Yasin Suresi - Molla Ramazan Şimşek

Molla Ramazan Şimşek Yasin Suresi video tilaveti dinleyin ve izleyin.

Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .

Yasin Suresi - Mehmet Emin Sarı

Mehmet Emin Sarı Yasin Suresi ok takipli Kur'an-ı Kerim video tilavetini dinleyin ve izleyin.

Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz.

Yasin Suresi - Harun Yıldırım Meali

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla…

1. Yâsîn,

2. Hikmet dolu Kur’an hakkı için,

3. Sen şüphesiz peygamberlerdensin.

4. Doğru yol üzerindesin.

5. Üstün ve çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.

6. Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir.

7. Andolsun ki onların çoğu gafletlerinin cezasını hak etmişlerdir. Çünkü onlar iman etmiyorlar.

8. Biz, onların boyunlarına halkalar geçirdik. O halkalar çenelere kadar dayanmaktadır. Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır.

9. Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler.

10. Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.

11. Sen ancak zikre uyan ve görmeden Rahmân’dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini, bir mağfiret ve güzel bir mükâfatla müjdele.

12. Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta sayıp yazmışızdır.

13. Onlara, şu şehir halkını misal getir: Hani onlara elçiler gelmişti.

14. İşte o zaman biz, onlara iki elçi göndermiştik. Onları yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü bir elçi gönderdik. Onlar: Biz size gönderilmiş Allah elçileriyiz! dediler.

15. Dediler ki: Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahmân, herhangi bir şey indirmedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz.

16. Dediler ki: Rabbimiz biliyor; biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.

17. "Bizim vazifemiz, açık bir şekilde Allah’ın buyruklarını size tebliğ etmekten başka bir şey değildir" dediler.

18. Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlaka fena bir kötülük dokunur, dediler.

19. Elçiler şöyle cevap verdi: Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size nasihat ediliyorsa bu uğursuzluk mudur? Bilakis, siz aşırı giden bir milletsiniz.

20. Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. "Ey kavmim! dedi, bu elçilere uyunuz!"

21. "Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir."

22. "Bana ne olmuş ki, beni yaratana ibadet etmeyecekmişim! Halbuki, hepiniz O’na döndürüleceksiniz."

23. "O’ndan başka tanrılar mı edineyim? O çok esirgeyici Allah, eğer bana bir zarar dilerse onların şefâati bana hiçbir fayda vermez, beni kurtaramazlar."

24. "İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığın içine gömülmüş olurum."

25. "Şüphesiz ben, Rabbinize inandım, beni dinleyin."

26. Ona: Cennete gir" denilince. "Keşke, dedi, kavmim bilseydi!"

27. "Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını !"

28. Biz ondan sonra, onun milletini helâk etmek için üzerlerine gökten herhangi bir ordu indirmedik ve indirecek de değildik.

29. (Onları helâk eden) korkunç sesten başka bir şey değildi. Birdenbire sönüverdiler.

30. Ne yazık şu kullara! Onlara bir peygamber gelmeye görsün, ille de onunla alay etmeye kalkışırlar.

31. Müşrikler görmüyorlar mı ki, onlardan önce nice kavimler helâk ettik. Onlar tekrar dönüp de bunlara gelmezler.

32. Elbette onların hepsi (kıyamet gününde) karşımızda hazır bulunacaklar.

33. (Bu hususta) ölü toprak onlar için mühim bir delildir. Biz ona yağmurla hayat verdik ve ondan dane çıkardık. İşte onlar bundan yerler.

34. Biz, yeryüzünde nice nice hurma bahçeleri, üzüm bağları yarattık ve oralarda birçok pınarlar fışkırttık.

35. Ta ki, onların meyvelerinden ve elleriyle bunlardan imal ettiklerinden yesinler. Hâla şükretmeyecekler mi?

36. Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah’ı tesbih ve takdis ederim.

37. Gece de onlar için bir ibret alâmetidir. Biz ondan gündüzü sıyırıp çekeriz de onlar karanlıklara gömülürler.

38. Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar (döner). İşte bu, azîz ve alîm olan Allah’ın takdiridir.

39. Ay için de (dünyanın etrafında günlük seyri için) birtakım yörüngeler tayin ettik. O, (her aylık seyrinin) sonunda (eski) hurma salkımının eğri çöpü gibi (hilal olur da geri) döner.

40. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler.

41. Onların zürriyetlerini dopdolu bir gemide taşımamız da onlar için büyük bir ibrettir.

42. Onlar için, bunun gibi binecekleri başka şeyler de yarattık.

43. Dilesek onları suda boğarız. O zaman ne onların imdadına koşan olur, ne de onlar kurtarılırlar.

44. Ancak bizim tarafımızdan bir rahmet ve belli bir zamana kadar dünyadan faydalandırmamız müstesnadır.

45. Onlara yapmakta olduğunuz ve yapıp arkada bıraktığınız işlerde Allah’tan korkun; umulur ki size merhamet olunur denildiğinde (aldırmazlar).

46. Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmeyedursun, ille de ondan yüz çevirmişlerdir.

47. Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarfediniz, denildiğinde, kâfirler müminlere dediler ki: Allah’ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Siz gerçekten apaçık bir sapıklık içindesiniz.

48. Onlar: Eğer gerçekten doğru söylüyorsanız, bu tehdit ne zaman gerçekleşecektir? derler.

49. Onlar, birbirleriyle çekişip dururken kendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir sesi bekliyorlar.

50. İşte o anda onlar ne bir vasiyyette bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.

51. Nihayet Sûr’a üfürülecek. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler.

52. (İşte o zaman:) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahmân’ın vâdettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler.

53. Olan müthiş bir sesten ibarettir. Bunun üzerine onların hepsi hemen huzurumuzda hazır bulunurlar.

54. O gün hiçbir kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada ancak yaptıklarınızın karşılığını alırsınız.

55. O gün cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler.

56. Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara kurulurlar.

57. Orada onlar için her çeşit meyve vardır. Bütün arzuları yerine getirilir.

58. Onlara merhametli Rabb’in söylediği selam vardır.

59. "Ayrılın bir tarafa bugün, ey günahkârlar!"

60. "Ey Adem oğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır" demedim mi?

61. "Ve bana kulluk ediniz, doğru yol budur" demedim mi?

62. Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp saptırdı. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?

63. İşte, bu size vâdedilen cehennemdir.

64. İnkârınız sebebiyle bugün oraya girin!

65. O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.

66. Dilesek onların gözlerini büsbütün kör ederdik. O zaman doğru yolu bulmaya koşuşurlar, ama nasıl göreceklerdi?

67. Eğer dilesek oldukları yerde onların şekillerini değiştirirdik de ne ileriye gitmeye güçleri yeterdi ne de geri gelmeye!

