Vakı'a Suresi - Ali Bulaç Meali

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Vakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman,

2. Onun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur.

3. O aşağılatıcı, yücelticidir.

4. Yer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı,

5. Ve dağlar darmadağın olup ufalandığı,

6. Derken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu,

7. Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman;

8. İşte o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene".

9. "Ashab-ı Meş’eme" ne (mutsuz ve uğursuzdur o) "Ashab-ı Meş’eme".

10. Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir.

11. İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır.

12. Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde;

13. Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,

14. Birazı da sonrakilerden.

15. ’Özenle işlenmiş mücevher’ tahtlar üzerindedirler.

16. Karşılıklı yaslanmışlardır.

17. Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır;

18. Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler,

19. Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.

20. Arzulayıp-seçecekleri meyveler,

21. Canlarının çektiği kuş eti.

22. Ve iri gözlü huriler,

23. Sanki saklı inciler gibi;

24. Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur);

25. Orada, ne ’saçma ve boş bir söz’ işitirler, ne günaha sokma.

26. Yalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam."

27. "Ashab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin."

28. Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),

29. Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,

30. Yayılıp-uzanmış gölgeler,

31. Durmaksızın akan su(lar);

32. Ve (daha) birçok meyveler arasında,

33. Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).

34. Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler).

35. Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.

36. Onları hep bakireler olarak kıldık,

37. Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt,

38. "Ashab-ı Yemin" olanlar için.

39. (Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,

40. Birçoğu da sonrakilerdendir.

41. "Ashab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal."

42. Hücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su,

43. Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler.

44. Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim).

45. Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı.

46. Onlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı.

47. Ve derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"

48. "Önceden gelip-geçmiş atalarımız da mı?"

49. De ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de."

50. "Bilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."

51. Sonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar,

52. Şüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz.

53. Böylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız.

54. Onun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz.

55. Üstelik ’içtikçe susayan hasta develerin’ içişi gibi içeceksiniz.

56. İşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir.

57. Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz?

58. Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü?

59. Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz?

60. Sizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir;

61. (Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda.

62. Andolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi?

63. Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü?

64. Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz?

65. Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız.

66. (Şöyle de sızlanırdınız:) "Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık."

67. "Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık."

68. Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü?

69. Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz?

70. Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi?

71. Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?

72. Onun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz?

73. Biz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık.

74. Şu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et.

75. Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim.

76. Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir.

77. Elbette bu, bir Kur’an-ı Kerim’dir.

78. Saklanmış-korunmuş bir Kitap’ta (yazılı)dır.

79. Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz.

80. Alemlerin Rabbinden indirilmedir.

81. Şimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz?

82. Ve rızkınızı (Kur’an’dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz?

83. Hele can boğaza gelip dayandığında,

84. Ki o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz,

85. Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz.

86. İşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz,

87. Eğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize.

88. Eğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise,

89. Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur).

90. Ve eğer "Ashab-ı Yemin"den ise,

91. Artık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana.

92. Ve eğer o, yalanlayan sapıklardan ise,

93. Artık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır.

94. Ve çılgınca yanan ateşe bir atılma da.

95. Şüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku’l-Yakin).

96. Öyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et.

Vakı'a Suresi - Suat Yıldırım Meali

Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla

1. O gerçek olan kıyamet gerçekleşince neler olacak neler!..

2. Zaten onun olmasını yalanlayacak hiçbir delil olamaz.

3. O kimini alçaltır, kimini yüceltir.

4. Yer şiddetle sarsıldığı,

5. Dağlar darmadağın edilip parçalandığı,

6. Uçuşan toz zerreleri haline geldiği zaman...

7. Sizler de üç sınıfa ayrılırsınız:

8. Ashab-ı yemin ki ne ashab-ı yemin! Ne mutludur onlar!

9. Ashab-ı şimal ki ne ashab-ı şimal! Ne bedbahttır onlar!

10. İmanda, fazilette öncüler ki ne öncüler! Onlar herkesi geçerler.

