyle ise, (varlıkların) tekrar dirileceği güne kadar bana mühlet ver, dedi.
37. Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin"
38. "Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."
39. (İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!
40. Ancak onlardan ihlâslı kulların müstesna.
41. Dedi ki: "İşte bana varan dosdoğru yol budur."
42. "Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna."
43. Muhakkak cehennem, onların hepsine vâdolunan yerdir.
44. Cehennemin yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için birer gurup ayrılmıştır.
45. Muttakiler cennetlerde ve pınar başlarındadırlar.
46. "Oraya emniyet ve selâmetle girin"
47. Biz, onların gönüllerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olacaklar.
48. Onlara orada hiçbir yorgunluk gelmeyecek ve onlar, oradan çıkarılmayacaklardır.
49. (Resûlüm!) Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.
50. Benim azabımın elem verici bir azap olduğunu da bildir.
51. Ey Muhammed! Onlara İbrahim’in misafirlerinin kıssasını da anlat. Bu misafirler, Allah’ın Lut kavmini yok etmek için gönderdiği meleklerdir. Bunlar, güzel oğlan suretinde on melek idi. Cebrail de bunlarla beraberdi.
52. Hani yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Gerçekten biz sizden korkmaktayız." demişti.
53. Dediler ki: "Korkma! Gerçekten biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz."
54. Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip çatmışken mi müjdeliyorsunuz!? Beni ne ile müjdelemektesiniz?"
55. Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse sakın umut kesenlerden olma!"
56. Dedi ki: "Rabbinin rahmetinden sapıklardan başka kim ümit kesebilir?"
57. Dedi ki: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"
58. Dediler ki: "Gerçekten biz, suçlu bir kavme gönderildik."
59. "Ancak Lût ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız."
60. "Yalnız karısı müstesna. Biz onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik."
61. Melek olan elçiler Lût âilesine gelince,
62. Dedi ki: "Hakikaten siz tanınmayan kimselersiniz"
63. Dediler ki: "Bilakis, biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (azabı ve helâkı) getirdik.
64. Sana gerçeği getirdik; biz, hakikaten doğru söyleyenleriz.
65. Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından yürü. Sizden hiç kimse, sakın dönüp de ardına bakmasın, istenen yere gidin."
66. Ona şu hükmümüzü vahyettik: "Sabaha çıkarlarken mutlaka onların ardı kesilmiş olacaktır."
67. Şehir halkı, birbirlerini kutlayarak, geldiIer.
68. Dedi ki: "Bunlar benim misafirimdir. Sakın beni utandırmayın."
69. Allah’tan korkun, beni rezil etmeyin!"
70. "Biz seni, elâlemin işine karışmaktan men etmemiş miydik?" dediler.
71. Dedi ki: İşte kızlarım! Yapacaksanız.
72. (Resûlüm!) Hayatın hakkı için onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.
73. Güneş doğarken onları o korkunç ses yakaladı.
74. Böylece ülkelerinin üstünü altına getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
75. İşte bunda ibret alanlar için işaretler vardır.
76. Onlar hâla gözler önünde duran bir yol üzerindedirler.
77. Hakikaten bunda iman edenler için bir ibret vardır.
78. Eyke halkı da gerçekten zalim idiler.
79. Biz onlardan da intikam aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir.
80. Andolsun, Hicr halkı da rasulleri yalanlamıştı.
81. Biz onlara mucizelerimizi vermiştik; fakat onlardan yüz çevirmişlerdi.
82. Onlar, dağlardan emniyet içinde kalacakları evler oyarlardı.
83. Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakaladı.
84. Kazanmakta oldukları şeyler onlardan hiçbir zararı savmadı.
85. Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık. O saat (kıyamet), mutlaka gelecektir. Şimdilik onlara güzel muamele et.
86. Şüphesiz Rabbin hakkıyla yaratan pek iyi bilendir.
87. Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve yüce Kur’an’ı verdik.
88. Sakın onlardan bazı sınıflara verdiğimiz dünya malına göz dikme, onlardan dolayı üzülme ve müminlere alçak gönüllü ol.
89. De ki: Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım.
90. Nitekim biz, (Kur’an’ı) kısımlara ayıranlara azabı indirmişizdir.
91. Onlar, Kur’an’ı bölüp ayıranlardır.
92. Rabbin hakkı için, mutlaka onların hepsini sorguya çekeceğiz.
93. Yaptıklarından dolayı.
94. Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!
95. (Seninle) alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
96. Onlar Allah ile beraber başka bir tanrı edinenlerdir. (Kimin doğru olduğunu) yakında bilecekler!
97. Onların söyledikleri şeyler yüzünden senin canının sıkıldığını andolsun biliyoruz.
98. Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!
99. Ve sana yakîn gelinceye kadar Rabbine ibadet et!
Erhan Mete Hicr Suresi video tilaveti dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .
In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.
1. A. L. R. These are the Ayats of Revelation,- of a Qur´an that makes things clear.
2. Again and again will those who disbelieve, wish that they had bowed (to Allah´s will) in Islam.
3. Leave them alone, to enjoy (the good things of this life) and to please themselves: let (false) hope amuse them: soon will knowledge (undeceive them).
4. Never did We destroy a population that had not a term decreed and assigned beforehand.
5. Neither can a people anticipate its term, nor delay it.
6. They say: "O thou to whom the Message is being revealed! truly thou art mad (or possessed)!
7. "Why bringest thou not angels to us if it be that thou hast the Truth?"
8. We send not the angels down except for just cause: if they came (to the ungodly), behold! no respite would they have!
9. We have, without doubt, sent down the Message; and We will assuredly guard it (from corruption).
10. We did send messengers before thee amongst the religious sects of old:
11. But never came a messenger to them but they mocked him.
12. Even so do we let it creep into the hearts of the sinners -
13. That they should not believe in the (Message); but the ways of the ancients have passed away.
14. Even if We opened out to them a gate from heaven, and they were to continue (all day) ascending therein,
15. They would only say: "Our eyes have been intoxicated: Nay, we have been bewitched by sorcery."
16. It is We Who have set out the zodiacal signs in the heavens, and made them fair-seeming to (all) beholders;
17. And (moreover) We have guarded them from every cursed devil:
18. But any that gains a hearing by stealth, is pursued by a flaming fire, bright (to see).
19. And the earth We have spread out (like a carpet); set thereon mountains firm and immovable; and produced therein all kinds of things in due balance.
20. And We have provided therein means of subsistence,- for you and for those for whose sustenance ye are not responsible.
21. And there is not a thing but its (sources and) treasures (inexhaustible) are with Us; but We only send down thereof in due and ascertainable measures.
22. And We send the fecundating winds, then cause the rain to descend from the sky, therewith providing you with water (in abundance), though ye are not the guardians of its stores.
23. And verily, it is We Who give life, and Who give death: it is We Who remain inheritors (after all else passes away).
24. To Us are known those of you who hasten forward, and those who lag behind.
25. Assuredly it is thy Lord Who will gather them together: for He is perfect in Wisdom and Knowledge.
26. We created man from sounding clay, from mud moulded into shape;
27. And the Jinn race, We had created before, from the fire of a scorching wind.
28. Behold! thy Lord said to the angels: "I am about to create man, from sounding clay from mud moulded into shape;
29. "When I have fashioned him (in due proportion) and breathed into him of My spirit, fall ye down in obeisance unto him."
30. So the angels prostrated themselves, all of them together:
31. Not so Iblis: he refused to be among those who prostrated themselves.
32. (Allah) said: "O Iblis! what is your reason for not being among those who prostrated themselves?"
33. (Iblis) said: "I am not one to prostrate myself to man, whom Thou didst create from sounding clay, from mud moulded into shape."
34. (Allah) said: "Then get thee out from here; for thou art rejected, accursed.
35. "And the curse shall be on thee till the day of Judgment."
36. (Iblis) said: "O my Lord! give me then respite till the Day the (dead) are raised."
37. (Allah) said: "Respite is granted thee
38. "Till the Day of the Time appointed."
39. (Iblis) said: "O my Lord! because Thou hast put me in the wrong, I will make (wrong) fair-seeming to them on the earth, and I will put them all in the wrong,-
40. "Except Thy servants among them, sincere and purified (by Thy Grace)."
41. (Allah) said: "This (way of My sincere servants) is indeed a way that leads straight to Me.
42. "For over My servants no authority shalt thou have, except such as put themselves in the wrong and follow thee."
