Molla Ramazan Şimşek Kalem Suresi video tilaveti dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .
Molla Ramazan Şimşek Kalem Suresi video tilaveti dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .
Mehmet Emin Sarı Kalem Suresi ok takipli Kur'an-ı Kerim video tilavetini dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla…
1. Nun. Kaleme ve yazdıklarına andolsun ki,
2. Sen, Rabbinin nimeti sayesinde cinlenmiş değilsin.
3. Gerçekten senin için kesintisiz bir mükâfaat vardır.
4. Ve şüphesiz sen, çok büyük bir ahlak üzerindesin.
5. Yakında göreceksin, ve görecekler;
6. Hanginizin fitneye tutulduğunu?
7. Elbette Rabbin, kimin kendi yolundan saptığını en iyi bilendir O; ve kimin hidayete erdiğini de en iyi bilendir O.
8. Artık yalanlayanlara boyun eğme!
9. İsterler ki; onlara yaltaklık edesin de onlar da sana yaltaklık etsinler.
10. Sakın boyun eğme; çokça yemin eden hiçbir alçağa,
11. Ayıplayıp duran, laf getirip götürene,
12. Durmadan hayra engel olan, haddi aşan, çok günahkâra,
13. Kabaya, üstelik soysuza,
14. Mal ve çocukları var diye,
15. Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "Öncekilerin masallarıdır." der.
16. Yakında burnuna damga vuracağız.
17. Gerçek şu ki biz bahçe sahiplerini sınadığımız gibi, bunları da sınadık. Hani sabah vakti onu mutlaka devşireceklerine dair yemin etmişlerdi.
18. Hiç bir kayıt koymuyorlardı.
19. Fakat onlar uyurlarken, Rabbin tarafından kuşatan onu kuşatıverdi.
20. Sonunda devşirilmiş gibi oldu.
21. Nihayet sabahleyin birbirlerine seslendiler:
22. "Eğer devşirecekseniz tarlanıza erken gidin."
23. Derken, fısıldaşarak gittiler.
24. "Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşımıza çıkmasın."
25. Güçleri yetebilirmiş gibi erkenden çıktılar.
26. Fakat onu görünce: "Kesinlikle biz şaşırmışız." dediler.
27. "Hayır, biz tamamen mahrumuz!"
28. Mutedil olanları dedi ki: "Ben size dememiş miydim? Tesbih etmeniz gerekmez miydi?"
29. Dediler ki: "Rabbimiz seni tesbih ederiz. Gerçekten bizler zalimlermişiz."
30. Ardından birbirlerini kınamaya başladılar;
31. Dediler ki: "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgınmışız;"
32. "Belki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimize rağbet eden kimseleriz."
33. İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür. Keşke bilselerdi.
34. Doğrusu, muttakiler için Rableri katında Naim cennetleri vardır.
35. Biz müslümanları o günahkarlar gibi kılar mıyız hiç?
36. Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
37. Yoksa ders aldığınız bir kitap mı var?
38. Beğenip seçtiğiniz her şey mutlaka sizindir diye?
39. Yoksa üzerimizde: "Ne hükmederseniz muhakkak sizindir." diye kıyamet gününe kadar sürecek yeminleriniz mi vardır?
40. Sor onlara: "Hangisi bunu yüklenecek?"
41. Yoksa onların ortakları mı var? Şu halde eğer doğru sözlü kimselerse ortaklarını getirsinler.
42. Baldırın açılacağı o günde onlar secde etmeye davet edilecekler de, buna güç yetiremeyecekler.
43. Gözleri önlerine eğilmiş, kendilerini bir zillet kaplamış olarak. Oysa onlar sapasağlam iken secdeye davet edilmişlerdi.
44. Artık beni ve bu sözü yalanlayanları baş başa bırak. Biz onları bilmeyecekleri bir yerden derece derece azaba yaklaştıracağız.
45. Ben onlara süre tanıyorum. Düzenim elbette sapasağlamdır.
46. Yoksa onlardan bir ücret mi istiyorsun ki onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmış olsunlar!?
47. Yoksa gayb onların yanındadır da onlar mı yazıyorlar?
48. Şimdi Rabbinin hükmüne sabret ve balığın arkadaşı gibi olma! Hani o gamla dolu olarak çağrıda bulunmuştu.
49. Eğer ona Rabbinden bir nimet ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş bir halde çıplak bir yere atılmış olacaktı.
50. Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı.
51. Gerçek şu ki, küfürlerinde ısrar edenler, Zikri duyduklarında seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. Bir de: "O, gerçekten bir delidir." diyorlar.