11. (11-12) İşte onlardır Allah’a en yakın olanlar. Naîm cennetlerindedir onlar.

12. (11-12) İşte onlardır Allah’a en yakın olanlar. Naîm cennetlerindedir onlar.

13. (13-14) Çoğu önceki ümmetlerden, biraz da sonrakilerden.

14. (13-14) Çoğu önceki ümmetlerden, biraz da sonrakilerden.

15. (15-16) Mücevheratla işlenmiş tahtlara yaslanarak karşılıklı otururlar.

16. (15-16) Mücevheratla işlenmiş tahtlara yaslanarak karşılıklı otururlar.

17. (17-18) Etraflarında, cennet şarabından dolu testiler, sürahiler, kadehlerle, ebedîliğe ermiş çocuklar dolaşıp hizmet ederler.

18. (17-18) Etraflarında, cennet şarabından dolu testiler, sürahiler, kadehlerle, ebedîliğe ermiş çocuklar dolaşıp hizmet ederler.

19. Bu içkiden ötürü baş ağrısı çekmezler, sarhoş da olmazlar.

20. Bir de... tercih edecekleri meyveler...

21. Canlarının istediği kuş etleri...

22. (22-23) Ve gün görmemiş saklı inciler gibi güzel eşler...

23. (22-23) Ve gün görmemiş saklı inciler gibi güzel eşler...

24. Bütün bunlar dünyada yaptıkları güzel işlere mükâfat olarak verilecek.

25. Onlar cennette ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir laf işitmezler.

26. İşittikleri söz, hep: "Selâm! selâm!" sesleridir.

27. Ashab-ı yemin ki ne ashab-ı yemin! Ne mutludur onlar!

28. Dalbastı kirazlar,

29. Dolgun salkımlı muzlar,

30. Yayılmış gölgeler...

31. Şarıl şarıl akan sular...

32. (32-33) Tükenmeyen, eksilmeyen, hiçbir surette esirgenmeyen birçok meyveler içindedirler.

33. (32-33) Tükenmeyen, eksilmeyen, hiçbir surette esirgenmeyen birçok meyveler içindedirler.

34. (34-35) Onlara, pek değerli eşler de verdik. Biz o eşleri, yepyeni bir yaratılışla yaratıp, sûret ve sîretlerini son derece güzelleştirdik.

35. (34-35) Onlara, pek değerli eşler de verdik. Biz o eşleri, yepyeni bir yaratılışla yaratıp, sûret ve sîretlerini son derece güzelleştirdik.

36. (36-38) Böylece onları, ashab-ı yemin için bakire kızlar, kocalarına âşık yaşıtlar kıldık.

37. (36-38) Böylece onları, ashab-ı yemin için bakire kızlar, kocalarına âşık yaşıtlar kıldık.

38. (36-38) Böylece onları, ashab-ı yemin için bakire kızlar, kocalarına âşık yaşıtlar kıldık.

39. (39-40) Birçoğu önceki ümmetlerden, birçoğu da sonrakilerden.

40. (39-40) Birçoğu önceki ümmetlerden, birçoğu da sonrakilerden.

41. Ashab-ı Şimal ki ne Ashab-ı Şimal! Ne bedbahttır onlar!

42. Onlar kızgın ateşte ve kaynar sularda...

43. (43-44) Ne serin, ne de faydalı olmayan, kapkara duman tabakası altındadırlar.

44. (43-44) Ne serin, ne de faydalı olmayan, kapkara duman tabakası altındadırlar.

45. Çünkü onlar dünyada iken refah içinde şımarırlardı.

46. O en büyük günahta, şirkte ısrar ederlerdi.

47. (47-48) Ve derlerdi ki: "Ölüp toprak olduktan ve çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz diriltilecekmişiz? Gelip geçmiş atalarımız da mı?"

48. (47-48) Ve derlerdi ki: "Ölüp toprak olduktan ve çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz diriltilecekmişiz? Gelip geçmiş atalarımız da mı?"