43. And verily, Hell is the promised abode for them all!
44. To it are seven gates: for each of those gates is a (special) class (of sinners) assigned.
45. The righteous (will be) amid gardens and fountains (of clear-flowing water).
46. (Their greeting will be): "Enter ye here in peace and security."
47. And We shall remove from their hearts any lurking sense of injury: (they will be) brothers (joyfully) facing each other on thrones (of dignity).
48. There no sense of fatigue shall touch them, nor shall they (ever) be asked to leave.
49. Tell My servants that I am indeed the Oft-forgiving, Most Merciful;
50. And that My Penalty will be indeed the most grievous Penalty.
51. Tell them about the guests of Abraham.
52. When they entered his presence and said, "Peace!" He said, "We feel afraid of you!"
53. They said: "Fear not! We give thee glad tidings of a son endowed with wisdom."
54. He said: "Do ye give me glad tidings that old age has seized me? Of what, then, is your good news?"
55. They said: "We give thee glad tidings in truth: be not then in despair!"
56. He said: "And who despairs of the mercy of his Lord, but such as go astray?"
57. Abraham said: "What then is the business on which ye (have come), O ye messengers (of Allah)?"
58. They said: "We have been sent to a people (deep) in sin,
59. "Excepting the adherents of Lut: them we are certainly (charged) to save (from harm),- All -
60. "Except his wife, who, We have ascertained, will be among those who will lag behind."
61. At length when the messengers arrived among the adherents of Lut,
62. He said: "Ye appear to be uncommon folk."
63. They said: "Yea, we have come to thee to accomplish that of which they doubt.
64. "We have brought to thee that which is inevitably due, and assuredly we tell the truth.
65. "Then travel by night with thy household, when a portion of the night (yet remains), and do thou bring up the rear: let no one amongst you look back, but pass on whither ye are ordered."
66. And We made known this decree to him, that the last remnants of those (sinners) should be cut off by the morning.
67. The inhabitants of the city came in (mad) joy (at news of the young men).
68. Lut said: "These are my guests: disgrace me not:
69. "But fear Allah, and shame me not."
70. They said: "Did we not forbid thee (to speak) for all and sundry?"
71. He said: "There are my daughters (to marry), if ye must act (so)."
72. Verily, by thy life (O Prophet), in their wild intoxication, they wander in distraction, to and fro.
73. But the (mighty) Blast overtook them before morning,
74. And We turned (the cities) upside down, and rained down on them brimstones hard as baked clay.
75. Behold! in this are Signs for those who by tokens do understand.
76. And the (cities were) right on the high-road.
77. Behold! in this is a sign for those who believed.
78. And the Companions of the Wood were also wrong-doers;
79. So We exacted retribution from them. They were both on an open highway, plain to see.
80. The Companions of the Rocky Tract also rejected the messengers:
81. We sent them Our Signs, but they persisted in turning away from them.
82. Out of the mountains did they hew (their) edifices, (feeling themselves) secure.
83. But the (mighty) Blast seized them of a morning,
84. And of no avail to them was all that they did (with such art and care)!
85. We created not the heavens, the earth, and all between them, but for just ends. And the Hour is surely coming (when this will be manifest). So overlook (any human faults) with gracious forgiveness.
86. For verily it is thy Lord who is the Master-Creator, knowing all things.
87. And We have bestowed upon thee the Seven Oft-repeated (verses) and the Grand Qur´an.
88. Strain not thine eyes. (Wistfully) at what We have bestowed on certain classes of them, nor grieve over them: but lower thy wing (in gentleness) to the believers.
89. And say: "I am indeed he that warneth openly and without ambiguity,"-
90. (Of just such wrath) as We sent down on those who divided (Scripture into arbitrary parts),-
91. (So also on such) as have made Qur´an into shreds (as they please).
92. Therefore, by the Lord, We will, of a surety, call them to account,
93. For all their deeds.
94. Therefore expound openly what thou art commanded, and turn away from those who join false gods with Allah.
95. For sufficient are We unto thee against those who scoff,-
96. Those who adopt, with Allah, another god: but soon will they come to know.
97. We do indeed know how thy heart is distressed at what they say.
98. But celebrate the praises of thy Lord, and be of those who prostrate themselves in adoration.
99. And serve thy Lord until there come unto thee the Hour that is Certain.
Rahman rahim Allah`ın adıyla
1. Elif-Lam-Ra! Bunlar Kitab`ın, yani özünde açık ve (hakikatı) açıklayıcı olan ilahi hitabın ayetleridirler.
2. Gün gelecek, inkarda ısrar edenler (vahyin yol göstericiliğine) teslim olmayı yürekten temenni edecekler.
3. Kendi haline bırak onları; yesinler, geçici hazlarla avunsunlar, oyalasın onları boş umutlar: nasıl olsa zamanı gelince (gerçeği) öğrenecekler.
4. Zira Biz hiçbir memleketi, (önceden) bilinip anlaşılan ilahi bir vahye muhatap kılmadıkça helake sürüklememişizdir.
5. (Kaldı ki) hiçbir uygarlık, kendisi için belirlenen sürenin (artık kaçınılmaz olan) bitimini ne öne alabilir ne de erteleyebilir.
6. Bir de (kalkıp) "Sen ey kendisine uyarıcı mesaj indiğini (iddia eden) kişi, evet sen kesinlikle mecnunsun!" dediler;
7. "Eğer doğru söylüyor idiysen, bize meleklerle gelseydin ya!" (diye de eklediler).
8. Biz, melekleri ancak ve ancak hakikatin gerçekleşmesi için indiririz; eğer (dedikleri olsaydı), o zaman da onlar için asla erteleme olmazdı.
9. Elbette bu uyarıcı mesajı kaynağından indiren Biziz; onu koruyacak olan da kesinlikle yine Biz olacağız, Biz!
10. Doğrusu (Ey Peygamber), senden önce de geçip gitmiş topluluklara (elçiler) göndermiştik.
11. Kendilerine gelen hiçbir elçi yoktu ki onları alaya almamış olsunlar.
12. Biz (vahyin, etki etmeden) günahkarların yüreklerinden geçip gitmesini işte böyle sağlarız;
13. onlar da öncekilerin nasıl bir model ortaya koydukları sergilendiği halde, (yine de) bu (vahye) inanmazlar.
14. Ve eğer onların üzerine gökten bir kapı açmış olsaydık ve onlar da oraya yükselebilselerdi,
15. kesinlikle derlerdi ki: "Al işte, bizim basiretimiz de bağlandı; daha da beteri (galiba) biz topyekün büyülendik..."
16. Doğrusu Biz, gökyüzünde yıldız kümeleri var ettik; ve onları (ibret nazarıyla) bakanlar için süsledik.
17. Ve onları (bilir bilmez) atan her tür şeytani güçten koruduk.
18. Fakat kim ki (gayb konusunda) kulak hırsızlığına soyunur, onun peşine ayan açık parlak bir alev takılır.
19. Ve yeryüzünü (engebeli arazı yapısıyla) uzatıp genişlettik; zira orada kalkmaz kımıldamaz dağlar yerleştirdik; üstelik orada her türün dengeli bir biçimde büyüyüp gelişeceği (bir canlı hayat) bahşettik.
20. Yine orada hem sizin için, hem de rızık vericisi siz olmadığınız bütün (diğer) varlıklar için geçinme imkanları sağladık.
21. Hiçbir şey yoktur ki, onun kaynağı Bizim katımızda olmamış olsun; fakat Biz her bir şeyi tesbit ve tayin edilmiş bir ölçüye göre indiririz.
22. Yine, aşılayıcı rüzgarları Biz sevk etmişiz; bunun sonucunda gökten suyu indirmiş ve onunla sizi suya kandımışız; yoksa onun kaynağına hükmeden siz değilsiniz.
23. Ve elbette Biziz hayatı ve ölümü var eden; ve (ölümlü tüm varlıklardan) geriye kalan her şeyin tek gerçek varisi olan da Biziz.
24. Doğrusu Biz, sizin içinizden öne geçmek isteyenleri de, bile isteye geride kalanları da biliriz.
25. Ve gerçekte senin Rabbin var ya; işte O`dur onları bir araya toplayacak olan: Çünkü O her hükmünde hep isabet kaydeder, her şeyi tarifsiz bilir.
26. Doğrusu Biz insanı süzme, kurumuş, ses veren bir balçık türünden özgün bir biçim almaya elverişli, tabiatı değiştirilmiş, koyu ve yoğun çamur nevi bir şeyden yarattık.