52. (Hâlbuki elçinin) Okuduğu (Kur’an), bütün zamanlar için (kıyamet gününe kadar) bir öğüttür.
Erhan Mete Kalem Suresi video tilaveti dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .
In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.
1. Nun. By the Pen and the (Record) which (men) write,-
2. Thou art not, by the Grace of thy Lord, mad or possessed.
3. Nay, verily for thee is a Reward unfailing:
4. And thou (standest) on an exalted standard of character.
5. Soon wilt thou see, and they will see,
6. Which of you is afflicted with madness.
7. Verily it is thy Lord that knoweth best, which (among men) hath strayed from His Path: and He knoweth best those who receive (true) Guidance.
8. So hearken not to those who deny (the Truth).
9. Their desire is that thou shouldst be pliant: so would they be pliant.
10. Heed not the type of despicable men,- ready with oaths,
11. A slanderer, going about with calumnies,
12. (Habitually) hindering (all) good, transgressing beyond bounds, deep in sin,
13. Violent (and cruel),- with all that, base-born,-
14. Because he possesses wealth and (numerous) sons.
15. When to him are rehearsed Our Signs, "Tales of the ancients", he cries!
16. Soon shall We brand (the beast) on the snout!
17. Verily We have tried them as We tried the People of the Garden, when they resolved to gather the fruits of the (garden) in the morning.
18. But made no reservation, ("If it be Allah´s Will").
19. Then there came on the (garden) a visitation from thy Lord, (which swept away) all around, while they were asleep.
20. So the (garden) became, by the morning, like a dark and desolate spot, (whose fruit had been gathered).
21. As the morning broke, they called out, one to another,-
22. "Go ye to your tilth (betimes) in the morning, if ye would gather the fruits."
23. So they departed, conversing in secret low tones, (saying)-
24. "Let not a single indigent person break in upon you into the (garden) this day."
25. And they opened the morning, strong in an (unjust) resolve.
26. But when they saw the (garden), they said: "We have surely lost our way:
27. "Indeed we are shut out (of the fruits of our labour)!"
28. Said one of them, more just (than the rest): "Did I not say to you, ´Why not glorify (Allah)?´"
29. They said: "Glory to our Lord! Verily we have been doing wrong!"
30. Then they turned, one against another, in reproach.
31. They said: "Alas for us! We have indeed transgressed!
32. "It may be that our Lord will give us in exchange a better (garden) than this: for we do turn to Him (in repentance)!"
33. Such is the Punishment (in this life); but greater is the Punishment in the Hereafter,- if only they knew!
34. Verily, for the Righteous, are Gardens of Delight, in the Presence of their Lord.
35. Shall We then treat the People of Faith like the People of Sin?
36. What is the matter with you? How judge ye?
37. Or have ye a book through which ye learn-
38. That ye shall have, through it whatever ye choose?
39. Or have ye Covenants with Us to oath, reaching to the Day of Judgment, (providing) that ye shall have whatever ye shall demand?
40. Ask thou of them, which of them will stand surety for that!
41. Or have they some "Partners" (in Allahhead)? Then let them produce their "partners", if they are truthful!
42. The Day that the shin shall be laid bare, and they shall be summoned to bow in adoration, but they shall not be able,-
43. Their eyes will be cast down,- ignominy will cover them; seeing that they had been summoned aforetime to bow in adoration, while they were whole, (and had refused).
44. Then leave Me alone with such as reject this Message: by degrees shall We punish them from directions they perceive not.
45. A (long) respite will I grant them: truly powerful is My Plan.
46. Or is it that thou dost ask them for a reward, so that they are burdened with a load of debt?-
47. Or that the Unseen is in their hands, so that they can write it down?
48. So wait with patience for the Command of thy Lord, and be not like the Companion of the Fish,- when he cried out in agony.
49. Had not Grace from his Lord reached him, he would indeed have been cast off on the naked shore, in disgrace.
50. Thus did his Lord choose him and make him of the Company of the Righteous.
51. And the Unbelievers would almost trip thee up with their eyes when they hear the Message; and they say: "Surely he is possessed!"
52. But it is nothing less than a Message to all the worlds.
Rahman rahim Allah`ın adıyla
1. Nun... Kaleme ve (onun) yazdıklarına yemin olsun!
2. Rabbinin nimeti sayesinde, cin musallat olmuş biri, olman söz konusu değildir.
3. Ve senin için kesintisiz bir ödül vardır;
4. çünkü sen, muhteşem bir ahlaka sahipsin;
5. ve bir gün gelecek, sen de göreceksin onlar da görecekler;
6. hanginizin aklından zoru olduğunu.