49. (49-50) De ki: "Öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün, belli vaktinde mutlaka toplanacaksınız."

50. (49-50) De ki: "Öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün, belli vaktinde mutlaka toplanacaksınız."

51. Sonra siz ey yoldan sapanlar ve hak dini yalan sayanlar!

52. Zakkum ağacının meyvesinden yiyecek,

53. Karınlarınızı onunla dolduracak,

54. Üstüne de kaynar su içeceksiniz!

55. Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi saldırarak içeceksiniz.

56. İşte hesap gününde onlara ikram edilecek ziyafet!

57. Sizi yaratan Biz’iz, hâlâ bu gerçeği ikrar ve tasdik etmeyecek misiniz?

58. (58-59) Şimdi düşünsenize o akıttığınız meniyi! Onu yaratıp insan haline getiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz?

59. (58-59) Şimdi düşünsenize o akıttığınız meniyi! Onu yaratıp insan haline getiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz?

60. (60-61) Aranızda ölümü Biz takdir ettik. Sizi yok edip yerinize benzerlerinizi getirmeyi ve sizi bilemeyeceğiniz bir biçimde ve vasıfta yaratmayı dilersek, Bize mani olacak hiçbir güç yoktur.

61. (60-61) Aranızda ölümü Biz takdir ettik. Sizi yok edip yerinize benzerlerinizi getirmeyi ve sizi bilemeyeceğiniz bir biçimde ve vasıfta yaratmayı dilersek, Bize mani olacak hiçbir güç yoktur.

62. Siz ilk yaratmayı pek iyi biliyorsunuz, artık düşünüp ibret almanız gerekmez mi?

63. (63-64) Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz Biz mi?

64. (63-64) Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz Biz mi?

65. Eğer isteseydik onu kuru çöp haline getirirdik, siz de şaşıp kalır, pişman olurdunuz:

66. "Eyvah! Emeklerimiz boşa gitti."

67. Hatta doğrusu biz rızıktan mahrum kaldık, sefalete mahkûm olduk." derdiniz.

68. Peki içtiğiniz suya ne dersiniz?

69. Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa Biz mi?

70. Dileseydik onu tuzlu da yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

71. Peki, yakmakta olduğunuz ateşe ne dersiniz?

72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan Biz miyiz?

73. Biz onu çölde, yolda bulunanlar ve muhtaçlar için hem bir ders, hem de istifade vesilesi kıldık.

74. Öyleyse Ulu Rabbinin yüce adını tenzih et.

75. Hayır! Vakit vakit inen Kur’ân’a yemin ederim ki,

76. Eğer anlarsanız bu gerçekten büyük bir yemindir.

77. Bu kitap, pek değerli, şerefli bir Kur’ân’dır.

78. O iyi korunmuş bir kitapta, Levh-i Mahfuzdadır.

79. Ona tertemiz (abdestli) olanlardan başkası dokunamaz.

80. Rabbülâlemin tarafından indirilmiştir.

81. Şimdi bu kelamı mı siz küçümsüyorsunuz?

82. Bu nimete teşekkürünüz, onu yalan saymanız mı olmalıydı!

83. Haydi görelim sizi, can boğaza geldiğinde,

84. O vakit can çekişenin yanında bulunan sizler bakar durursunuz.

85. Biz ise, ona sizden daha yakınız, ama siz göremezsiniz.

86. Haydi bakalım eğer âhirette vereceğiniz hesap yoksa,

87. İddianızda tutarlı iseniz, çıkmakta olan o rûhu geri döndürsenize!

88. (88-89) Ama eğer ölen kimse Allah’a yakın olanlardan ise, onun için rahatlık, güzel nasip ve naîm cenneti var.

89. (88-89) Ama eğer ölen kimse Allah’a yakın olanlardan ise, onun için rahatlık, güzel nasip ve naîm cenneti var.

90. (90-91) Eğer ashab-ı yeminden ise "Selâm sana ashab-ı yeminden!" denilecek.