68. Kime uzun ömür verirsek biz onun gelişmesini tersine çeviririz. Hiç düşünmüyorlar mı?

69. Biz ona (Peygamber’e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah’tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.

70. Diri olanları uyarsın ve kâfirler cezayı hak etsinler diye.

71. Görmüyorlar mı ki, biz kudretimizin eseri olmak üzere onlar için birçok hayvan yarattık. Bu sayede onlar bunlara sahip olmuşlardır.

72. Bu hayvanları onların emrine verdik. Onların bazısını binek olarak kullanırlar, bazısını besin olarak yerler.

73. Bu hayvanlarda onlar için nice faydalar ve içilecek sütler vardır. Hâla şükretmezler mi?

74. Onlar, yardım göreceklerini umarak Allah’tan başka ilâhlar edindiler.

75. (o ilâhların) onlara yardıma güçleri yetmez; aksine kendileri onlar (putlar) için hazır bekleyen askerlerdir.

76. (Resûlüm!) O halde onların sözleri sakın seni üzmesin. Kuşkusuz biz, onların gizlemekte olduklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz.

77. İnsan görmez mi ki, biz onu meniden yarattık. Bir de bakıyorsun ki, apaçık düşman kesilmiş.

78. Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve: "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" diyor.

79. De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.

80. Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O’dur. İşte siz ateşi ondan yakıyorsunuz.

81. Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Evet! Elbette kadirdir. O, her şeyi hakkıyla bilen yaratıcıdır.

82. Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı "Ol" demekten ibarettir. Hemen oluverir.

83. Her şeyin mülkü kendi elinde olan Allah’ın şanı ne kadar yücedir! Siz de O’na döneceksiniz.

Yasin Suresi - Erhan Mete

Erhan Mete Yasin Suresi video tilaveti dinleyin ve izleyin.

Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .

Yasin Suresi - Yusuf Ali Meali

In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.

1. Ya Sin.

2. By the Qur´an, full of Wisdom,-

3. Thou art indeed one of the messengers,

4. On a Straight Way.

5. It is a Revelation sent down by (Him), the Exalted in Might, Most Merciful.

6. In order that thou mayest admonish a people, whose fathers had received no admonition, and who therefore remain heedless (of the Signs of Allah).

7. The Word is proved true against the greater part of them: for they do not believe.

8. We have put yokes round their necks right up to their chins, so that their heads are forced up (and they cannot see).

9. And We have put a bar in front of them and a bar behind them, and further, We have covered them up; so that they cannot see.

10. The same is it to them whether thou admonish them or thou do not admonish them: they will not believe.

11. Thou canst but admonish such a one as follows the Message and fears the (Lord) Most Gracious, unseen: give such a one, therefore, good tidings, of Forgiveness and a Reward most generous.

12. Verily We shall give life to the dead, and We record that which they send before and that which they leave behind, and of all things have We taken account in a clear Book (of evidence).

13. Set forth to them, by way of a parable, the (story of) the Companions of the City. Behold!, there came messengers to it.

14. When We (first) sent to them two messengers, they rejected them: But We strengthened them with a third: they said, "Truly, we have been sent on a mission to you."

15. The (people) said: "Ye are only men like ourselves; and (Allah) Most Gracious sends no sort of revelation: ye do nothing but lie."

16. They said: "Our Lord doth know that we have been sent on a mission to you:

17. "And our duty is only to proclaim the clear Message."

18. The (people) said: "for us, we augur an evil omen from you: if ye desist not, we will certainly stone you. And a grievous punishment indeed will be inflicted on you by us."

19. They said: "Your evil omens are with yourselves: (deem ye this an evil omen). If ye are admonished? Nay, but ye are a people transgressing all bounds!"

20. Then there came running, from the farthest part of the City, a man, saying, "O my people! Obey the messengers:

21. "Obey those who ask no reward of you (for themselves), and who have themselves received Guidance.

22. "It would not be reasonable in me if I did not serve Him Who created me, and to Whom ye shall (all) be brought back.

23. "Shall I take (other) gods besides Him? If (Allah) Most Gracious should intend some adversity for me, of no use whatever will be their intercession for me, nor can they deliver me.

24. "I would indeed, if I were to do so, be in manifest Error.

25. "For me, I have faith in the Lord of you (all): listen, then, to me!"

26. It was said: "Enter thou the Garden." He said: "Ah me! Would that my People knew (what I know)!-

27. "For that my Lord has granted me Forgiveness and has enrolled me among those held in honour!"

28. And We sent not down against his People, after him, any hosts from heaven, nor was it needful for Us so to do.

29. It was no more than a single mighty Blast, and behold! they were (like ashes) quenched and silent.

30. Ah! Alas for (My) Servants! There comes not a messenger to them but they mock him!

31. See they not how many generations before them we destroyed? Not to them will they return:

32. But each one of them all - will be brought before Us (for judgment).

33. A Sign for them is the earth that is dead: We do give it life, and produce grain therefrom, of which ye do eat.

34. And We produce therein orchard with date-palms and vines, and We cause springs to gush forth therein:

35. That they may enjoy the fruits of this (artistry): It was not their hands that made this: will they not then give thanks?

36. Glory to Allah, Who created in pairs all things that the earth produces, as well as their own (human) kind and (other) things of which they have no knowledge.

37. And a Sign for them is the Night: We withdraw therefrom the Day, and behold they are plunged in darkness;

38. And the sun runs his course for a period determined for him: that is the decree of (Him), the Exalted in Might, the All-Knowing.

39. And the Moon,- We have measured for her mansions (to traverse) till she returns like the old (and withered) lower part of a date-stalk.

40. It is not permitted to the Sun to catch up the Moon, nor can the Night outstrip the Day: Each (just) swims along in (its own) orbit (according to Law).

41. And a Sign for them is that We bore their race (through the Flood) in the loaded Ark;

42. And We have created for them similar (vessels) on which they ride.

43. If it were Our Will, We could drown them: then would there be no helper (to hear their cry), nor could they be delivered,

44. Except by way of Mercy from Us, and by way of (world) convenience (to serve them) for a time.

45. When they are told, "Fear ye that which is before you and that which will be after you, in order that ye may receive Mercy," (they turn back).

46. Not a Sign comes to them from among the Signs of their Lord, but they turn away therefrom.

47. And when they are told, "Spend ye of (the bounties) with which Allah has provided you," the Unbelievers say to those who believe: "Shall we then feed those whom, if Allah had so willed, He would have fed, (Himself)?- Ye are in nothing but manifest error."

48. Further, they say, "When will this promise (come to pass), if what ye say is true?"

49. They will not (have to) wait for aught but a single Blast: it will seize them while they are yet disputing among themselves!