7. Kuşku yok ki senin Rabbin, evet O, kimin kendi yolundan saptığını çok iyi bilir; yine O, kimin hidayete erdiğini de çok iyi bilir.
8. Artık hakkı yalanlayanlara boyun eğme!
9. Onlar isterler ki, sen onlara taviz veresin, buna karşılık kendileri de sana...
10. Ve sen, (çiğneyeceğini bile bile) ağız dolusu söz veren hiçbir alçağa da boyun eğme!
11. Arkadan çekiştirmek için mekik dokuyan arabozucuya (da)!
12. İyiliğe ölümüne engel olan günaha gömülmüş zorbaya (da)!
13. Kaba ve duygusuz, üstüne üstlük fırıldak ve hayırsız.
14. Bütün bunların nedeni, onun mal ve çocuklara sahip olması idi.
15. ki ayetlerimiz kendisine okununca, "Eskilerin masalları" diyebildi.
16. Onun burnuna (zillet) damgasını çıkmaz bir biçimde vuracağız.
17. Şüphesiz şu (yukarıdakileri) sınamıştık, tıpkı malum bahçe sahiplerini sınadığımız gibi: Hani onlar, ertesi sabah kesinlikle hasat yapacaklarına dair sözleşmiştiler.
18. Ancak Allah`ın hayata müdahil olduğu gerçeğine dair istisnai bir kayıt da düşmemiştiler.
19. Ve onlar uykudayken Rabbinden gelen bir (bela) o (bahçeyi) bir bir yokladı.
20. Derken, ertesi sabah o (bahçe) sırım gibi geçmiş küle dönmüştü.
21. Derken, sabahın köründe birbirlerine seslendiler.
22. "Hasat yapmak istiyorsanız, erkenden arazinize gidin!"
23. Derken yola koyuldular... Aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı:
24. "Bugün hiçbir yoksulun yanınıza sokulmaması gerekiyor!"
25. Sabah erkenden, güçleri her şeye yetermiş havasıyla yola koyuldular.
26. Ama bahçeyi o perişan haliyle görünce: “Herhalde biz yanlış yere gelmişiz, bizim bahçe burası değildir veya biz sapık insanlarız fakir ve yoksulları haklarından mahrum etmeye çalışıyoruz” dediler.
27. (Akılları başlarına gelince), "Hayır, biz mahrum edilmişiz" dediler.
28. İçlerinden en dengeli olanı "Ben size "Allah yokmuş gibi hareket etmeyelim" dememişmiydim?" diye çıkıştı.
29. Onlar "Varlığın kendisi adına hareket ettiği Rabbimizin şanı ne yücedir" dediler; "Meğer biz zalimlerden olup çıkmışız."
30. Ardından birbirlerine yönelerek, karşılıklı özeleştiri yaptılar.
31. "Yazıklar olsun bize! Gerçekten de biz, haddimizi aşmışız.
32. Belki Rabbimiz, onun yerine bize daha iyisini verir: Artık bizim rağbetimiz Rabbimizedir."
33. İşte (dünyevi) mahrumiyet böyle bir şeydir; ve ahiret mahrumiyeti, hiç kuşkusuz daha beterdir: keşke bilmiş olsalardı.
34. Şu bir gerçek ki, takva sahipleri için Rableri katında sonsuz nimetlerle dolu cennetler vardır.
35. Ne yani, kayıtsız şartsız Bize teslim olanları suçlularla bir mi tutsaydık?
36. Neyiniz var sizin? Nasıl (bu kadar önyargılı) bir hüküm verebiliyorsunuz?
37. Yoksa bu konuda ders aldığınız size ait bir kitap mı var;
38. yani, siz neyi beğenirseniz o sizindir (diyen bir kitap)?
39. Yoksa elinizde, kiyamete kadar geçerli olup Bizi bağlayan bir yemin var da, onun için mi bu hükme varıyorsunuz?
40. Sor onlara; buna hangisi kefil olacak?
41. Yoksa (Allah katında) onları destekleyen ortaklar mı var? Haydi, eğer doğru sözlülerse o ortakları bulup getirsinler!
42. O ezici gücün kendini gösterip dizde dermanın kalmadığı ve secdeye davet edilecekleri gün, asla ona güçleri yetmeyecektir.
43. Bakışları gerçeğin dehşetinden yere düşmüş, kendilerini bir zillet kuşatmıştır; zira onlar, becerebilecekleri bir haldeyken secdeye çağrılmışlardı (da reddetmişlerdi).