91. (90-91) Eğer ashab-ı yeminden ise "Selâm sana ashab-ı yeminden!" denilecek.

92. (92-94) Ama eğer dini yalan sayan sapıklardan ise onun ziyafeti kaynar su, peşinden de cehenneme atılış olacak.

93. (92-94) Ama eğer dini yalan sayan sapıklardan ise onun ziyafeti kaynar su, peşinden de cehenneme atılış olacak.

94. (92-94) Ama eğer dini yalan sayan sapıklardan ise onun ziyafeti kaynar su, peşinden de cehenneme atılış olacak.

95. İşte, hakkında hiç şüphe olmayan gerçek budur!

96. O halde Ulu Rabbinin ismini tenzih et!

Vakı'a Suresi - Seyyid Kutub Meali

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Kıyamet koptuğu zaman,

2. Onu hiç kimse yalanlayamayacaktır.

3. O kimini alçaltır, kimini de yükseltir.

4. Yeryüzü şiddetle sarsıldığı zaman.

5. Dağlar paramparça olup,

6. Toz halinde boşluğa dağıldığı zaman.

7. Sizler üç gruba ayrıldığınız zaman.

8. Defterleri sağdan verilenler. Ne mutlu onlara!

9. Defterleri soldan verilenler. Vay gele başlarına!

10. Ve öncüler, hep önden gidenler.

11. Onlar Allah’a yakındırlar.

12. Bol nimetli cennetlerdedirler.

13. Çoğu öncü ümmetlerden,

14. Birazı da sonrakilerdendir.

15. Altın işlemeli tahtlarda otururlar.

16. Karşılıklı olarak bu tahtlara kurulurlar.

17. Hiç ölmeyecek genç hizmetçiler aralarında dolaşır,

18. Gürül gürül akan bir çeşmeden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.

19. Bu içki ne başlarını ağrıtır, ne de sarhoş eder.

20. Hoşlarına giden meyvalarla,

21. İştahla yiyecekleri kuş etleri ile,

22. Onlara iri gözlü huriler sunulur,

23. Tıpkı sedefteki inciler gibi.

24. Yaptıkları iyiliklerin karşılığı olarak,

25. Orada ne boş ve ne günah içerikli bir söz işitirler.

26. İşittikleri tek söz «selâm, selâm» dır.

27. Defterleri sağdan verilenler. Ne mutlu onlara!

28. Onlar dikensiz sedir ağaçları,

29. Meyva yüklü muz ağaçları arasında,

30. Kesintisiz gölgeler altında,

31. Çağlayan akarsu boylarında,

32. Bol meyvalar yanında,

33. Sürekli ve yasaksız,

34. Yüksek döşekler üzerindedirler.

35. Biz oradaki hurileri yeniden yarattık.

36. Onları bakire yaptık.

37. Eşlerine aşık ve onlarla aynı yaşta,

38. Defterleri sağdan verilenler için,

39. Bunların bazıları eski ümmetlerden,

40. Bazıları da sonrakilerdendir.

41. Defterleri soldan verilenler. Vay gele başlarına!

42. Onlar gözeneklerine işleyen kavurucu bir rüzgar önünde ve kaynar su içinde,

43. Kara ve boğucu bir dumanın gölgesi altındadırlar.

44. Ne serinliği ve ne de okşayıcılığı var.

45. Çünkü onlar vaktiyle varlık içinde azıtmışlardı.

46. Büyük günahı (Allah’a ortak koşmayı) işlemekte ısrar ediyorlardı.

47. «Ölüp toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz yeniden mi diriltileceğiz?

48. Eski atalarımız da mı?» diyorlardı.

49. «Öncekiler de, sonrakiler de.»

50. Belirlenmiş bir günün randevusunda bir araya getirileceklerdir.

51. Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar,

52. Size kesinlikle Zakkum ağacının meyvası yedirilecektir.

53. Onunla karınlarınız doldurulacaktır.

54. Üzerine de kaynar su içeceksiniz.