50. No (chance) will they then have, by will, to dispose (of their affairs), nor to return to their own people!

51. The trumpet shall be sounded, when behold! from the sepulchres (men) will rush forth to their Lord!

52. They will say: "Ah! Woe unto us! Who hath raised us up from our beds of repose?"... (A voice will say:) "This is what (Allah) Most Gracious had promised. And true was the word of the messengers!"

53. It will be no more than a single Blast, when lo! they will all be brought up before Us!

54. Then, on that Day, not a soul will be wronged in the least, and ye shall but be repaid the meeds of your past Deeds.

55. Verily the Companions of the Garden shall that Day have joy in all that they do;

56. They and their associates will be in groves of (cool) shade, reclining on Thrones (of dignity);

57. (Every) fruit (enjoyment) will be there for them; they shall have whatever they call for;

58. "Peace!" - a word (of salutation) from a Lord Most Merciful!

59. "And O ye in sin! Get ye apart this Day!

60. "Did I not enjoin on you, O ye Children of Adam, that ye should not worship Satan; for that he was to you an enemy avowed?-

61. "And that ye should worship Me, (for that) this was the Straight Way?

62. "But he did lead astray a great multitude of you. Did ye not, then, understand?

63. "This is the Hell of which ye were (repeatedly) warned!

64. "Embrace ye the (fire) this Day, for that ye (persistently) rejected (Truth)."

65. That Day shall We set a seal on their mouths. But their hands will speak to us, and their feet bear witness, to all that they did.

66. If it had been our Will, We could surely have blotted out their eyes; then should they have run about groping for the Path, but how could they have seen?

67. And if it had been Our Will, We could have transformed them (to remain) in their places; then should they have been unable to move about, nor could they have returned (after error).

68. If We grant long life to any, We cause him to be reversed in nature: Will they not then understand?

69. We have not instructed the (Prophet) in Poetry, nor is it meet for him: this is no less than a Message and a Qur´an making things clear:

70. That it may give admonition to any (who are) alive, and that the charge may be proved against those who reject (Truth).

71. See they not that it is We Who have created for them - among the things which Our hands have fashioned - cattle, which are under their dominion?-

72. And that We have subjected them to their (use)? of them some do carry them and some they eat:

73. And they have (other) profits from them (besides), and they get (milk) to drink. Will they not then be grateful?

74. Yet they take (for worship) gods other than Allah, (hoping) that they might be helped!

75. They have not the power to help them: but they will be brought up (before Our Judgment-seat) as a troop (to be condemned).

76. Let not their speech, then, grieve thee. Verily We know what they hide as well as what they disclose.

77. Doth not man see that it is We Who created him from sperm? yet behold! he (stands forth) as an open adversary!

78. And he makes comparisons for Us, and forgets his own (origin and) Creation: He says, "Who can give life to (dry) bones and decomposed ones (at that)?"

79. Say, "He will give them life Who created them for the first time! for He is Well-versed in every kind of creation!-

80. "The same Who produces for you fire out of the green tree, when behold! ye kindle therewith (your own fires)!

81. "Is not He Who created the heavens and the earth able to create the like thereof?" - Yea, indeed! for He is the Creator Supreme, of skill and knowledge (infinite)!

82. Verily, when He intends a thing, His Command is, "be", and it is!

83. So glory to Him in Whose hands is the dominion of all things: and to Him will ye be all brought back.

Yasin Suresi - Mustafa İslamoğlu Meali

Rahman rahim Allah`ın adıyla

1. Ey insan!

2. Hikmetle (muhatabını inşa eden) bu Kur`an`a andolsun

3. ki sen elbette gönderilen elçilerden birisin.

4. Dosdoğru bir yol üzeresin.

5. (Çünkü bu vahiy) her işinde mükemmel olanın, en merhametli olanın katından indirilmiştir:

6. bu sayede ataları uyarılmamış, dolayısıyla haktan gafil kalmış bir topluluğu uyarabilesin.

7. Doğrusu, onlardan bir çoğu hakkındaki söz tahakkuk etmiştir: artık asla iman etmeyecekler.

8. Zira (sanki) Biz onların boyunlarına, çenelerine kadar uzanan demir halkalar geçirmişizdir de, başlarını bir türlü eğememektedirler.

9. Yine (adeta) önlerinden ve arkalarından birer set çekmiş ve gözlerini perdelemişizdir de, artık görememektedirler.

10. Şu halde sen onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için fark etmez: iman etmezler.

11. Ne ki sen, sadece ilahi uyarıya tabi olan ve idraki aşan bir hakikat olmasına rağmen O rahmet kaynağına derin bir ürpertiyle saygı duyan kimseyi uyarabilirsin: o halde bu gibileri sınırsız bir mağfiret ve tarifsiz güzellikte bir ödülle müjdele!

12. Elbette Biz, evet ölüyü Biz dirilteceğiz; ve onların önden yolladıklarını da arkada bıraktıkları eserleri de Biz yazacağız: böylece her şeyi kaydeden tarifsiz ve çok gelişmiş bir ana (bellek)te kayıt altına almış oluruz.

13. Onlara, kendilerine elçiler gönderdiğimiz şehir halkının hikayesini anlat.

14. Bir zamanlar onlara iki elçi göndermiştik; ama ikisini de yalanladılar. Bunun üzerine (onları) bir üçüncüyle destekledik; ve onlar dediler ki: "Biz size gönderilmiş elçileriz."

15. (Şehir halkı) dediler ki: "Siz sadece bizim gibi beşer türüne mensupsunuz. O rahmet kaynağı da hiçbir şey indirmemiştir: siz sadece yalan söylüyorsunuz!"

16. (Elçiler) dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz size gönderilmiş elçileriz.

17. Ve biz size açıkça tebliğ etmekten başka bir şeyle mükellef değiliz."

18. (Şehir halkı) dediler ki: "Şüphesiz bize uğursuzluk getirdiniz. Eğer buna bir son vermezseniz, sizi öldüresiye taşa tutar ve sizi keyfimizce şiddetli bir biçimde cezalandırırız."

19. (Elçiler dediler ki: "Uğurunuz/uğursuzluğunuz size bağlıdır. Ne yani, size öğüt verildi diye mi (böyle oldu)? Hayır, asıl siz haddi aşmış bir toplumsunuz."

20. Derken şehrin en uzağından bir adam koşarak gelip "Ey kavmim" dedi, "Elçilere uyun!

21. Uyun sizden hiçbir karşılık beklemeyen bu kimselere; zira bunlar doğru yoldadırlar!

22. Hem ben, beni yaratana, dahası hepinizin huzuruna varacağı O Zata neden kullak etmeyecek mişim?

23. Onu bırakıp da başka ilahlar edineyim, öyle mi? Eğer rahman bir zarar vermeyi dileyecek olsa (-ki dilemediği açık-), ne onlar bana zerre kadar şefaat edebilir, ne de beni kurtarabilirler.