27. Görünmez varlıkları ise, (insandan) daha önce, yakıp kavuran (şaşırtıcı bir karışımda), zehir gibi (insanın gözeneklerine) nüfuz eden tarifsiz bir ateşten yarattık.
28. Hani bir zamanlar Rabbin meleklere demişti ki: "Bakın, Ben süzme, kurumuş, ses veren bir balçıktan; özgün bir biçim almaya elverişli, tabiatı değiştirilmiş, koyu ve yoğun bir çamurdan fiziki olarak görünen ölümlü bir varlık yaratacağım!
29. İzleyin; ne zaman ki onu şekillendirir de kendisine ruhumdan üflersem, derhal yere kapanıp onun (hizmetine) amade olun!"
30. Bunun üzerine meleklerin tümü hep birlikte yere kapandı;
31. iblis müstesna: o (hizmete) amade olup yere kapananlarla birlikte hareket etmekten kaçındı.
32. (Allah) "Ey İblis! Sen neden yere kapananlarla birlikte hareket etmedin?" dedi.
33. (İblis) dedi ki: "Benim, süzme, kurumuş, ses veren bir balçıktan; tabiatı değiştirilmiş, koyu ve yoğun bir çamurdan yarattığın bir beşerin emrine amade olmam yakışık almazdı!"
34. (Allah) "Öyleyse çık git bu makamdan!" dedi, "Çünkü sen kendi kendini aşağıladın!
35. Ve unutma ki Hesap Günü`ne kadar tüm lanet senin üzerine olacaktır!"
36. (İblis) "Rabbim!" dedi, "Madem öyle, bana tekrar diriliş gününe kadar süre tanı!"
37. (Allah) buyurdu ki: "Peki, sen zaten süre tanınmışlardan birisin;
38. (tabi ki, sadece tarafımdan) bilinen zaman doluncaya ve günü gelinceye kadar!"
39. (İblis) "Rabbim!" dedi, "Beni yoldan dışladığın için ben de yeryüzünde onlara (günahları) süslü püslü göstereceğim ve kesinlikle onların tümünü yoldan çıkaracağım.
40. Bunun tek istisnası, onlar arasındaki imanını saf ve temiz tutma çabasını desteklediğin kullar olacak!"
41. (Allah) buyurdu ki: "(Zaten) bu, kendim için benimsediğim en doğru yol ve yöntemdir;
42. Şu bir gerçek ki, has kullarım üzerinde senin hiçbir inandırıcı gücün olmayacaktır; ne var ki batıl inançlı cahil ve bilinçsizlerden sana uyanlar müstesna!
43. İşte onların tümünün buluşma yeri cehennemdir;
44. oranın yedi kapısı vardır; o kapıların her biri, onlardan (günahıma göre) tasnif edilmiş bir kesime tahsis edilecektir.
45. Ve fakat muttakiler! Onlar has bahçelerde, pınar başlarında...
46. (Çünkü) onlara "Esenlik ve güvenlik içinde oraya girin!" (denilecek).
47. Zira Biz Onları, içlerine işlemiş olan her tür olumsuz duygu ve düşünceden tamamen arındıracağız. Onlar mutluluk tahtları üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı oturacaklar.
48. Orada onlar ne bir yorgunluk ve zahmete katlanacaklar, ne de oradan çıkarılacaklar.
49. (Ey Peygamber!) Kullarıma haber ver: Ben, evet Ben tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıyım!
50. Ama unutma ki, en çok elem ve ıstırap veren azap da Benim azabım!
51. Onlara İbrahim`in konuklarından da haber ver:
52. Hani, onun huzuruna girmişler ve "Selam!" demişlerdi. (İbrahim) ise "Doğrusu biz sizden çekiniyoruz" diye mukabele etmişti.
53. "Çekinmenize gerek yok" dediler, "çünkü biz sana bilge bir oğlan çocuğu müjdelemek amacıyla geldik."
54. "Ne! Yaşlılık gelip başıma çökmüşken bana bu müjdeyi veriyorsunuz, öyle mi?" dedi; "Peki neye dayanarak bana müjde veriyorsunuz?"
55. Onlar "Biz seni, gerçekleşmesi kaçınılmaz bir bilgiye dayanarak müjdeliyoruz" deyip eklediler: "Sakın ha, umutsuzluğa düşeyim deme!"
56. (İbrahim) "Yoldan sapanlar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut kesebilir ki?" dedi
57. ve ekledi: "Daha başka bir işiniz de var mı ey elçiler?"
58. Dediler ki: "Evet, biz günaha gömülmüş bir toplumun (helakı) için gönderildik;
59. tabii ki Lut`un (iman) ailesi bundan istisna. Şu kesin ki, biz onların tümünü kurtaracağız;
60. onun karısı hariç! Biz (tercihine bakarak) bunu öngördük; çünkü o dökülenlerden biri olmayı seçti."
61. Derken, elçiler Lut ailesinin (yanına) gelince
62. o dedi ki; "Bakın, siz tanınmayan garip kimselersiniz!"
63. Dediler ki: "Hayır, aksine biz sana onların kendisi hakkında kuşku içerisinde bocalayıp durdukları şeyi getirdik,
64. ve biz sana tartışılmaz bir gerçekle geldik; zira unutma ki biz sadece doğruyu söyleriz.
65. Şu durumda sen gecenin bir vaktinde aileni yola çıkar, sen de onların arkalarından peşlerine takıl! Sizden hiç kimsenin gözü arkada kalmasın! Emredildiğiniz yere doğru ilerleyin!"
66. Ve ona şu kesin kararımızı bildirdik: "İşte bu güruhun kökü gün ağarırken tamamen kazınmış olacaktır!"
67. Derken, şehir halkı sevinç çığlıkları atarak gelip (kapıya dayandı).
68. (Lut) dedi ki: "Bakın, onlar benim konuklarımdır! Sakın bir rezalet çıkarayım demeyin!
69. Ve Allah`tan korkun; beni de utanç içinde bırakmayın!"
70. Şöyle çıkıştılar: "Yok ya! Biz seni el alemin işine karışmaman konusunda uyarmamış mıydık?"
71. (Lut) dedi ki: "İşte kızlarım; tabi ille de bu işi yapacaksınız!.."
72. (Melekler) "Hay, sen bin yaşa!" dediler; "Baksana, onlar (şehvet) sarhoşluğuyla (gömüldükleri günah bataklığı) içerisinde debelenip duruyorlar!"
73. Ve şafak ağarırken, onları (dehşetli) sayha kıskıvrak yakalayıverdi;
74. ve oranın altını üstüne getirdik ve o coğrafyanın üzerine (püskürtü halinde) akkor balçıktan taşlar yağdırdık.
75. Kuşku yok ki bütün bunlarda, işaretleri okumasını bilen kimselerin alacağı nice ibretler vardır.
76. Yine kuşku yok ki bu (şehir)ler, (hala) varlığı sabit bir yol üzerindedirler.
77. Kuşkusuz bütün bunlarda iman sahiplerinin alacağı nice ibretler vardır.
78. Doğrusu (Medyen`deki) Yeşil Vadi`nin halkı da zulme gömülmüş kimselerdi.
79. Bundan dolayı Biz, onlara (da) yaptıklarının acısını tattırdık. İşte adı geçen bu iki toplumun da, (dünyevi refah açısından) çok önde olduğu ayan açık ortadaydı.
80. Doğrusu Hicr halkı da gönderilen elçileri yalanlamıştı.
81. Zira onlara ayetlerimizi iletmiştik, fakat onlar o (ayetlerden) ısrarla yüz çevirmiştiler.
82. Hesapta onlar dağları oyarak kendilerine güvenli evler inşa ediyorlardı;
83. fakat sabahın ilk ışıklarıyla (dehşetli) sayha onları kıskıvrak yakalayıverdi;
84. ve elde ettiklerinden hiçbir şey onların başından belayı savamadı.
85. İmdi Biz, gökleri, yeri ve o ikisi arasındakileri başka değil, sadece mutlak hakikate atıf olsunlar için yarattık. Şu da bir gerçek ki, Son Saat kesinlikle gelecektir. Şu halde (onlara) hoşgörüyle karşılık ver:
86. çünkü senin Rabbin var ya: en yüce yaratıcı, her şeyi bilen işte O`dur!