55. Onu, içtikçe susayan develer gibi içeceksiniz.

56. Onlar hesap günü işte böyle ağırlanacaklardır.

57. Sizleri yaratan biziz, bunu onaylasanıza.

58. Fışkırttığınız meniyi görüyor musunuz?

59. Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa onu yaratan biz miyiz?

60. Ölümü aranızda plânlayan biziz. Hiç kimse bizim önümüze geçemez.

61. Amacımız benzerlerinizi yerinize geçirmek ve hepinizi bilmediğiniz bir alemde yeniden diriltmektir.

62. İlk yaratılmayı bildiniz. Bunu düşünüp ders alsanıza!

63. Ektiğiniz tohumu görüyor musunuz?

64. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa onu bitiren biz miyiz?

65. Eğer isteseydik o ekinlerinizi ot kırıntılarına dönüştürürdük de şaşakalırdınız.

66. Derdiniz ki; «Biz borca battık.»

67. Daha doğrusu her şeyimizi kaybettik.

68. İçtiğiniz suyu görüyor musunuz?

69. Onu siz mi buluttan yere indiriyorsunuz, yoksa onu indiren biz miyiz?

70. Eğer isteseydik onu acı yapardık. Şükretsenize!

71. Tutuşturduğunuz ateşi görüyor musunuz?

72. Onun ağacını siz mi yaratıyorsunuz, yoksa onu yaratan biz miyiz?

73. Biz onu hem düşündürücü, ibret verici bir uyarıcı, hem de ihtiyacı olanlar için bir yararlanma kaynağı olarak yarattık.

74. Öyleyse yüce Rabbinin adını noksanlıklardan tenzih et.

75. Yıldızların yörüngeleri üzerine yemin ederim ki;

76. Keşke bilseniz bu ne büyük bir yemindir

77. Bu kitap, yüce Kur’an’dır.

78. Aslı (Allah katındaki) bir kitapta saklıdır.

79. Ona sadece tertemiz kimseler el sürebilir.

80. O, Allah tarafından indirilmiştir.

81. Şimdi siz bu sözü bu mesajı hafife mi alıyorsunuz?

82. Yalanlamayı kendinize rızık ve ileriye dönük birikim mi yapıyorsunuz?

83. Canın boğaza dayandığı an var ya,

84. O sırada sizler gözlerinizi o can çekişen adama dikersiniz.

85. Biz ona sizden daha yakınız, ama siz göremezsiniz.

86. Eğer yeniden diriltilip hesaba çekilmeyecekseniz,

87. Eğer söylediğiniz doğru ise o çıkmak üzere olan canı geriye döndürsenize!

88. Eğer ölmek üzere olan kişi Allah’a yakın olanlardan ise;

89. Esenlik, hoş kokulu çiçekler ve bol nimetli cennet onu bekliyor

90. Eğer adam defteri sağdan verileceklerden ise,

91. Defterlerini sağdan alacak olan arkadaşlarının selâmı var sana.

92. Eğer adam sapık bir inkarcı ise,

93. O kaynar su sunularak ağırlanır.

94. Ve cehenneme atılır.

95. Bu kesin gerçektir.

96. Öyleyse yüce Rabbinin adını noksanlıklardan tenzih et.

Vakı'a Suresi - Süleyman Ateş Meali

Rahmân ve Rahim Allâh’ın adıyla

1. Olacak vak’a olduğu (kıyâmet koptuğu) zaman,

2. Onun oluşunu yalanlayacak yoktur.

3. O alçaltıcı, yükselticidir (yerleri alt üst eder),

4. Yer şiddetlice sarsıldığı,

5. Dağlar serpildikçe serpildiği,

6. Dağılan toz duman haline geldiği

7. Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman;

8. Sağın adamları (amel defterleri sağ tarafından verilenler), ne uğurlulardır onlar!

9. Solun adamları (amel defterleri sol tarafından verilenler), ne uğursuzlardır onlar!

10. Ve o sâbıklar, sâbıklar!

11. İşte , onlardır (Allâh’a) yaklaştırılanlar,

12. Ni’met cennetlerinde.

13. Çoğu öncekilerden,

14. Birâzı da sonrakilerden (olan bu insanlar),

15. Altın ve cevahirle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

16. Onların üzerinde karşılıklı yaslanırlar.

17. Çevrelerinde, ebedi yaşamağa erdirilmiş gençler dolaşır;

18. Akıp giden şarap kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.

19. (Bir şarap ki) Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.