44. Artık bana bırak bu sözü yalanlayanları; hiç bilmedikleri bir yerden azar azar bitireceğiz onları.
45. Ama onlara imkan ve zaman tanırım; çünkü onların entrikalarını başlarına geçiren düzenim pek sağlamdır.
46. Yoksa sen onlardan bir ücret istedin de, onlar altında ezilecekleri ağır bir borç yükünden mi kaçıyorlar?
47. Yoksa idrakı aşan hakikatler onlara ayan oldu da, (gayba dair) kayıt kuyudatı kendileri mi tutuyorlar?
48. Rabbinin hükümüne sabır göster; sakın Balık Sahibi gibi yapma! Hani o kendi kendini kahrederek yalvarıyordu.
49. Eğer Rabbinin akıl sır ermez nimeti onun imdadına yetişmemiş olsaydı, andolsun ki aşağılanmış bir halde ıssız bir sahile atılırdı.
50. Fakat Rabbi onu (yeniden) seçti ve iyiler arasına kattı.
51. İmdi, inkarda ısrar edenler bu ilahi öğüdü duydukları zaman sanki seni gözleriyle devireceklermiş gibi (baksalar) ve "O, kesinkes cin musallat olmuş biridir" deseler de (sabret)!
52. Zira bu, bütün bir insanlığa yönelik ilahi bir öğütten ibarettir.
Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla
1. Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun.
2. Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin.
3. Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır.
4. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.
5. Artık yakında göreceksin ve onlar da görecekler.
6. Sizden, hanginizin ’fitneye tutulup-çıldırdığını.’
7. Elbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir.
8. Şu halde yalanlayanlara itaat etme.
9. Onlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı.
10. Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık,
11. Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan),
12. Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar,
13. Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik;
14. Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye,
15. Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen.
16. Yakında Biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız.
17. Gerçek şu ki, Biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.
18. (Bu konuda) Hiçbir istisna yapmıyorlardı.
19. Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela’ onun üstünü sarıp-kuşatıverdi.
20. Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi.
21. Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.
22. "Eğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp-çıkın."
23. Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp-gittiler:
24. "Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın."
25. (Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.
26. Ama onu görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız" dediler.
27. "Hayır, biz (herşeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık."
28. (İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememiş miydim? (Allah’ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?"
29. Dediler ki: "Rabbimiz Seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz."
30. Şimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar.
31. "Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler.
32. "Belki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimiz’e rağbet eden kimseleriz."
33. İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler.
34. Doğrusu, muttaki olanlar için Rableri Katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır.
35. Öyleyse, Müslümanları suçlu-günahkar olanlar gibi (eşit) kılar mıyız?
36. Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
37. Yoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var?
38. İçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye.
39. Yoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye.
40. Onlara sor: "Hangisi bunun savunuculuğunu yapacak?
41. Yoksa onların ortakları mı var? Şu halde eğer doğru sözlü kimselerse, ortaklarını getirsinler.
42. Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler.
43. Gözleri ’korkudan ve dehşetten düşük’, kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
44. Artık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.
45. Ben, onlara süre tanıyorum. Elbette Benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır.
46. Sen, onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmışlar?
47. Yoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar?
48. Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu.
49. Eğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda (karaya) atılmış olacaktı.
50. Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı.
51. O inkar edenler, zikri (Kur’an’ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar.
52. Oysa o (Kur’an), alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir.
Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla
1. - Nûn. Kalem ve ehl-i kalemin satırlara dizdikleri ve dizecekleri şeyler hakkı için:
2. Rabbinin lütfuyla, deli değilsin.
3. Hem senin ecrin, mükâfatın hiç kesilmez!
4. Ve sen pek yüksek bir ahlâk üzerindesin!
5. Yakında göreceksin, onlar da görecekler.
6. Hanginizde imiş o dertler, o delilikler.
7. Senin Rabbin şüphesiz pek iyi bilir. Allah yolundan sapanlar kimdir ve O’nun yolunu tutanlar kimdir.
8. O halde, hakkı yalan sayanların, sözlerine sakın uyma.
9. İsterler ki sen gevşeyesin de, böylece kendileri de yumuşasınlar.
10. (10-16) Sakın uyma: Servet ve hanedan sahibi diye, o bol bol yemin eden, değersiz adama! O gammaz, söz gezdiren, hayrın önünü kesene, o saldırgana, günaha dadanmışa! Şerefsiz, kaba, hem de soysuz olana! Kendisine âyetlerimiz okunduğunda "Bu eski insanların masalları!" diyene, yakında onun burnunu dağlayıp damga basarız.