87. Doğrusu Biz sana, seb` mesani`yi, yani Yüce Kur`an`ı verdik.
88. (Öyleyse) onlardan kimilerine verdiğimiz geçici lezzetlere iltifat etme! Üstelik onlar için üzülme de... Ancak mü`minlere kol kanat ger.
89. ve de ki: "Bakın ben, evet ben (ilahi vahyi) açıklayan uyarıcıyım!"
90. (Vahyi sana Biz indirdik), tıpkı (onu önceden) paramparça edenlere indirdiğimiz gibi.
91. Onlar ki, (şimdi de) Kur`an`ı birbirinden kopuk sözler demeti olarak tasavvur ediyorlar.
92. Evet, Rabbine andolsun ki onların tümünü sorgulayacağız;
93. yapıp ettikleri her şeyden!
94. O halde, artık sana emredileni açıkça ortaya koy ve şirk koşmayı tabiat haline getirenlere aldırma!
95. Unutma ki küçümseyip alaya alanlara karşı Biz sana yeteriz.
96. Onlar ki, Allah`la beraber başka bir ilah (atama yetkisini) kendilerinde buluyorlar. Nasıl olsa günü gelince (yaptıklarının ne demeye geldiğini) öğrenecekler!
97. Doğrusu, onların söyledikleri şeylerden dolayı içinin daraldığını Biz de biliyoruz.
98. Öyleyse Rabbinin adını anarak O`nun yüceliğini hamd ile dile getir ve (hep) O`nun huzurunda secde edenlerden biri ol!
99. Nihayet, ölüm gelip seni buluncaya dek Rabbine kulluğu (sürdür)!
Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla
1. Elif, Lam, Ra. Bunlar, Kitab’ın ve apaçık olan Kur’an’ın ayetleridir.
2. O inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler.
3. Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir.
4. Biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık.
5. Hiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler.
6. Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler.
7. "Eğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin?"
8. Hak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz.
9. Hiç şüphesiz, zikri (Kur’an’ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.
10. Andolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik.
11. Onlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi.
12. Böylece Biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız.
13. Onlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir.
14. Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de,
15. Mutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir.
16. Andolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik.
17. Ve onu her kovulan şeytandan koruduk.
18. Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler.
19. Yere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik.
20. Ve orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık.
21. Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımız’da olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz.
22. Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz.
23. Şüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar Biziz.
24. Andolsun sizden öne (veya önceden) geçenleri bilmişizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmişizdir.
25. Ve şüphesiz senin Rabbin, O, onları haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
26. Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
27. Ve Cann’ı da daha önce ’nüfuz eden kavurucu’ ateşten yaratmıştık.
28. Hani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım."
29. "Ona bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum’dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın."
30. Böylece meleklerin tümü, topluca secde etti.
31. Ancak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı.
32. Dedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın?"
33. Dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim."
34. Dedi ki: "Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın."
35. "Ve şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir."
36. Dedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı."
37. Dedi ki: "Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın."
38. "Bilinen günün vaktine kadar."
39. Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım."
40. "Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna."
41. (Allah) Dedi ki: "İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur."
42. "Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur."
43. "Ve hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir."
44. Onun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır.
45. Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır.
46. Oraya esenlikle ve güvenlikle girin.
47. Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar.
48. Orda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler.
49. Haber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim.
50. Ve şüphesiz azabım; o acıklı bir azaptır.
51. Onlara İbrahim’in konuklarından haber ver.
52. Yanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti.
53. Dediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz."
54. Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz?"
55. Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma."
56. Dedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser?"
57. Dedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne?"
58. Dediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik."
59. "Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız."
60. "Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır."
61. Böylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde,
62. (Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz."
63. "Hayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik."
64. "Sana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz."
65. "Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin."
66. Ve onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir."
67. Şehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi.
68. (Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi.
69. "Allah’tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin."
70. Dediler ki: "Biz seni ’herkes(in işin)e karışmaktan’ alıkoymamış mıydık?"
71. Dedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım."
72. Ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler.
73. Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi.
74. Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık.
75. Elbette bunda ’derin bir kavrayışa sahip olanlar’ için gerçekten ayetler vardır.
76. O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır.
77. Elbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır.
78. Eyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi.
79. Bundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir.
80. Andolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı.
81. Onlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi.
82. Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.
83. Derken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi.
84. Buna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi.
85. Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran.
86. Çünkü Rabbin, yaratan ve bilenin ta Kendisi’dir.
87. Andolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kur’an’ı verdik.
88. Sakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü’minler için de (şefkat) kanatlarını ger.
89. Ve de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım."
90. Parça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi,
91. Ki onlar Kur’anı parça-parça kıldılar.
92. Rabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız.
93. Yapmakta oldukları şeyleri.
94. Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme.
95. Şüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz.
96. Ki onlar, Allah ile beraber başka İlahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir.
97. Andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz.
98. Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.
99. Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.
Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla
1. Elif Lâm Râ. Bunlar kitabın ve Kur’ân-ı Mübin’in âyetleridir.
2. Bir zaman olur kâfirler, "Keşke vaktiyle Müslüman olmuş olsaydık!" diye çok hasret çekerler.
3. Bırak onları, yesin içsinler, zevklerine düşsünler, arzu ve emelleri kendilerini oyalaya dursun. Yakında bilecekler!
4. Bizim imha ettiğimiz her memleket hakkında mutlaka daha önce kararlaştırılmış, malum bir vade vardır.
5. Hiç bir ümmet vaadesini ne öne alabilir, ne erteleyebilir.
6. (6-7) O kâfirler, alay ederek: "Ey o kendisine kitap indirilmiş olan" dediler; "mutlaka sen bir delisin! Eğer iddianda tutarlı isen, ne diye bize o melekleri getirip göstermiyorsun?"
7. (6-7) O kâfirler, alay ederek: "Ey o kendisine kitap indirilmiş olan" dediler; "mutlaka sen bir delisin! Eğer iddianda tutarlı isen, ne diye bize o melekleri getirip göstermiyorsun?"
8. Biz o melekleri ancak hikmet gereğince göndeririz. Ama o zaman da, kendilerine hiç mühlet verilmez, derhal işleri bitirilir, mahvolup giderler.
9. Hiç şüphe yok ki o zikri, Kur’ân’ı Biz indirdik, onu koruyacak olan da Biz’iz.
10. (10-11) Senden önce gelip geçen milletlere de Biz Peygamberler gönderdik. Ama onlara hiç bir resul gelmedi ki onunla alay etmiş olmasınlar.
11. (10-11) Senden önce gelip geçen milletlere de Biz Peygamberler gönderdik. Ama onlara hiç bir resul gelmedi ki onunla alay etmiş olmasınlar.
12. (12-13) Biz böylece o inkâr ve alayı suçluların kalplerine sokarız. Geçmiş ümmetlerin başlarına gelen felaketler ibret teşkil ettiği halde yine de onlar iman etmezler.
13. (12-13) Biz böylece o inkâr ve alayı suçluların kalplerine sokarız. Geçmiş ümmetlerin başlarına gelen felaketler ibret teşkil ettiği halde yine de onlar iman etmezler.
14. (14-15) Hatta o kâfirlere gökten bir kapı açsak, onlar da yukarı yükselip çıksalar, yine de "Galiba gözlerimiz bağlandı, belki de büyüye tutulduk!" derler.
15. (14-15) Hatta o kâfirlere gökten bir kapı açsak, onlar da yukarı yükselip çıksalar, yine de "Galiba gözlerimiz bağlandı, belki de büyüye tutulduk!" derler.
16. (16-18) Gerçekten Biz, gökte burçlar yarattık ve onları seyredenler için yıldızlarla süsledik. Hem onu kovulmuş her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı edenler olursa, onu da parlak bir ışık kovalar.
17. (16-18) Gerçekten Biz, gökte burçlar yarattık ve onları seyredenler için yıldızlarla süsledik. Hem onu kovulmuş her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı edenler olursa, onu da parlak bir ışık kovalar.
18. (16-18) Gerçekten Biz, gökte burçlar yarattık ve onları seyredenler için yıldızlarla süsledik. Hem onu kovulmuş her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı edenler olursa, onu da parlak bir ışık kovalar.
19. Yeri de yaydık, genişlettik ve oraya sağlam dağlar çaktık ve orada hikmetle ölçülmüş olarak her türlü nebatı yetiştirdik.