20. Beğendikleri meyva(lar),

21. Canlarının çektiği kuş et(ler)i,

22. İri gözlü hûriler,

23. Saklı inciler gibi;

24. Yaptıklarına karşılık olarak.

25. Orada ne boş bir söz ve ne de günâha sokan bir laf işitirler.

26. Duydukları söz, yalnız "Selâm, selâm" dır.

27. Sağın adamları, nedir o sağın adamları!

28. (Onlar) Dikensiz kirazlar,

29. (Kökünden tepesine kadar) meyva dizili muzlar,

30. Uzamış gölge(ler),

31. Fışkıran sular,

32. Pek çok mevya arasında;

33. Tükenmeyen ve yasaklanmayan!

34. Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.

35. Biz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşâ’ etmişiz,

36. Onları bâkireler yapmışızdır.

37. Hep yaşıt sevgililer;

38. Sağın adamları için.

39. (Bu sağcıların) Bir bölümü öncekilerdendir,

40. Bir bölümü de sonrakilerdendir.

41. Solun adamları (amel defterleri, sol tarafından verilenler), nedir o solcular!

42. (Onlar) Delikçiklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,

43. Kara dumandan bir gölge altında,

44. Ki ne serindir, ne faydalı.

45. Çünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı.

46. Büyük günâhı işlemekte ısrar ediyorlardı.

47. Ve diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"

48. "Önceki atalarımız da mı?"

49. De ki: "Öncekiler de sonrakiler de."

50. "Belli bir günün buluşma vakti için mutlaka toplanacaklardır."

51. Sonra siz de, ey sapık yalanlayıcılar (o zaman toplanacaksınız).

52. (Suçlular) Mutlaka bir Zakkum ağacından yiyecekler,

53. Onunla karınları(nı) dolduracaklar,

54. Üzerine de kaynar su içeceklerdir.

55. Susuzluk hastalığına tutulmuş develerin içişi gibi içeceklerdir!

56. İşte cezâ gününde onların ağırlanışı böyledir.

57. Biz sizi yarattık; doğrulamanız gerekmez mi?

58. Akıttığınız meniyi gördünüz mü?

59. Siz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcılar biz miyiz?

60. Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmiş değildir (kimse ölüme engel olamaz).

61. (Size böyle ölümü takdir ettik) Ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi, bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşâ’ edelim.

62. Andolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi?

63. Ektiğinizi gördünüz mü?

64. Siz mi onu bitiyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz?

65. Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, sızlanıp dururdunuz:

66. "Biz borçlandık, (yaptığmız masraflar boşa gitti)!"

67. "Doğrusu, biz yoksun bırakıldık!" (derdiniz).

68. İçtiğiniz suya baktınız mı?

69. Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz?

70. Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şüketmeniz gerekmez mi?

71. (İki dalı birbirine sürterek) Çıkardığınız ateşi gördünüz mü?

72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratanlar biz miyiz?

73. Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.

74. Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.

75. Yoo, yıldızların yerlerine yemin ederim,

76. Bilirseniz, bu büyük bir yemindir.

77. O, elbette değerli bir Kur’ân’dır,

78. Saklı bir Kitâptadır.

79. Ki ona temizlerden başkası dokunmaz.

80. (O), Âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.

81. Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

82. (Kur’ân’dan istifade edeceğiniz yerde) Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz (sizin ondan elde ettiğiniz nasib, sadece onu yalanlamanız mıdır)?

83. Ya can boğaza dayandığı zaman?

84. Ki siz de o zaman (can çekişen kimseye) bakıp durursunuz.

85. Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.