24. Elbet o zaman ben, apaçık bir sapıklığa düşmüş olurum.

25. İşte artık ben sizin de Rabbiniz olana iman etmiş bulunuyorum: artık beni dinleyin!"

26. (En sonunda) ona "Sen cennetliksin!" denildi. Dedi ki: "Ah, keşke kavmim bir bilseydi.

27. Rabbimin beni bağışladığını ve beni ilahi ikrama mazhar olan kimseler arasına kattığını!.."

28. Ve onun ardından kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten Biz daha önce de asla indirmiş değiliz:

29. eğer bu gerekseydi, tek bir çığlık yeterli olurdu; o zaman da onlar sönmüş köz gibi kararıp küle dönerlerdi.

30. Vay gele şu kullarına başına! Ne zaman kendilerine bir elçi gelmişse onu alaya aldılar!

31. Onlardan önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmezler mi? Ki onlar kendilerine dönüp gelemeyecekler;

32. ama elbet hepsi Bizim huzurumuzda toplanacaklar.

33. Ölü toprakta dahi onlar için bir ders vardır: Onu Biz dirilttik, beslenmeleri için ondan tohumları Biz çıkardık.

34. Orada hurmalıkları ve üzüm bağlarını Biz var ettik; yine orada su gözelerini Biz çağlattık;

35. ki onunla yetişenlerin ve elleriyle ektiklerinin ürünlerinden yiyebilsinler. Hala şükretmeyeceksiniz, öyle mi?

36. Şanı ne yücedir O`nun ki, yeryüzünün tüm bitkilerini, insanların bizzat kendilerini ve hakkında henüz hiçbir bilgiye sahip olmadıkları şeyleri çifter çifter O yarattı.

37. Gecede de onlar için bir ders vardır: Biz ondan gündüzün ışığını çekip alırız da, onlar aniden karanlıkta kalakalır.

38. Güneşte de (bir ders vardır): o kendisi için tayin edilen mekan ve zamana bağlı olarak hareket eder durur; işte bu, en yüce olanın, her şeyi bilenin takdiridir.

39. Aya da sonunda kuru ve eğri bir hurma dalı haline gelinceye kadar farklı evreler takdir ettik:

40. ne güneş aya kavuşup çarpabilir ne de gece gündüzü örtebilir: zira hepsi bir yörüngede hareket edip dururlar.

41. Bizim onların nesillerini dolu gemilerde taşımamızda da onlar için bir ders vardır;

42. ve onları, benzer nitelikte taşıma araçları (yapacak kabileyette) yaratmamızda da...

43. Dilersek onları suda boğabiliriz; bu takdirde imdatlarına kimse yetişemez ve onlar kurtarılamazlar da;

44. sadece katımızdan bir rahmet ve geçici bir mühlet tanımamız sayesinde yaşayabilirler.

45. Kendilerine "Sizi bekleyen (ahiret) ve geride bıraktığınız (hayattan) dolayı sorumluluktan titreyin ki, ilahi merhamete mazhar olabilesiniz" denildiğinde (yüz çevirdiler):

46. zira onlara Rablerinden ne zaman bir mesaj ulaşmışsa, her seferinde ondan yüz çevirmişlerdir.

47. Kendilerine "Allah`ın size verdiği servetten (Allah yoluna) cömertçe sarf edin" denildiğinde, inkarda ısrar edenler imanda sebat gösterenlere "Ne yani, Allah`ın isterse pekala doyuracağı kimseyi biz mi doyuralım? Şimdi siz açık bir şaşkınlık içinde değil de nesiniz!" derler.

48. Bir de derler ki: "Eğer sözünüze sadıksanız söyleyin bakalım şu vaat ettiğiniz (Son Saat) ne zaman gerçekleşecek?"

49. Onlar (bunu) tartışırken, kendilerini enselenecekleri bir tek bela çığlığından başka bir şey beklemeyecek:

50. her şey o kadar ani olacak ki; ne vasiyet edebilecekler, ne de yakınlarına dönebilecekler.

51. Derken sura üflenmiştir, ve işte o zaman hemen mevzilerinden çıkıp Rablerine koşacaklar.

52. "Eyvah! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı?" diyecek (ve cevabı kendileri verecek)ler: "Rahman`ın vaad ettiği bu olsa gerek; demek ki gönderilen elçiler doğru söylemişler!"

53. Sadece bir tek bela çığlığı: olan bitenin hepsi bu! Ve hemen ardından herkes huzurumuzda boy gösterecek.

54. Artık bugün hiçbir kimseye zerre kadar haksızlık yapılmayacak ve sadece yaptıklarınızdan sorumlu tutulacaksınız.

55. Elbet cennet ehli o gün, keyif veren bir meşguliyet içinde olacak;

56. onlar ve eşleri (bu huzurun) gölgesi altında mükemmel yataklar üzerinde uzanacaklar;

57. orada her tür refaha sahip olacaklar ve arzuladıkları her şey onlara sunulacak.

58. rahmeti sonsuz Rabbinin sözüyle gelen tarifsiz bir mutluluktur bu.

59. Ama (suçlulara denilir ki): "Siz ey mücrimler, bugün şöyle ayrı durun!"

60. İmdi, Ben size buyurmadım mı ey Ademoğulları: "Şeytana kulluk etmeyin, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır!

61. Ve yalnız Bana kulluk edin, dosdoğru yol budur!

62. Doğrusu (o Şeytan) sizden bir çok nesli yoldan çıkarmıştır; o zaman aklınız başınızda değil miydi?

63. İşte, size vaad edilen cehennem budur.

64. Israrla inkar etmenizin bir sonucu olarak bugün oraya destek verin!"

65. O gün ağızlarına mühür vururuz; ve Bize onların elleri konuşur, ayakları yaptıklarına şahitlik eder.

66. Eğer (Ademoğlu`nu iradesiz yaratmak) isteseydik, onların görüp kavrama yeteneklerini iyice köreltirdik de (hayvanlar gibi) yoldan (çıkmak için) yarışırlardı. O takdirde (doğruyu) nereden, nasıl görebileceklerdi?

67. Eğer (böyle olmalarını) dileseydik, mutlaka onları kendi konumlarına göre başka bir hale dönüştürürdük. O takdirde ne savuşturabilirler ne de geri dönebilirlerdi.

68. Ve kimin ömrünü uzatırsak, onun doğuştan gelen yeteneklerinde eksiltme yaparız: hala akıllarını kullanmayacaklar mı?

69. Biz ona şiir öğretmedik; bu onun için gerekli de değil: o (vahiy) sadece bir uyarı ve öğüttür; dahası açık ve açıklayıcı bir hitaptır;

70. ki bu sayede, (kalben) diri olanları uyarsın ve bunu ısrarla inkar edenlere karşı verilmiş söz gerçekleşsin.