20. Orada hem siz insanlar için, hem rızkını sizin vermediğiniz daha nice yaratıklar için geçimlikler meydana getirdik.
21. Hiçbir şey yoktur ki onu meydana getiren hazinelerin anahtarları elimizde olmasın. Biz onu ancak belirli bir ölçü ile indiririz.
22. Aşılayıcı Rüzgârlar gönderdik. Derken gökten yağmur indirip onunla sizi suladık. Halbuki o suyu hazinelerde depolayan da sizler değilsiniz.
23. Muhakkak ki hayatı veren de Biz’iz, hayatı geri alıp öldüren de ve elbette hepsine vâris olacak, hepsinden sonraya kalacak olan baki de Biz’iz.
24. Doğrusu sizden, önden gidenleri de, geri kalanları da Biz pek iyi biliriz.
25. Senin Rabbin, elbette onları mahşerde toplayacaktır. Çünkü O hakîmdir, alîmdir (tam hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi bilir).
26. Biz insanı kara çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
27. Cinleri de daha önce, zehirli ateşten yaratmıştık.
28. Ve hani Rabbin meleklere: "Ben, demişti, kuru çamurdan, şekillenmiş bir çamurdan bir beşer yaratacağım."
29. "Bu itibarla, Ben onu düzenlediğim insan şekline koyduğum ve içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal onun önünde secdeye kapanınız."
30. (30-31) İblis hariç bütün melekler secdeye kapandılar. O ise kibirlenip, secde edenler arasında yer almadı.
31. (30-31) İblis hariç bütün melekler secdeye kapandılar. O ise kibirlenip, secde edenler arasında yer almadı.
32. Allah İblis’e: "Sen niye secde edenlerle beraber olmadın?" diye sordu.
33. "Benim," dedi, "kuru çamurdan şekillenmiş balçıktan yarattığın bir beşere secde etmem mümkün değildir."
34. (34-35) Allah şöyle buyurdu: "O halde, defol buradan! Çünkü sen kovuldun ve bu lânet, hesap gününe kadar senin üzerinde devam edecektir."
35. (34-35) Allah şöyle buyurdu: "O halde, defol buradan! Çünkü sen kovuldun ve bu lânet, hesap gününe kadar senin üzerinde devam edecektir."
36. "Ya Rabbî!" dedi, "O halde insanların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver!"
37. (37-38) "Haydi, buyurdu, belirli bir güne kadar sana müsaade edildi."
38. (37-38) "Haydi, buyurdu, belirli bir güne kadar sana müsaade edildi."
39. (39-40) İblis dedi ki: "Ya Rabbî! Beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de dünyada onlara günahları süsleyeceğim ve senin ihlasa erdirdiğin kulların müstesna, onların hepsini azdıracağım"
40. (39-40) İblis dedi ki: "Ya Rabbî! Beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de dünyada onlara günahları süsleyeceğim ve senin ihlasa erdirdiğin kulların müstesna, onların hepsini azdıracağım"
41. Allah buyurdu: "Bu seçkin kullarımın tuttuğu yol, işte Ben’im gözettiğim dosdoğru yoldur."
42. "Şüphesiz Benim o seçkin kullarım üzerinde senin hiçbir nüfûzun yoktur, ancak senin peşine takılmış şaşkın azgınlar başka!"
43. (43-44) Şüphesiz cehennem de o azgınların hepsinin varacakları yerdir. Oranın yedi kapısı vardır ve her kapıdan kimlerin gireceği belirlenmiştir.
44. (43-44) Şüphesiz cehennem de o azgınların hepsinin varacakları yerdir. Oranın yedi kapısı vardır ve her kapıdan kimlerin gireceği belirlenmiştir.
45. Şeytana uymaktan korunan müttakiler ise cennetlerde ve pınar başlarındadırlar.
46. "Esenlikle, emin olarak girin oraya!" (denir onlara).
47. Onların kalplerindeki kini söküp çıkarmışızdır. Dost ve kardeş olarak, divanlar üzerinde karşı karşıya otururlar.
48. Orada kendilerine hiç bir zahmet ve meşakkat dokunmaz, oradan hiç çıkarılmazlar.
49. (49-50) Kullarıma haber ver ki (günahları örten) gafur, (ihsanı bol olan) rahîm Ben’im. Bununla beraber azabım da elîm mi elîm!
50. (49-50) Kullarıma haber ver ki (günahları örten) gafur, (ihsanı bol olan) rahîm Ben’im. Bununla beraber azabım da elîm mi elîm!
51. Onlara İbrâhim’in misafirlerinden de bahset.
52. Onun yanına girdiklerinde "Selam!" dediler. İbrâhim: "Biz sizden korkuyoruz." dedi.
53. "Korkma!" dediler. "Biz sana (büyüdüğünde âlim olacak) bir oğlunuzun dünyaya geleceğini müjdeliyoruz."
54. "Beni mi müjdeliyorsunuz?" dedi. "Bana ihtiyarlık gelip çatmışken, artık beni nasıl tebşir edersiniz?"
55. "Sana gerçeği müjdeledik, onun için ümit kesenlerden olma!" dediler.
56. O da: "Rabbinin rahmetinden, hak yoldan sapanlardan başka kim ümit keser ki?" dedi.
57. Ve ilâve etti: "Ey elçiler, bundan başka işiniz nedir? sorabilir miyim?"
58. (58-60) "Haberin olsun!" dediler, "Biz, Lut’un ailesi dışında suçlu bir topluluğu cezalandırmak için gönderildik; onun karısı hariç tüm ailesini kurtaracağız. Zira eşinin suçlularla beraber kalmasını gerekli gördük."
59. (58-60) "Haberin olsun!" dediler, "Biz, Lut’un ailesi dışında suçlu bir topluluğu cezalandırmak için gönderildik; onun karısı hariç tüm ailesini kurtaracağız. Zira eşinin suçlularla beraber kalmasını gerekli gördük."
60. (58-60) "Haberin olsun!" dediler, "Biz, Lut’un ailesi dışında suçlu bir topluluğu cezalandırmak için gönderildik; onun karısı hariç tüm ailesini kurtaracağız. Zira eşinin suçlularla beraber kalmasını gerekli gördük."
61. (61-62) Elçiler Lut’un evine gelince O: "Doğrusu, siz ürkülecek kimselersiniz." dedi.
62. (61-62) Elçiler Lut’un evine gelince O: "Doğrusu, siz ürkülecek kimselersiniz." dedi.
63. (63-65) "Yok" dediler, "Biz sana, onların şüphe ettikleri cezayı getirdik ve sana emr-i Hak ile geldik, emin ol biz sadık kimseleriz. Hemen gecenin sonunda aileni yola çıkar, sen de arkalarından git, içinizden hiç kimse dönüp ardına bakmasın, size emredilen yere geçin gidin."
64. (63-65) "Yok" dediler, "Biz sana, onların şüphe ettikleri cezayı getirdik ve sana emr-i Hak ile geldik, emin ol biz sadık kimseleriz. Hemen gecenin sonunda aileni yola çıkar, sen de arkalarından git, içinizden hiç kimse dönüp ardına bakmasın, size emredilen yere geçin gidin."
65. (63-65) "Yok" dediler, "Biz sana, onların şüphe ettikleri cezayı getirdik ve sana emr-i Hak ile geldik, emin ol biz sadık kimseleriz. Hemen gecenin sonunda aileni yola çıkar, sen de arkalarından git, içinizden hiç kimse dönüp ardına bakmasın, size emredilen yere geçin gidin."
66. Ona şu kesin emri vahyettik: "Sabaha çıkarlarken onların kökü kesilmiş olacaktır!"
67. Şehir halkı da misafirlerin geldiğini duyup eğlenmek için gelmişlerdi.
68. (68-69) "Bunlar benim misafirlerim!" dedi, "Ne olur beni mahcûp etmeyin. Allah’tan korkun da beni rüsvay etmeyin."
69. (68-69) "Bunlar benim misafirlerim!" dedi, "Ne olur beni mahcûp etmeyin. Allah’tan korkun da beni rüsvay etmeyin."
70. Onlarsa: "Biz seni elalemin işine karışmaktan menetmemiş miydik (şunu bunu korumak sana mı kalmış!)" dediler.
71. Lût: "Eğer evlenmek isterseniz, işte kızlarım, onlarla evlenebilirsiniz" dedi.
72. (Resulüm!) "Hayatın hakkı için onlar, kendilerini öylesine kaybetmişlerdi ki sarhoşlukları içinde sürünüp gitmekte idiler."