86. Eğer (öldükten sonra) cezâlandırılmayacaksanız

87. (Bu sözünüzde doğru iseniz) o (çıkmakta olan ca)nı geri döndürsenize!

88. (O can, Allah’a) Yaklaştırılanlardan ise,

89. O’na rahatlık, güzel rızık ve ni’met cenneti var.

90. Eğer sağcılardan (amel defteri sağ tarafından verilenlerden) ise,

91. "(Ey sağcı) Sana sağcılardan selâm var!"

92. Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;

93. Kaynar sudan bir ziyafet,

94. Ve cehenneme atılma var.

95. Kesin gerçek budur işte.

96. Öyleyse büyük Rabbinin adını tesbih et (O’nu, kendisine lâyık olmayan sıfatlardan tenzih eyle).

Kategoriler

Kuran Kaynakları

vakı'a suresi - Kuran Hatim sayfasını izlemektesiniz.



Kur’an’ı Kerim

Allah tarafından gönderilen ilahi kitapların sonuncusu olan Kur’an’ı Kerim, son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v.) indirilmiştir. Sözlükte toplamak, okumak, bir araya getirmek anlamına gelen Kur’an, terim olarak şöyle tarif edilir:

“Hz. Peygamber’e indirilen, mushaflarda yazılı olup, peygamberimizden bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş olan; okunmasıyla ibadet edilen ve insanlığın benzerini getirmekten aciz kaldığı “ilahi kelâm”dır.

İlahi Kitapların Özelliği


İlahi kitapların en büyük özelliği ve değeri şüphesiz onların Allah’ın sözlerinden ibaret olmalarıdır. Ancak bugün bu özellik sadece Kur’ân-ı Kerîm’e mahsustur. Zira diğer ilâhî kitaplar peygamberlerinden sonra insanlarca tahrifat ile karşı karşıya kalmış ve sonunda bir insanın kaleme aldığı kitaplar haline gelmişlerdir. Zâten Kur’ân-ı Kerîm’in gönderilmesinin bir sebebi de budur. Son vahyedilen ilahi kelam olan Kur’ân-ı Kerîm, kendisinden önce gönderilen ilâhî kitapların bilgi ve hikmetlerini de içeren en mükemmel ilahi kitaptır. Kur’an Son ilahi kitap olması itibarıyla da bizzat Allah’ın muhafazası altındadır. O, hiç değişmeden kıyamete kadar insanlığa kurtuluş ve huzur reçetesi olmaya devam edecektir.

KUR’AN’IN NÜZÛLÜ (İNDİRİLMESİ)


Kur’an-ı Kerim, Yüce Allah’tan Hz.Peygamber’e Cebrail aracılığıyla, vahiy yoluyla indirilmiştir. Kolayca ezberlenmesi, kısa zamanda insanlara ulaşması, manasının kolaylıkla anlaşılması, inançların ve hükümlerin müminlerin kalbinde yavaş yavaş kuvvetlenip kökleşmesi için Kur’an bir defada toptan indirilmemiş, yaklaşık yirmi üç senede, peyderpey indirilmiştir.

KURAN-I KERİM NASIL OKUNMALI? KURAN-I KERİM EN GÜZEL NASIL OKUNUR?

Kuran okurken dikkat edilmesi gerekenler

Kuran-ı Kerim'i doğru bir şekilde okumak için harflerin üzerilerindeki uzatmalarına ve mahreç yerlerine dikkat etmek oldukça önemlidir. Harflerin okunuşunu değiştiren medler yani uzatmalar kişinin Kuran-ı Kerim'i nağmeli okumasını sağlamaz. Nağmeli bir şekilde okumak demek, kişinin Kuran-ı Kerim'i okurken oluşturduğu güzel sesiyle dinleyicilerin gönlüne hitap etmesidir.

Nağmeli okunan bir ayet ise insanlara karşı Kuran-ı Kerimin daha fazla okunup, daha fazla dinlenmesini teşvik eder.