71. Şimdi onlar, kendileri çin kudretimizin bir nişanesi olarak evcil hayvanlar yarattığımızı ve bu sayede onlara sahip olabildiklerini de mi görmezler?

72. Dahası onları emirlerine amade kıldık ki, bir kısmına binsinler, bir kısmını da yesinler;

73. ve onlardan başkaca da yararlansınlar ve içecek (süt) sağsınlar. Hala şükretmeyecekler mi?

74. Ne ki onlar (şükür yerine), kendilerine yardım ederler ümidiyle Allah`tan başka ilahlar edindiler.

75. Bunların onlara yardıma asla güçleri yetmez; aksine kendileri bunlar için hazır kıta askerdirler.

76. Artık onların sözleri seni üzmesin: unutma ki Biz onların gizlediklerini de biliriz, açıkladıklarını da.

77. İnsan görmez mi ki, Biz kendisini bir damlacık hayat suyundan yarattık (ve akıl fikir bahşettik), fakat o apaçık bir hasım olup çıktı.

78. Bir yandan Bizim için benzerler düzüp koşarken, öte yandan kendisinin (bir damlacık sudan) yaratılışını unutarak şöyle der: "Çürüyüp toza toprağa karışmış kemiklere kim hayat verecek?"

79. De ki: "Onları ilk defa kim yoktan var ettiyse O hayat verecek. Zira O, her tür yaratığın ve yaratmanın akıl sır ermez bilgisine bütünüyle vakıftır.

80. O`dur yeşil ağaçta sizin için ateş var eden; bu sayede sizler onlar yakacak elde edersiniz.

81. Değil mi ama; gökleri ve yeri yaratan Allah`ın kudreti, onlar gibisini (yeniden) yaratmaya yetmez mi? Elbette yeter! Zira O, her şeyi bilen mükemmel bir Yaratıcıdır.

82. O, eşsiz yaratışıyla bir şeyin olmasını dilediği zaman, sadece ona "Ol!" demesi yeter: o da hemen oluş sürecine girer.

83. Her şeyin tasarrufunu (kudret) elinde bulunduran (Allah), her tür kişileştirmeden uzak ve yücedir: nihayet hepiniz O`na döndürüleceksiniz.

Yasin Suresi - Ali Bulaç Meali

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Yasîn.

2. Andolsun hikmetli Kur’an’a,

3. Gerçekten sen, gönderilen (elçi)lerdensin.

4. Dosdoğru bir yol üzerinde(sin).

5. (Kur’an) Güçlü ve üstün olan, esirgeyen (Allah’)ın indirmesidir.

6. Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).

7. Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar.

8. Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır.

9. Biz önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler.

10. Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar.

11. Sen ancak, zikre (Kur’an’a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah’)a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.

12. Şüphesiz Biz, ölüleri Biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini Biz yazarız. Biz herşeyi, apaçık bir kitapta tespit edip korumuşuz.

13. Sen onlara, o şehir halkının örneğini ver; hani oraya elçiler gelmişti.

14. Hani onlara iki (elçi) göndermiştik, fakat ikisini yalanlamışlardı. Biz de (iki elçiyi) bir üçüncüyle güçlendirdik; böylece dediler ki: "Şüphesiz biz, size, gönderilmiş elçileriz."

15. Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsiniz, Rahman (olan Allah) da herhangi bir şey indirmiş değildir. Siz, yalnızca yalan söylüyorsunuz."

16. Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu bilir."

17. "Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur."

18. Dediler ki: "Herhalde biz, sizlerden dolayı uğursuzluğa uğradık. Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, andolsun, sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden yana size acı bir azap dokunacaktır."

19. Dediler ki: "Uğursuzluğunuz, sizinledir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz."

20. Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun" dedi.

21. "Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir."

22. "Bana ne oluyor ki, beni yaratana kulluk etmeyecekmişim? Siz O’na döndürüleceksiniz."

23. "Ben, O’ndan başka İlahlar edinir miyim ki, Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de onlar beni kurtarabilirler."

24. "O durumda ise, gerçekten ben apaçık bir sapıklık içinde olmuş olurum."

25. "Şüphesiz ben, sizin Rabbinize iman ettim; işte beni işitin."

26. Ona: "Cennete gir" denildi. O da: "Keşke benim kavmim de bir bilseydi" dedi.

27. "Rabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını."

28. Kendisinden sonra ise, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirecek de değildik.

29. (Ancak onlara) Yalnızca bir tek çığlık (yetti); anında sönüverdiler.

30. Yazıklar olsun kullara; ki onlara bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi.

31. Görmüyorlar mı, kendilerinden önce nice nesilleri helak ettik? Onlar, bir daha kendilerine dönmemektedirler.

32. Ancak onların hepsi, toplanmış olarak Huzurumuz’a getirilmişlerdir.

33. Ölü toprak kendileri için bir ayettir; Biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık, böylelikle ondan yemektedirler.

34. Biz, orada hurmalıklardan ve üzüm-bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık:

35. Onun ürünlerinden ve kendi ellerinin yaptıklarından yemeleri için. Yine de şükretmiyorlar mı?

36. Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) Yücedir.

37. Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp yüzeriz, hemen artık karanlıkta kalıvermişlerdir.

38. Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir.

39. Ay’a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner).

40. Ne Güneş’in Ay’a erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler.

41. Onların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri için bir ayettir.

42. Ve onlar için binmekte oldukları bunun benzeri (nice) şeyleri yaratmamız da.

43. Eğer dilersek onları batırır-boğarız; bu durumda ne onların imdadına yetişen olur, ne de kurtulabilirler.

44. Ancak Bizden bir rahmet olması ve (onları) belirli bir zamana kadar yararlandırmamız başka.

45. Onlara: "Önünüzde ve arkanızda olandan sakının, belki esirgenirsiniz" denildiğinde, (dinlemeyip inkara devam edenler).

46. Onlara, Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyi görsün, mutlaka ondan yüz çevirirler.

47. Ve onlara: "Size Allah’ın rızık olarak verdiklerinden infak edin" denildiği zaman, o inkar edenler iman edenlere dediler ki: "Allah’ın, eğer dilemiş olsaydı yedireceği kimseyi biz mi yedirecek mişiz? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içindesiniz."

48. Ve derler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit (etmekte olduğunuz yıkım ve azap) ne zamanmış?"

49. Onlar, yalnızca tek bir çığlıktan başkasını gözetmezler, onlar birbirleriyle çekişip-dururken o kendilerini yakalayıverir.