73. Güneş doğarken o korkunç ses bastırıverdi onları!
74. Bir anda şehirlerinin üstünü altına çevirdik. Pişirilmiş çamurdan yapılmış taş yağmuruna tuttuk onları!
75. Elbette bunda işaretten anlayanlar için alınacak nice ibretler vardır.
76. Hem o şehir harabesi uğrak bir yol üzerindedir.
77. Elbette bunda, iman edecekler için çok ibretler vardır.
78. Eyke halkı da zalim mi zalim bir halk idi.
79. Onlara da hak ettikleri cezayı verdik. Bu her iki şehir harabesi de uğrak bir yol üzerindedir.
80. Hicr halkı da peygamberleri yalancı saydı.
81. Onlara delil ve mûcizelerimizi verdik, ama onlar bu delillerden yüz çevirdiler
82. Dağlarda evler yontarak güven içinde bulunuyorlardı.
83. Bir sabah o korkunç ses bastırıverdi onları!
84. Kazanıp ele geçirdikleri mal ve imkânlar hiçbir fayda vermedi kendilerine.
85. Öyle ya, Biz gökleri, yeri ve bu ikisinin aralarında bulunan varlıkları elbette boşuna değil, gerçek bir gaye ve hikmetle yarattık. Hiç şüphe yok ki o kıyamet saati gelip çatacaktır. Öyleyse müsamaha ile tatlılıkla davran onlara.
86. Elbette senin Rabbin mükemmel yaratan ve her şeyi hakkıyla bilendir.
87. Şu kesin ki biz sana Seb-i mesânî ile şu yüce Kur’ân’ı verdik.
88. Sakın o kâfirlerden bir kısmına geçici bir zevk olarak verdiğimiz dünya nimetlerine göz dikme!Onların iman etmemelerinden ötürü üzülme ve müminlere kol kanat ger, onları şefkatle koru.
89. Ve de ki: "Sizleri bekleyen felakete karşı sizi açıkça uyarıyorum."
90. (90-91) Tıpkı o bölüşenlerin, O Kur’ân’ı parça parça edenlerin başlarına indirdiğimiz felaket gibi.
91. (90-91) Tıpkı o bölüşenlerin, O Kur’ân’ı parça parça edenlerin başlarına indirdiğimiz felaket gibi.
92. Rabbin hakkı için, onların hepsini sorguya çekeceğiz!
93. Onları yaptıkları işlerden sorumlu tutacağız.
94. Şimdi sen, sana ne emredilmişse onu açıkça onlara söyle. O müşriklere aldırma!
95. Seninle alay edenlerin haklarından gelmeye Biz yeteriz.
96. Onlar Allah’tan başka tanrı uyduruyorlar ama yaptıklarının sonucunu yakında öğrenecekler!
97. Onların bu kabil iddialarından ötürü senin canının sıkıldığını çok iyi biliyoruz.
98. Ama sen Rabbini hamd ile tenzih et ve secde edenlerden ol.
99. Sana ölüm gelip çatıncaya kadar da Rabbine ibadet et.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
1. Elif, Lâm, Ra; bunlar kitabın, Kur’an’ın ayetleridir.
2. Gün gelecek, kâfirler «keşke vaktiyle müslüman olsaydık» diyeceklerdir.
3. Bırak onları yesinler, dünya nimetlerinden yararlansınlar ve ihtirasları ile oyalansınlar, ilerde gerçeği öğreneceklerdir.
4. Yok ettiğimiz her beldenin mutlaka uğradığı akıbete ilişkin belirli bir yazısı vardır.
5. Hiçbir millet ne yokoluş gününü öne alabilir ve ne de yaşama süresini aşabilir.
6. Müşrikler dediler ki; «Ey kendisine Kur’an inen adam, sen kesinlikle delinin birisin.»
7. Eğer söylediklerin doğru ise bize melekler ile birlikte gelseydin ya.
8. Oysa biz melekleri ancak gerektiğinde indiririz, o zaman da onlara artık mühlet tanınmaz.»
9. Bu Kur’an’ı gerçekten biz indirdik ve onu koruyacak olan da biziz.
10. Ey Muhammed, biz senden önce de eskiden yaşamış çeşitli milletlere peygamberler göndermiştik.
11. Bu milletler, kendilerine gelen her peygamberi mutlaka alaya almışlardır.
12. Biz böylece peygamberleri alaya alma huyunu günahkârların kalplerine aşılarız.
13. Onlar Kur’an’a inanmazlar. Oysa daha önceki yoldaşları hakkında ilahi kanun işlemişti.
14. Eğer onlara bir kapı açsak da göğe çıkmaya koyulsalar.
15. «Gözlerimiz hayal görüyor, herhalde birileri bize büyü yaptı,» derler.
16. Gökte takım yıldızlar (ya da yörüngeler) yarattık ve onları gözetleyenler için çeşitli güzellikler ile donattık.
17. Göğü bütün kovulmuş şeytanlardan koruduk.
18. Ancak kulak hırsızlığına yeltenen bir şeytan olursa onu parlak ışıklı bir kayan yıldız kovalar.
19. Yerin alanını geniş yaptık, oraya sabit dağlar serpiştirdik ve orada belirli bir ölçü uyarınca her bitkiyi bitirdik.
20. Orada gerek sizin için ve gerekse rızıkları tarafınızdan sağlanması sözkonusu olmayan diğer canlılar için besin kaynakları yarattık.
21. Evrende varolan her şeyin hazinesi, ana kaynağı bizim yanımızdadır. Ve biz her şeyi size belirli bir ölçüye göre indiririz.
22. Gönderdiğimiz yağmur yükleyici rüzgârlar aracılığı ile size gökten su indirerek su ihtiyacınızı karşıladık. Yoksa su kaynağını oluşturan siz değilsiniz.
23. Dirilten de öldüren de yalnız biziz ve her şey sonunda bize kalır.
24. Biz sizin eskiden gelip geçenlerini de geride kalanlarını da biliriz.
25. Hiç kuşkusuz Rabbin tüm insanları biraraya toplayacaktır. O her işi yerinde yapar ve her şeyi bilir.
26. Gerçekten biz insanı kara çamurdan oluşmuş kuru balçıktan yarattık.
27. Cinni de daha önce dumansız alevden yarattık.
28. Hani Rabbin, meleklere dedi ki; «Ben kara çamurdan oluşmuş kuru balçıktan bir insan yaratacağım.»
29. Ona biçim verip içine kendi ruhumdan bir soluk üflediğimde önünde secdeye kapanınız!»
30. Bunun üzerine bütün melekler hep birlikte secdeye kapandılar.
31. Yalnız İblis, secdeye kapananlar arasında olmayı reddetti.
32. Allah «Ey İblis, seni secde edenler ile birlikte olmaktan alıkoyan nedir?» dedi.
33. İblis «Kara çamurdan oluşmuş kuru balçıktan yarattığın insana secde etmek bana yakışmaz» dedi.
34. Allah «Öyleyse defol oradan, artık sen rahmetimden kovulmuşsun» dedi.
35. Hesaplaşma gününe kadar sürekli olarak lânetim üzerinedir.
36. İblis, «Ey Rabbim, o halde insanların tekrar dirilecekleri güne kadar bana yaşama süresi tanı» dedi.
37. Allah, «Sen kendilerine yaşama süresi tanınanlardansın» dedi.
38. O belirli vaktin gününe kadar.
39. İblis dedi ki; «Ey Rabbim, beni kışkırtıp sapıklığa düşürdüğün için dünyada kötülüğü onlara cazip göstererek hepsini yoldan çıkaracağım.
40. Sadece onların arasındaki seçkin kulların hariç.
41. Allah dedi ki; «İşte bana ileten doğru yolum budur.»
42. Sana uyan sapıklar dışındaki kullarım üzerinde senin hiçbir nüfuzun, hiçbir etkileme gücün yoktur.
43. Onların hepsinin buluşma yerleri cehennemdir.
44. Oranın yedi kapısı vardır. Her kapıdan hangi cehennemlik grupların içeriye girecekleri belirlenmiştir.
45. Kötülükten sakınanlar ise, cennetteler ve pınar başlarındadırlar.
46. Onlara «Esenlikle ve güven içinde oraya giriniz» denir.
47. Biz cennetliklerin kalplerindeki tüm kin tortularını çekip çıkardık, onlar orada karşılıklı koltuklarda oturan kardeşlerdir.