11. (10-16) Sakın uyma: Servet ve hanedan sahibi diye, o bol bol yemin eden, değersiz adama! O gammaz, söz gezdiren, hayrın önünü kesene, o saldırgana, günaha dadanmışa! Şerefsiz, kaba, hem de soysuz olana! Kendisine âyetlerimiz okunduğunda "Bu eski insanların masalları!" diyene, yakında onun burnunu dağlayıp damga basarız.
12. (10-16) Sakın uyma: Servet ve hanedan sahibi diye, o bol bol yemin eden, değersiz adama! O gammaz, söz gezdiren, hayrın önünü kesene, o saldırgana, günaha dadanmışa! Şerefsiz, kaba, hem de soysuz olana! Kendisine âyetlerimiz okunduğunda "Bu eski insanların masalları!" diyene, yakında onun burnunu dağlayıp damga basarız.
13. (10-16) Sakın uyma: Servet ve hanedan sahibi diye, o bol bol yemin eden, değersiz adama! O gammaz, söz gezdiren, hayrın önünü kesene, o saldırgana, günaha dadanmışa! Şerefsiz, kaba, hem de soysuz olana! Kendisine âyetlerimiz okunduğunda "Bu eski insanların masalları!" diyene, yakında onun burnunu dağlayıp damga basarız.
14. (10-16) Sakın uyma: Servet ve hanedan sahibi diye, o bol bol yemin eden, değersiz adama! O gammaz, söz gezdiren, hayrın önünü kesene, o saldırgana, günaha dadanmışa! Şerefsiz, kaba, hem de soysuz olana! Kendisine âyetlerimiz okunduğunda "Bu eski insanların masalları!" diyene, yakında onun burnunu dağlayıp damga basarız.
15. (10-16) Sakın uyma: Servet ve hanedan sahibi diye, o bol bol yemin eden, değersiz adama! O gammaz, söz gezdiren, hayrın önünü kesene, o saldırgana, günaha dadanmışa! Şerefsiz, kaba, hem de soysuz olana! Kendisine âyetlerimiz okunduğunda "Bu eski insanların masalları!" diyene, yakında onun burnunu dağlayıp damga basarız.
16. (10-16) Sakın uyma: Servet ve hanedan sahibi diye, o bol bol yemin eden, değersiz adama! O gammaz, söz gezdiren, hayrın önünü kesene, o saldırgana, günaha dadanmışa! Şerefsiz, kaba, hem de soysuz olana! Kendisine âyetlerimiz okunduğunda "Bu eski insanların masalları!" diyene, yakında onun burnunu dağlayıp damga basarız.
17. (17-18) Biz tıpkı o bahçe sahiplerini sınadığımız gibi, bunları da sınadık. Onlar sabah erken mahsulü devşireceklerini yeminle pekiştirip kesin söylemiş, (inşaallah dememiş), Allah’ın iznine bağlamamışlardı. Ayrıca fakirlerin payını düşünmemişlerdi.
18. (17-18) Biz tıpkı o bahçe sahiplerini sınadığımız gibi, bunları da sınadık. Onlar sabah erken mahsulü devşireceklerini yeminle pekiştirip kesin söylemiş, (inşaallah dememiş), Allah’ın iznine bağlamamışlardı. Ayrıca fakirlerin payını düşünmemişlerdi.
19. (19-20) Fakat onlar henüz uykuda iken, Rabbin tarafından gönderilen bir afet bahçeyi kapladı. Bahçe sabahleyin siyah kül haline geliverdi.
20. (19-20) Fakat onlar henüz uykuda iken, Rabbin tarafından gönderilen bir afet bahçeyi kapladı. Bahçe sabahleyin siyah kül haline geliverdi.
21. (21-22) Onlar ise olup bitenden habersiz, neşeli neşeli birbirlerine seslendiler: "Haydi, mâdem devşireceksiniz, çabuk ekininizin başına!"
22. (21-22) Onlar ise olup bitenden habersiz, neşeli neşeli birbirlerine seslendiler: "Haydi, mâdem devşireceksiniz, çabuk ekininizin başına!"
23. (23-24) Hemen yola koyuldular. Bir taraftan da aralarında şöyle fiskos ediyorlardı: "Sakın, bugün yanımıza fakir fukara gelmesin, onların bahçeye girmelerine hiç imkân vermeyin!"
24. (23-24) Hemen yola koyuldular. Bir taraftan da aralarında şöyle fiskos ediyorlardı: "Sakın, bugün yanımıza fakir fukara gelmesin, onların bahçeye girmelerine hiç imkân vermeyin!"