50. Artık ne bir tavsiyede bulunmağa güç yetirebilirler, ne ailelerine dönebilirler.

51. Sur’a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler.

52. Demişlerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va’dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş".

53. O, yalnızca bir tek çığlıktan başkası değildir; artık onların hepsi toplanmış olarak Huzurumuz’a getirilmişlerdir.

54. İşte bugün hiç kimseye (hiç)bir şeyle zulmedilmez ve siz de yaptıklarınızdan başkasıyla karşılık görmezsiniz.

55. Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, ’sevinç ve mutluluk dolu’ bir meşguliyet içindedirler.

56. Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.

57. Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır.

58. Çok esirgeyen Rabb’dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır).

59. "Ey suçlu-günahkarlar, bugün siz bir yana çekilin."

60. "Ey Ademoğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır;"

61. "Bana kulluk edin, doğru yol budur."

62. Andolsun o, sizden birçok insan-neslini saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz?

63. İşte bu, size vadedilmiş cehennemdir.

64. İnkar etmenize karşılık olmak üzere bugün oraya girin.

65. Bugün Biz onların ağızlarını mühürleriz; (günahtan ve sevaptan yana) kazandıklarını, elleri Bize söylemekte, ayakları (aleyhlerinde) şahitlik etmektedir.

66. Eğer dilemiş olsaydık, gözlerinin üstüne bastırır-kör ederdik, böylece yola dökülüp-koşuşurlardı. Fakat nasıl göreceklerdi ki?

67. Eğer dilemiş olsaydık, oldukları yerde (en görkemli çağlarında) onları bir başka kalıba sokardık; böylece ne ileri gitmeye, ne geri dönmeye güç yetirebilirlerdi.

68. Kime uzun ömür verirsek, yaratılışta onu tersine çeviririz. Yine de akıllarını kullanmayacaklar mı?

69. Biz ona (Peygambere) şiir öğretmedik; (bu,) ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen Kitap), yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.

70. (Kur’an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir).

71. Ellerimizin yaptıklarından kendileri için nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı? Böylece bunlara malik oluyorlar.

72. Biz onlara kendileri için boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir, bir kısmını(n da etini) yiyorlar.

73. Onlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine de şükretmeyecekler mi?

74. Yardım görürler umuduyla, Allah’tan başka İlahlar edindiler.

75. Onların (o İlahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir.

76. Öyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın. Gerçekten Biz, sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz.

77. İnsan, Bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir.

78. Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?"

79. De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir."

80. Ki O, size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz.

81. Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir.

82. Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir.

83. Herşeyin melekutu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne Yücedir. Siz O’na döndürüleceksiniz.

Yasin Suresi - Suat Yıldırım Meali

Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla

1. Yâ sîn,

2. Hikmetli Kur’ân’a andolsun:

3. Sen elbette gönderilen resullerdensin.

4. Dosdoğru yol üzerindesin.

5. (5-6) O, azîz ve rahîmden indirilen bir tenzil olup, ataları uyarılmamış, hâliyle, kendileri de gaflette giden, bir topluluğu uyarmak için gönderilmişsin.

6. (5-6) O, azîz ve rahîmden indirilen bir tenzil olup, ataları uyarılmamış, hâliyle, kendileri de gaflette giden, bir topluluğu uyarmak için gönderilmişsin.

7. Onların çoğunun hakkında ilahî hüküm hak olarak kesinleşti. Artık imân etmezler onlar...

8. Boyunlarına öyle boyunduruklar koyduk ki onlar çenelerine dayanmaktadır. Boyunları yukarı, çeneleri kalkık, gözleri havada bir durumdadırlar.

9. Hem önlerinden hem arkalarından bir set yaparak, öylesine çepeçevre sardık ki, artık hiç göremezler onlar...

10. Kendilerine müsavidir; ha uyardın onları, ha uyarmadın, artık iman etmezler onlar...

11. Sen ey Resulüm, şu kimseyi uyar: İrşâda can kulağıyla tâbi olur, görmediği Rahman’a saygı duyup O’ndan çekinir. Müjdele onu: Mağfiret onun, şerefli mükâfat onun...

12. Ölüleri diriltecek Biz’iz. Yaptıkları her şeyi ve bütün izlerini bir bir kaydeden Biz’iz. Velhasıl her bir şeyi, apaçık bir kitap’ta sayıp döken Biz’iz.

13. Sen şimdi onlara bir misâl getir: Mâlum şehir halkını, hani onlara da elçiler gelmişti.

14. Evet, iki resul gönderdik onlara,"Yalancı!" dediler onlara. Bunun üzerine, güçlendirdik onları bir üçüncü resulle, dediler hep birden: "Biz Allah’ın elçileriyiz size!"

15. Ahali dedi ki: "Doğrusu Rahman’ın indirdiği bir şey yok! Siz de bizim gibi bir beşersiniz, evet evet... siz sadece yalancısınız!"

16. Resuller dediler: "Elbette biliyor Rabbimiz. Size gönderilen elçileriz biz."

17. "Açıkça tebliğden başka bir şeyle yükümlü değiliz biz."

18. Ahâli dedi ki: "Uğursuzsunuz siz, şayet vazgeçmezseniz, sizi taşlarız, acı mı acı bir azap size dokundururuz."

19. Resuller cevap verdiler: "Uğursuzluğunuz sizinle beraber, çünkü siz imânsızsınız, irşâd edildiniz diye mi böyle söylüyorsunuz? Haddi aşan toplumun tekisiniz siz!"

20. Derken... şehrin öte başından, koşarak bir adam geldi ve onlara dedi ki: "N’olur ey kavmim! Gelin siz bu resullere uyun!"

21. "Sizden bir ücret istemeyen, sizden hiç menfaat beklemeyen, dosdoğru yolda yürüyen bu kimselere uyun!"

22. "Hem ne olmuş ki bana? Neden tapmayayım beni yaratana? Hem sizlerin de dönüşü ancak olacak O’na!"

23. "Hiç O’ndan başka tanrı edinir miyim! Zirâ Rahman bana zarar vermek dilerse, onların şefaati fayda etmez, hem kurtaramazlar da..."

24. "O durumda ben, besbelli bir sapıklıkta olurum."

25. "Amma bakın! Ben Rabbinize inanıyorum, sizler de bunu işitmiş olun!"

26. Ona "Buyur cennete gir!" denildi. O ise halkını hatırlayarak: "Ah halkım bir bilseydi!" dedi.

27. "Ah bir bilseler: Rabbimin beni affettiğini, beni ikramlara gark ettiğini!"

28. Onun vefatından sonra, kavminin üzerine, gökten bir ordu indirmedik, zaten bu âdetimizden de değildi.

29. (Orduya ne lüzum?), bir tek ses yeter! Bir de bakmışsınız: Sönüp kalmışlar...

30. Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine gelen her resul ile, mutlaka alay ederlerdi.

31. Kendilerinden önce nice nesilleri imhâ ettiğimizi ve onların da kendilerine dönmediğini görmezler miydi?

32. Hiç kimse hariç kalmamak üzere, hepsi huzurumuza toplanacaklar!

33. Delil mi isterler? İşte ölmüş arz! Hayatı ona Biz veriyoruz. Oradan onların yiyecekleri habbeleri çıkarıyoruz. Kendileri de ondan yiyip dururlar.

34. Orada üzüm bağları ve hurmalıklar yaptık, orada pınarlar fışkırttık.

35. Ta ki onun meyvelerinden yesinler, O meyveleri onlar yapmadılar, hâlâ şükretmez mi onlar?

36. Münezzehtir o Allah, her noksandan münezzeh! Yerin bitirdiği her şeyi ve kendilerini ve daha nice bilmedikleri şeyleri çift yaratan, münezzehtir, Yücedir!

37. Onlara bir delil de gecedir ki, Biz ondan gündüzü sıyırıp soyarız, birden karanlığa gömülürler...

38. Güneş de bir delildir onlara, akar gider yörüngesinde... O azîz ve alîmin (o üstün kudret sahibinin ve her şeyi bilenin), yaratması böyle olur işte!

39. Ay için de birtakım safhalar, duraklar tâyin ettik; dolaşa dolaşa, nihayet eski hurma salkımının çöpü gibi kuru, sarı, kavisli bir hâle gelir.

40. Ne Güneş Ay’a kavuşabilir, ne gece gündüzün önüne geçebilir. O gök cisimlerinden her biri, birer yörüngede akar, durur...

41. Bir delil daha onlara; Nesillerini dopdolu gemilerde taşımamızdır.

42. Biz, onlar için, gemiye benzer, daha nice binekler yaratırız...

43. Şayet dileseydik onları boğardık. Ne feryatlarına koşan bir kimse bulabilir, ne de başka türlü kurtarılırlardı.

44. Sadece Biz’den ulaşacak bir rahmet ve onları bir vâdeye kadar yaşatma irademizle hayatta kalabilirler.

45. Onlara ne zaman: "Hem geçmişte yaptıklarınıza, hem de istikbalde yapacaklarınıza dikkat edin!böylelikle merhamet edilmeye layık olun!" denilse, yüz çevirirler...

46. Ne zaman Rab’lerinin âyetlerinden bir âyet, gelse, yüz çevirirler...

47. Onlara ne zaman: "Allah’ın size lütfettiğinden, siz de muhtaçlar için harcayın" denilse, kâfirler müminlere şöyle derler: "Size kalsa Allah’ın dilediği takdirde bol bol rızıklandıracağı kimseyi doyurmak bizim mi işimiz? Siz, böyle ne sapık düşünürsünüz!"

48. Ve yine derler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız, bizi tehdid ettiğiniz bu mezarlardan kalkma ne zaman?

49. Onların beklediği: Sadece bir ses!..Çekişip dururlarken kendilerini çarpacak bir ses...

50. İşte o zaman... Ne vasiyette bulunabilir, ne de evlerine dönebilirler...

51. Sura üflendi, "Kalk!" borusu çaldı!.. İşte mezarlarından kalkıp, Rab’lerinin huzurunda duruşmaya koşuyorlar...

52. "Eyvah bize! Kim kaldırdı bizi yatağımızdan?" diyorlar..."İşte Rahmân’ın vâdi: Resuller doğru söylerler!"

53. Bütün olay, bir çağrıdan ibâret! İşte hepsi duruşma için toplanmışlar...

54. Artık bugün, kimseye zulmedilmez, hakkınızdan başka size bir karşılık verilmez.

55. Amma bugün cennetlikler, zevk ve eğlence içindedirler...

56. Hem kendileri, hem eşleri gölgeliklerde, tahtlarına kurulurlar.

57. Orada turfanda yemişler onlara, hâsılı istedikleri her şey onlara...

58. Rabb-i Rahim’den sözle olan bir selâm yine onlara...

59. "Fakat bugün sizler, şöyle bir tarafa çekilin ey mücrimler!"

60. "Ey Âdem’in evlatları! Size emretmemiş miydim? :"Şeytana tapmayın sakın!" "Çünkü o size âşikar düşman...

61. Lâkin Bana tapın: işte sırat-ı müstakim!"

62. Şeytan, içinizden nice nesilleri saptırdı. Bunu düşünmeli değil miydiniz?

63. İşte tehdid edildiğiniz cehennem!

64. İnkârınız sebebiyle bugün oraya girin.

65. Bugün mühür vuracağız ağızlarına, elleri Bize söyler, ayakları şahitlik eder, kendi yaptıklarına.

66. Eğer dileseydik gözlerini dümdüz, silme kör ederdik, o zaman yola dökülür, hidayete ulaşmak için yarışırlardı. Fakat o takdirde nasıl görebilirlerdi?

67. Eğer dileseydik, oldukları yerde, hemen baş üstü, mâhiyetlerini değiştirir, çirkin mi çirkin, tersyüz ederdik... Artık ne ileriye devam edebilir, ne de geriye dönüş yapabilirlerdi.

68. Onlardan ömrünü uzattığımız kimsenin ise, hilkatini tersyüz ederiz. Hâlâ akıllanmazlar mı?

69. Biz Resûl’e Kur’ân öğrettik, şiir öğretmedik, o zaten ona yaraşmaz. O sırf bir irşâd ve parlak bir Kur’ân’dır.

70. Yaşayan her kişiyi uyarsın diye, böylece ilahî hüküm kâfirler hakkında kesinleşsin diye, gönderilmiştir.

71. Şunu da görmediler mi: Ellerimizle yaptığımız eserlerden kendileri için davarlar yarattık da onlara mâlik bulunuyorlar.

72. Onları emirlerine âmade kıldık. Onlardan hem binek edinir, hem de yerler,

73. Onlardan içecekler elde ederler, daha nice menfaatlerinden yararlanırlar. Halâ şükretmezler mi?

74. Tuttular, Allah’tan başka tanrılar peşine düştüler, güyâ ki yardıma nâil olacaklar!

75. O putlar kendilerine yardım edemezler, nasıl olur? Zaten bunlar, onlar için hazırlanmış askerler!

76. O halde ey Resulüm, üzülme sen onların laflarına, onların gizlediklerini de iyi biliriz, açıkladıklarını da, sen hiç tasalanma!

77. İnsan şunu hiç görüp düşünmedi mi: Biz kendisini bir nutfeden yaratmışken, yaman bir hasım kesildi Bize.