48. Onlar orada bıkkınlık hissetmezler, oradan çıkarılmaları da sözkonusu değildir.
49. Ey Muhammed, kullarıma haber ver ki, ben gerçekten affediciyim, merhametliyim.
50. Fakat azabım da son derece acıklı bir azaptır.
51. Onlara İbrahim’in konukları hakkında da bilgi ver.
52. Hani İbrahim’in yanına girip selâm verdiklerinde O «Biz sizden korkuyoruz» dedi.
53. Onlar «Korkma, biz sana bilgin bir oğlun olacağını müjdeliyoruz.»
54. İbrahim «Hayli ilerlemiş yaşıma rağmen mi bana bu müjdeyi veriyorsunuz? O halde neye dayanarak müjde veriyorsunuz?» dedi.
55. ’Seni hak ile müjdeledik. Şu halde ümit kesenlerden olma’ dediler.
56. İbrahim, «sapıklardan başka kim Allah’ın rahmetinden ümit keser» dedi.
57. İbrahim; «Ey elçiler göreviniz nedir?» dedi.
58. Onlar dediler ki, «Biz günahkâr bir topluma gönderildik.
59. Yalnız Lût’un bağlıları ile ailesi hariç; onların tümünü kurtaracağız.
60. Yalnız Lût’un eşi hariç, onun geride kalanlar arasında olmasını uygun gördük.
61. Bu elçiler Lût’un evine geldiklerinde.
62. Lût; «Siz benim tanımadığım kimselersiniz» dedi.
63. Onlar dediler ki; «Biz sana soydaşlarının kuşku ile karşıladıkları ilahi azabı haber vermeye geldik.»
64. Sana gerçeği getirdik, kesinlikle doğru söylüyoruz.
65. Gecenin bir saatinde aileni ve bağlılarını yola çıkar, sen de peşlerinden git, hiçbiriniz arkasına bakmasın, emredildiğiniz yere doğru yol alın.
66. Böylece Lût’a bu önemli olayı, yani sabah olunca şu adamların soylarının kurumuş olacağı yolundaki hükmümüzü bildirdik.
67. Şehir halkı sevinç içinde Lût’un evine geldi.
68. Lût onlara dedi ki; «Bunlar benim konuklarımdır, sakın beni onlar karşısında rezil etmeyiniz.»
69. Allah’dan korkunuz, beni utandırmayınız.»
70. Hemşehrileri ona; «İnsanlar ile ilişki kurmayı biz sana yasaklamamış mıydık?» dediler.
71. "Eğer yapmak istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım."
72. Ey Muhammed, hayatın hakkı için onlar sarhoşlukları içinde debeleniyorlardı.
73. Tanyeri ağarırken korkunç bir gürültüye tutuldular.
74. Beldelerinin altını üstüne getirdik ve üzerlerine taşlaşmış balçık kütleleri yağdırdık.
75. Hiç şüphesiz görüntü aracılığı ile işin özünü kavrayabilenler için bu olayda alınacak birçok dersler vardır.
76. Bu beldenin yıkıntıları halâ işlek olan bir yol üzerindedir.
77. Bu yıkıntılarda mü’minler için ibret dersleri vardır.
78. Eyke halkı da, hiç kuşkusuz zalim kimselerdi.
79. Bu yüzden onlardan da öç aldık; bu beldelerin her ikisi de işlek bir yol üzerindedirler.
80. Hicr vadisinin halkı da gerçekten peygamberleri yalanlamışlardı.
81. Onlara mucizelerimizi gösterdik, fakat onlar yüz çevirdiler.
82. Onlar dağları oyup güvenli köşkler yapıyorlardı.
83. Gün doğarken korkunç bir gürültüye tutuldular.
84. Oydukları köşkler hiçbir işlerine yaramadı.
85. Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındaki varlıkları bir gerekçeye dayalı olarak yarattık, boşuna yaratmadık. Kıyamet anı kesinlikle gelecektir. O halde onların küstahlıklarını soylu bir umursamazlıkla karşıla.
86. Her şeyi yaratan ve her şeyi bilen Rabbindir.
87. Gerçekten sana sürekli tekrarlanan yedi ayetli Fatiha suresini ve yüce Kur’an’ı verdik.
88. Erkek, kadın bazı kâfirlere verdiğimiz kimi dünya nimetlerine göz dikme ve (iman etmiyorlar diye) onlar için üzülme, mü’minlere karşı alçak gönüllülük kanatlarını indir.
89. Ben açık sözlü bir uyarıcıyım de.
90. Kutsal kitaplarının ayetleri arasında ayırım gözeten bölücülere de mesaj indirdik.
91. Onlar ki, Kur’an’ın ayetleri arasında da ayırım gözettiler.
92. Rabbin hakkı için, onların tümünü kesinlikle sorguya çekeceğiz.
93. Yaptıkları işler konusunda.
94. Sana buyurulanı açıktan açığa bildir. Ve müşriklere aldırış etme.
95. O istihzacılara karşı muhakkak ki biz sana yeteriz.
96. Onlar ki Allah’la beraber başka bir tanrı tanırlar. Onlar yakında bileceklerdir.
97. Andolsun ki onların dediklerinden göğsünün daraldığını biliyoruz.
98. Sen hemen Rabbini hamd ile tesbih et. Ve secde edenlerden ol.
99. Ve sana «yakîn» gelinceye kadar Rabbine ibadet et.
Rahmân ve Rahim Allâh’ın adıyla
1. Elif lâm râ. Şunlar Kitabın ve apaçık Kur’an’ın âyetleridir.
2. Bir zaman gelir ki nankörlük edenler, "Keşke müslüman olsaydılar" diye arzu ederler.
3. Bırak onlar yesinler, eğlensinler; arzu onları oyalasın. Yakında (yaptıklarının kötü sonucunu) bileceklerdir.
4. Biz hiçbir kenti yok etmedik ki, onun mutlaka bilinen bir yazısı olmasın (helâk ettiğimiz her ülkenin yazılmış, tesbit edilmiş bir süresi vardır. O süre dolunca onları yok etmişizdir).
5. Hiçbir millet ne süresini geçebilir, ne de (ondan) geri kalır (her kavim mutlaka, kendileri için belirtilmiş sürede helâk olur).
6. Dediler ki: "Ey kendisine Zikir (Kitap) indirilmiş olan, sen mutlaka cinlenmişsin!"
7. "Eğer doğrulardansan, bize melekleri getirsene!"
8. Biz, melekleri ancak hak ile (hikmet gereğince) indiririz, o zaman da kendilerine asla göz açtırılmaz, (derhal işleri bitirilir, mahvolup giderler).
9. O Zikri (Kitap)ı biz indirdik biz; ve O’nun koruyucusu da elbette biziz!
10. Andolsun, senden önceki milletlerin kolları içine de elçiler gönderdik.
11. Onlara hiçbir elçi gelmezdi ki, onunla alay etmesinler.
12. İşte biz o(Tanrı Zikri)ni suçluların kalblerine böyle sokarız.
13. Kendilerinden öncekilerin sünneti (inkârcıların mahvedileceği yasası) geçtiği halde yine de ona inanmazlar.
14. Onlara gökten bir kapı açsak da oraya çıkacak olsalardı:
15. "Herhalde gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş bir topluluğuz," derlerdi.
16. Andolsun biz, gökte burçlar yaptık. Ve onu bakanlar için süsledik.
17. Ve onu, her recim (taşlanmış, kovulmuş uydurma sözler atan) şeytândan koruduk.
18. Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ışın kovalar.
19. Arzı da yaydık, oraya sağlam dağlar attık ve orada ölçülü mütenâsib şeyler bitirdik.
20. Orada sizin için ve (beslediğinizi sandığınız, fakat aslında) sizin beslemediğiniz kimseler için geçimlikler var ettik.
21. Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri, bizim yanımızda olmasın, ama biz onu, bilinen bir miktar ile indiririz.
22. Rüzgârları, aşılayıcı olarak gönderdik de gökten su indirdik, böylece sizi suladık. Onu depolayan siz değilsiniz.
23. Biziz, elbette biz ki, yaşatır, öldürürüz; gerçek vâris olan da biziz (her fâninin mülkü bize geçer. Ölmeyen, dâimâ kalan yalnız biziz).