25. Yoksulları engelleme azmi içinde ilerlediler.
26. Bahçeyi görünce, apışıp kaldılar. "Galiba yolu şaşırdık, yanlış yere geldik!" dediler.
27. Çok geçmeden işi anlayınca: "Hayır! dediler, Doğrusu felakete uğramışız!"
28. En makul olanları ise: "Ben size Allah’ı zikretmenizi söylememiş miydim!" dedi.
29. (29-30) Bunun üzerine "Sübhansın ya Rabbenâ, her türlü noksandan uzaksın! Doğrusu biz kendimize zulmetmişiz!" deyip, birbirlerini kınamaya başladılar.
30. (29-30) Bunun üzerine "Sübhansın ya Rabbenâ, her türlü noksandan uzaksın! Doğrusu biz kendimize zulmetmişiz!" deyip, birbirlerini kınamaya başladılar.
31. "Yazıklar olsun bize, ne azgın kimselermişiz!"
32. Olur ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimizin rahmetini arzu ediyor, O’na dönüyoruz."
33. Azap böyledir işte! Âhiretteki azap ise daha müthiştir. Keşke bunu bir bilselerdi!
34. Allah’ı sayan, haramlardan sakınan müttakilere ise Rab’leri nezdinde naîm cennetleri vardır.
35. Biz hiç, Allah’a itaat ve teslimiyet gösterenleri suçlu kâfirlerle bir tutar mıyız?
36. Neyiniz var, nasıl olur da böyle bir şey iddia edebilirsiniz? Ne biçim hüküm veriyorsunuz öyle?
37. Yoksa size ait bir kitap var da bu kabîl bilgileri oradan mı okuyorsunuz?
38. Onda "Siz neyi tercih ederseniz size verilir." diye bir bilgi mi buluyorsunuz?
39. Yoksa "Neye hükmederseniz o yerine getirilir." diye, kıyamete kadar geçerli olacak size yeminle verilmiş sözümüz mü var?
40. Sor bakalım onlara: "Böylesi bir iddiayı savunacak kimse var mı aralarında?
41. Yoksa güvendikleri şerikleri mi var?" iddialarında tutarlı iseler getirsinler de görelim o ortakları!
42. O gün işler son derece güçleşir, paçalar tutuşur. Bütün insanlar secdeye dâvet edilir, fakat kâfirler secde edemezler.
43. Gözleri yerde, kendilerini zillet kaplamıştır. Halbuki dünyada bedenleri sağlam, âzaları salim iken de secdeye dâvet edilirler, ama bunu yapmazlardı.
44. (44-45) O halde sen bu şerefli sözü, Kur’ân’ı yalan sayanı Bana bırak! Biz onları, bilmedikleri, farkına varmadıkları bir yerden, yavaş yavaş azaba yaklaştırırız. Ben onlara mühlet veriyorum! Doğrusu Ben’im düzenim, pek sağlamdır.
45. (44-45) O halde sen bu şerefli sözü, Kur’ân’ı yalan sayanı Bana bırak! Biz onları, bilmedikleri, farkına varmadıkları bir yerden, yavaş yavaş azaba yaklaştırırız. Ben onlara mühlet veriyorum! Doğrusu Ben’im düzenim, pek sağlamdır.
46. Yoksa sen onlardan bu risalet hizmetinden ötürü bir ücret istiyorsun da onlar cereme ödemekten ezilmişler mi?
47. Yoksa gayb kitabı yanlarında da, onlar oradan mı yazıp duruyorlar?
48. Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle ve balığın yoldaşı olan zat gibi olma! Hani o dertli dertli Rabbine yalvarmıştı:
49. Şayet Rabbinden gelen bir lütuf onun imdadına yetişmeseydi, kınanmaya müstahak bir vaziyette, deniz tarafından karaya atılırdı!
50. Ama Rabbi, kendisini seçti de onu en iyi, en has kullarından kıldı.
51. O kâfirler Zikri (Kur’ân’ı) işittikleri zaman, hırslarından neredeyse seni bakışlarıyla kaydıracak, âdeta gözleriyle yiyecekler! Hâlâ da: "o, delinin teki!" derler.
52. Delilik nerede, o nerede? Kur’ân’ın hiç delilikle ilgisi mi olur? Kur’ân olsa olsa, sadece bütün insanlara bir derstir.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
1. Nun. Kaleme ve onunla yazdıranlara and olsun.
2. Rabbinin vahyi, sana ihsan ettiği peygamberlik nimeti sebebiyle, sana deli de, cinlere mahkûm olmuş biri de diyemezler. Sen deli de, cinlere mahkûm olmuş biri de değilsin.
3. Senin için kesintisiz bir mükafat vardır.
4. Ve sen yüce bir ahlaka sahipsin.
5. Sen de göreceksin, onlar da görecekler.
6. Hanginizin sınandığını.
7. Şüphesiz Rabbin, kimlerin kendi yolundan saptığını ve kimlerin doğru yolda olduğunu herkesten iyi bilir.
8. Öyleyse yalanlayanlara itaat etme.
9. Onlar istediler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
10. Yemin edip duran aşağılık.
11. Herkesi kınayan, söz götürüp getiren.
12. Hayra engel olan, saldırgan, günahkar.
13. Kaba, sonra da soysuz, alçak.
14. Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (yolunu şaşırmış)
15. «Eskilerin masalları» dedi.
16. Biz yakında onun burnuna damga vuracağız.
17. Biz, vakti ile «bahçe sahiplerini» sınadığımız gibi, onları da sınadık. Hani onlar (bahçe sahipleri) sabah olurken kimse görmeden onun mahsullerini toplayacaklarına yemin etmişlerdi.
18. Onlar istisna da etmiyorlardı.
19. Ancak onlar uyurken Rabbin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de.
20. Bahçe simsiyah olmuştu.
21. Sabahleyin birbirlerine seslendiler.
22. Haydi ürünleri toplayacaksanız erkenden ekininize gidin diye.
23. Derken yürüdüler ve şöyle fısıldaşıyorlardı:
24. Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın.
25. Ürünleri toplayacaklarından emin olarak erkenden gittiler.
26. Fakat bahçeyi görünce «Herhalde biz yolu şaşırdık» dediler.
27. Hayır doğrusu biz mahrum bırakıldık.
28. Ortancaları, «Ben size demedim mi? Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih etmeniz gerekmez miydi?» dedi.
29. «Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz kendi kendimize zulüm etmişiz» dediler.
30. Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar.
31. «Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kimselermişiz.»
32. Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz.
33. İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.
34. Muttakiler içinde Rabbleri katında nimet bahçeleri vardır.
35. Öyle ya biz Müslümanları o günahkarlarla bir tutar mıyız hiç?
36. Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?
37. Yoksa bir kitabınız var da ondan mı bu hükümleri okuyorsunuz?
38. Onda beğendiğiniz her şeyi mi buluyorsunuz?
39. Yoksa «İstediğiniz gibi hükmedebilirsiniz» diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?
40. Bu iddiayı onların hangisi savunacak?
41. Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Doğru iseler ortaklarını çağırsınlar.
42. O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; ve secdeye davet edilecekleri gün secde edemezler.
43. Gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye davet edildiler fakat secde etmezlerdi.
44. Bu sözü yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece azaba yaklaştıracağız.
45. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır.
46. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır borç altında mı kalıyorlar?
47. Yoksa gaybın bilgisi kendi yanlarında da onlar mı istedikleri gibi yazıyorlar?
48. Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi Yunus gibi olma, o pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti.
49. Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka çırıl çıplak, kınanacak bir halde bir yere atılırdı.
50. Fakat Rabbi O’nun duasını kabul etti de onu salih insanlardan yaptı.
51. Doğrusu kafirler Kuran’ı dinlediklerinde neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. «O delidir» diyorlardı.
52. Oysa Kur’an alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.
Rahmân ve Rahim Allâh’ın adıyla
1. Nûn. Kaleme ve (kalemle) yazdıklarına andolsun.
2. Sen, Rabbinin ni’metiyle cinlenmiş (deli) değilsin.
3. Senin için kesintisiz bir mükâfât vardır.
4. Ve sen, büyük bir ahlâk üzerindesin.
5. (Sen de) Göreceksin, onlar da görecekler;
6. Hanginizin fitnelenmiş (cin çarpmış delirmiş) olduğunu.
7. Şüphesiz Rabbin, kim(ler)in kendi yolundan saptığını ve kimlerin yolda olduğunu en iyi bilen O’dur.
8. Öyleyse yalanlayanlara itâ’at etme.
9. İstediler ki, sen yağcılık yapasın da onlar da yağcılık yapsınlar (sana yumuşak davransınlar).