24. Andolsun, sizden önce geçenleri de bildik, sonra gelenleri de bildik.
25. Gerçekten onları toplayacak olan, Rabbindir. O hükümdardır, bilendir.
26. Andolsun biz insanı pişmemiş çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık.
27. Cinne gelince onu da (insandan) daha önce, (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık.
28. Bir zaman Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru çamurdan, değişken balçıktan bir insan yaratacağım!"
29. "Onu düzenle(yip insan şekline koydu)ğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın!"
30. Meleklerin hepsi topluca secde ettiler.
31. Yalnız İblis, secde edenlerle beraber olmayı kabul etmedi.
32. (Allâh): "Ey İblis, nen var ki, sen secde edenlerle beraber olmadın?" dedi.
33. (İblis): "Ben bir çamurdan, değişken bir balçıktan yarattığın insana secde edemem!" dedi.
34. (Allâh): "Öyleyse çık oradan (meleklerin içinden çık), dedi, çünkü sen kovuldun!"
35. "Tâ cezâ gününe kadar üzerine lâ’net edilecektir!"
36. (İblis): "Rabbim," dedi "bâri tekrar dirilecekleri güne kadar beni(m canımı almayı) ertele!"
37. (Allâh): "Haydi," dedi, "sen ertelenmişlerdensin!"
38. "O bilinen vaktin gününe kadar!"
39. (İblis): "Rabbim, dedi, beni azdırmandan ötürü andolsun ki, ben de yer yüzünde onlara (günâhları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım.
40. Ancak içlerinden kendilerine ihlas verilen kulların hâriç. (Benim azdırmam, onları etkilemez.)
41. (Allâh) buyurdu ki: "İşte bana varan doğru yol budur."
42. "Benim hâlis kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgınlar(ı azdırabilirsin)".
43. Cehennem o (şeytâna uya)nların hepsinin buluşma yeridir.
44. Onun yedi kapısı vardır. Her kapıya, onlardan bir bölüm ayrılmıştır.
45. (Şeytâna uymaktan, küfür ve isyândan) korunanlar ise cennetlerde, pınar başlarındadırlar.
46. (Onlara): "Oraya esenlikle, güven içinde girin!" (denilir).
47. Onların göğüslerindeki kini çıkarıp atmışızdır; (hepsi) kardeşler olarak divanlar üzerinde karşı karşıya oturur (sohbet eder)ler.
48. Orada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.
49. (Ey Muhammed), kullarıma haber ver: İşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim.
50. Fakat benim azâbım da çok acı bir azâbdır.
51. Onlara İbrâhim’in konuklarından haber ver;
52. Onun yanına girmişler: "Selâm" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkuyoruz." dedi.
53. "Korkma dediler, biz sana bilgin bir çocuk(un olacağını) müjdeleriz!"
54. "Bana ihtiyarlık dokunduktan sonra mı beni müjdelediniz? Ne tuhaf bir şey ile müjdeliyorsunuz beni?" dedi.
55. "Sana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma!" dediler.
56. "Sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umut keser?" dedi.
57. (İbrâhim gelenlerin Hak elçileri melekler olduklarını anlayınca): "Ey elçiler, dedi, işiniz nedir?"
58. "Biz suç işleyen bir kavme gönderildik," dediler.
59. Yalnız Lût âilesi suçlu değildir. Biz onların hepsini kurtaracağız."
60. "Ancak karısı hâriç. Onun da (suçlularla beraber) kalanlardan olmasını uygun gördük."
61. Elçiler Lût âilesine geldiklerinde:
62. (Lût): "Siz hiç tanınmamış kimselersiniz!" dedi.
63. Dediler ki: "Doğrusu, biz onların, hakkında şüphe ettikleri((tanrı azâbı)nı sana getirdik,"
64. "Sana gerçeği getirdik, biz elbette doğru söyleyenleriz!"
65. "Hemen gecenin bir parçasında âileni yürüt, sen de arkalarından git, içinizden hiç kimse ardına dönüp bakmasın. Emredildiğiniz yere gidin!"
66. Ona: "Şunlar sabaha girerlerken arkaları kesilecektir!" buyruğunu bildirdik.
67. (Lût kavminin oturduğu Sodom) Kent(inin) halkı, (Lût’un genç konuklarını duyup) sevinerek geldiler.
68. (Lût onlara): "Bunlar benim konuğumdur, dedi, beni mahcubetmeyin!"
69. "(Ne olur), Allah’tan korkun, beni rezil etmeyin!"
70. "Seni âlemlerden (başkalarının işine karışmaktan) menetmemiş miydik?" dediler.
71. "Eğer yapacaksanız, işte kızlarım." dedi.
72. Senin ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.
73. Güneşin doğma zamanına girerlerken korkunç ses onları yakaladı.
74. O kentin üstünü altına getirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taşlar yağdırdık.
75. Şüphesiz bunda işâretten anlayanlara (nice) ibretler vardır.
76. Ve o (kent, herkesin gelip geçtiği) bir yol üzerinde durmaktadır.
77. Elbette bunda inananlar için bir ibret vardır.
78. Gerçekten Eyke halkı da zâlim kimselerdi.
79. Onlardan da öcümüzü aldık, her ikisi de (Sodom da, Eyke de) hâlâ (yol üzerinde, gözler) ön(ün) de apaçık durmaktadır.
80. Andolsun Hicr halkı (Semûd kavmi) de peygamberleri yalanladılar.
81. Onlara âyetlerimizi verdik, ama onlardan yüz çeviriyorlardı.
82. Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.
83. Sabaha girerlerken onları da (o) korkunç ses yakaladı.
84. Kazandıkları, kendilerinden hiçbir şeyi savamadı.
85. Biz gökleri yeri ve bunlar arasında bulunanları hak ile yarattık; (gerçeğin ortaya çıkacağı) o sâ’at, mutlaka gelecektir! Şimdi sen güzel bir hoşgörü ile hareket et.
86. Yaratan, bilen ancak Rabbindir..
87. Andolsun sana ikililerden yedi ve bu büyük Kur’ân’ı verdik.
88. Onlardan bazı çiftlere (sınıflara) verdiğimiz dünyâlığa gözlerini dikme ve (sana inanmadıkları için) onlara üzülme. Mü’minlere kanadını indir, (onlara karşı mütevâzi, şefkatli davran).
89. Ve: "Ben, ancak ben, apaçık bir uyarıcıyım!" de.
90. (Siz bilirsiniz, inanmazsanız Allâh’ın azâbı başınıza inecektir.) Tıpkı o bölücülere (veya and içenlere) indirdiğimiz gibi (sizin başınıza da azâb indiririz)!
91. Onlar ki Kur’ân’ı bölük bölük ettiler.
92. Senin Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracağız:
93. Yaptıkları şeylerden.
94. Sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve ortak koşanlara aldırma.
95. O alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
96. O, Allâh ile beraber başka tanrı tutanlar, yakında (yaptıklarının sonucunu) bileceklerdir!
97. Andolsun onların söylediklerine senin göğsünün daraldığını (canının sıkıldığını) biliyoruz.
98. Sen Rabbini hamd ile tesbih et (O’nu övecek sözlerle an, subhanallahi velhamdulillah de) ve secde edenlerden ol.
99. Ve Rabbine kulluk et ki sana yakin gelsin (kesin bilgiye eresin)!
Hicr Suresi, Hafız İlhan Tok tarafından okunan Ok Takipli Kur'an-ı Kerim Hatmi Şerifi serisinin 015. suresidir.
Türkçe açıklamalı hatim dersi ve sure metni için: Hicr Suresi - Türkçe Açıklamalı Hatim Dersi
Ebubekir Şatıri Hicr Suresi video tilavetini dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .
Nasser Al Qatami
| |||
KURAN-I KERİM NASIL OKUNMALI? KURAN-I KERİM EN GÜZEL NASIL OKUNUR?
Kuran okurken dikkat edilmesi gerekenler
Kuran-ı Kerim'i doğru bir şekilde okumak için harflerin üzerilerindeki uzatmalarına ve mahreç yerlerine dikkat etmek oldukça önemlidir. Harflerin okunuşunu değiştiren medler yani uzatmalar kişinin Kuran-ı Kerim'i nağmeli okumasını sağlamaz. Nağmeli bir şekilde okumak demek, kişinin Kuran-ı Kerim'i okurken oluşturduğu güzel sesiyle dinleyicilerin gönlüne hitap etmesidir.
Nağmeli okunan bir ayet ise insanlara karşı Kuran-ı Kerimin daha fazla okunup, daha fazla dinlenmesini teşvik eder.