10. Şunların hiçbirine itâ’at etme: Yemin edip duran aşağılık,
11. Kötüleyip duran, söz götürüp getiren,
12. Hayra engel olan, saldırgan, günâhkâr,
13. Kaba, sonra da kötülükle damgalı,
14. Mal ve oğullar sâhibi olmuş diye (yolunu şaşırmış).
15. Kendisine âyetlerimiz okunduğu zaman: "Eskilerin masalları" der.
16. Biz onu burnunun üzerine damga vurup işâretleyeceğiz.
17. Biz bunlara da belâ verdik, şu bahçe sâhiplerine belâ verdiğimiz gibi: Hani onlar, sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
18. İstisnâ da etmiyorlar (Allâh dilerse biçeriz demiyorlar)dı.
19. Fakat onlar uyurlarken hemen (gönderilen) dolaşıcı bir belâ, onu sardı da,
20. Bahçe simsiyah kesiliverdi.
21. Sabahleyin birbirlerine seslendiler:
22. "Haydi devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.
23. Derken yürüdüler; fısıldaşıyorlardı:
24. "Sakın, bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diye.
25. Devşirebileceklerini umarak erkenden gittiler.
26. Fakat bahçeyi görünce: "Herhalde biz yolu şaşırdık." dediler.
27. "Hayır, doğrusu biz mahrum bırakıldık!"
28. Orta (yolda giden iyi)leri: "Ben size demedim mi? Rabbinizi tesbih etmeniz gerekmez miydi?" dedi.
29. "Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zulmedenlermişiz!" dediler.
30. Dönüp birbirlerini kınamağa başladılar:
31. "Yazık bize, dediler, biz azgınlarmışız!"
32. "Belki Rabbimiz, bize onun yerine ondan daha iyisini verir. Biz Rabbimize yönelir, O’ndan umarız."
33. İşte azâb böyledir. Âhiret azâbı ise daha büyüktür, keşke bilselerdi.
34. Korunanlar için de Rableri katında ni’met bahçeleri vardır.
35. Biz müslümanları suçlular gibi yapar mıyız hiç?
36. Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?
37. Yoksa sizin bir Kitabınız var da onda mı (bu hükümleri) okuyorsunuz?
38. Onda istediğiniz her şeyi buluyorsunuz?
39. Yoksa sizin istediğiniz hükmü verebileceğinize dair, kıyâmete kadar sürecek andlarınız mı var üzerimizde?
40. Sor onlara: Onların hangisi buna kefil olacak?
41. Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Doğru iseler ortaklarını çağırsınlar.
42. Bacaktan açılacağı (paçanın sıvanacağı, işlerin güçleşeceği) ve secdeye da’vet edilecekleri gün (secde) edemezler.
43. Gözleri düşük olarak yüzlerini bir zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye da’vet edilirler (fakat secde etmezler)di.
44. Bu sözü yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece (azâba) yaklaştıracağız.
45. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır (onu kimse bozamaz).
46. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır borç altında mı kalıyorlar?
47. Yoksa gayb (görünmez bilgi hazinesi), kendi yanlarında da onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?
48. Sen Rabbinin hükmüne sabret, balık sâhibi (Yûnus) gibi olma. Hani o, sıkıntıdan yutkunarak (Allah’a) seslenmişti.
49. Eğer Rabbinden ona bir ni’met yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı.
50. Fakat Rabbi onun du’âsını kabul etti de onu Sâlih (iyi insan)lardan yaptı.
51. O inkâr edenler Zikr (Kur’ân)’ı işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. "O mecnundur" diyorlardı.
52. Halbuki o, âlemler için uyarıdan başka bir şey değildir!
Kalem Suresi, Hafız İlhan Tok tarafından okunan Ok Takipli Kur'an-ı Kerim Hatmi Şerifi serisinin 068. suresidir.
Türkçe açıklamalı hatim dersi ve sure metni için: Kalem Suresi - Türkçe Açıklamalı Hatim Dersi
Ebubekir Şatıri Kalem Suresi video tilavetini dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .
Nasser Al Qatami
| |||
KURAN-I KERİM NASIL OKUNMALI? KURAN-I KERİM EN GÜZEL NASIL OKUNUR?
Kuran okurken dikkat edilmesi gerekenler
Kuran-ı Kerim'i doğru bir şekilde okumak için harflerin üzerilerindeki uzatmalarına ve mahreç yerlerine dikkat etmek oldukça önemlidir. Harflerin okunuşunu değiştiren medler yani uzatmalar kişinin Kuran-ı Kerim'i nağmeli okumasını sağlamaz. Nağmeli bir şekilde okumak demek, kişinin Kuran-ı Kerim'i okurken oluşturduğu güzel sesiyle dinleyicilerin gönlüne hitap etmesidir.
Nağmeli okunan bir ayet ise insanlara karşı Kuran-ı Kerimin daha fazla okunup, daha fazla dinlenmesini teşvik eder.