78. Nasıl yaratıldığını unutarak, bir de misâl fırlattı Bize: "O çürümüş kemikleri kim diriltecek!" diye.

79. De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltir, hem O, yaratmanın her türlüsünü bilir."

80. O’dur ki sizin için yeşil ağaçtan bir ateş yaratır, siz de onu tutuşturup durursunuz.

81. Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya olmaz mı kadir! Elbette kadir! Hallâk O’dur, alîm O’dur! (Her şeyi yaratan, her şeyi bilen O’dur).

82. Bir şeyi dilediğinde O’nun buyruğu, sadece "Ol!" demektir, hemen oluverir...

83. Sübhandır, münezzehdir o Zât ki, her şey üzerinde hâkimiyet elindedir. Ve... hepinizin de dönüşü, O’na olacaktır.

Yasin Suresi - Seyyid Kutub Meali

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Yasin.

2. Hikmetli Kur’an’a andolsun.

3. Sen elbette gönderilmiş peygamberlerdensin.

4. Dosdoğru bir yol üzerinde.

5. Bu Kur’an üstün ve çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.

6. O Kitap, sana, ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir.

7. Andolsun ki, hüküm çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir, bunun için artık inanmazlar.

8. Biz onların boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır.

9. Önlerine ve arkalarına set çektik. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler.

10. Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.

11. Sen ancak zikre (Kur’an’a) uyan ve görmeden Rahman’dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte öylesini bir mağfiret ve güzel bir mükâfatla müjdele.

12. Biziz, biz ki, ölüleri diriltiriz ve öne sürdükleri işleri ve bıraktıkları eserleri yazarız. Biz; her şeyi, apaçık bir Kitab’a yazmışızdır.

13. İnsanlara, elçilerin geldiği şu kent halkını misal olarak anlat.

14. Biz onlara iki elçi gönderdik, onları yalanladılar, biz de elçileri üçüncü biriyle destekledik. Onlar «biz size gönderilen elçileriz» dediler.

15. Kentliler dediler ki; «siz de bizim gibi insansınız. Rahman’da bir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.»

16. Elçiler dediler ki; «Rabb’imiz bilir ki, biz size gönderilmiş elçileriz.»

17. Bizim üzerimize düşen, yalnızca açıkça duyurmaktır.

18. Kentliler dediler ki; «doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azab dokunur.»

19. Elçiler dediler ki; «uğursuzluk kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi oldu? Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz.»

20. «Ey kavmim, elçilere uyun» dedi.

21. Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar.

22. Ben niçin beni yaratana kulluk etmeyeyim? Sizde O’na döndürüleceksiniz.

23. Onu bırakıp da tanrılar edinir miyim? Eğer rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, o tanrıların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve onlar beni kurtaramazlar.

24. O takdirde apaçık bir sapıklık içinde olurum.

25. Şüphesiz ben Rabb’inize inandım, beni dinleyin.

26. O’na «cennete gir» denilince «Keşke kavmim bilseydi.»

27. Rabb’imin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını dedi.

28. Ondan sonra, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, zaten indirecek te değildik.

29. Sadece korkunç bir ses oldu, hemen sönüp gittiler.

30. Yazık şu kullara! Kendilerine hangi elçi gelse, onu alaya alıyorlardı.

31. Görmediler mi kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik. Onlar bir daha kendilerine dönüp gelmezler.

32. Hepsi toplandığı zaman huzurumuza getirileceklerdir.

33. Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarırız da ondan yerler.

34. Orada hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler akıttık.

35. Ki, onun ürününden ve ellerinin emeğinden yesinler. Hala şükretmiyorlar mı?

36. Allah ne yücedir ki, toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden olan bütün çiftleri yaratmıştır.

37. Gecede onlar için bir delildir. Gündüzü ondan soyup alırız, birden onlar karanlıkta kalıverirler.

38. Güneş’te yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu, üstün ve bilen Allah’ın kanunudur.

39. Ay içinde bir takım yörüngeler tayin ettik. Nihayet o eğri hurma dalı gibi hilal olur da geri döner.

40. Ne güneş aya erişebilir, ne de gece gündüzün önüne geçebilir. Hepsi belli bir yörüngede (felekte) yüzmektedirler.

41. Onlar için bir delil de, onların çocuklarını dolu gemide taşımamız.

42. Ve kendilerine onun gibi binecekleri nice şeyler yaratmamızdır.

43. Dilersek, onları suda boğardık; ne yardımlarına koşan bulunur ve ne de kendileri kurtulabilirdi.

44. Ancak bizden bir rahmet ve belli bir süreye kadar yaşatma vardır.

45. Onlara; «geçmişinizden ve geleceğinizden sakının, belki esirgenmeniz umulur» dendiği zaman yüz çevirirler.

46. Zaten Rabb’inin ayetlerinden herhangi biri kendilerine geldiğinde onlardan hep yüz çevire gelmişlerdir.

47. Onlara; «Allah’ın size verdiği rızıktan sarf edin» denilince inkâr edenler inananlara; «Allah dileseydi, doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Siz gerçekten sapıtmış kimselersiniz?»

48. Ve «eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit ettiğiniz azab ne zaman gelecek» diyorlar.

49. Onlar tek bir çığlıktan başka bir şey beklemiyorlar. Onlar birbirleriyle çekişip dururlarken o kendilerini yakalar.

50. O zaman, artık ne vasiyet edebilirler ne de ailelerine dönebilirler.

51. Sur’a üflenince, kâbirlerinden Rabb’lerine koşarak çıkarlar.

52. Dediler; «vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman’ın vadettiği şey budur. Demek peygamber doğru söylemiş.»

53. Sadece bir tek nara olur, hemen onların hepsi huzurumuza getirilirler.

54. O gün, hiç kimseye bir haksızlık yapılmaz ve siz ancak yaptığınızın cezasını çekersiniz.

55. Doğrusu bugün, cennetlikler eğlence ile meşguldürler.

56. Kendileri ve eşleri gölgelerde, koltuklara yaslanmışlar.

57. Orada her çeşit meyve onlar içindir. Bütün arzuları yerine getirilir.

58. Merhametli olan Rabb katından onlara selâm vardır.

59. Ey suçlular, bugün şöyle ayrılın.

60. Ey insanoğulları, size and vermedim mi? Şeytana tapmayın o sizin apaçık düşmanınızdır.

61. Bana tapın doğru yol budur.

62. Andolsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştır, akletmez misiniz?

63. İşte bu, size vaad edilen cehennemdir.

64. "İnkârınız sebebiyle bugün oraya giriniz."

65. O gün ağızlarını mühürleriz, elleri bize söyler ayakları yaptıklarına şahitlik eder.

66. Dilersek, gözlerini kör ederdik de, yol bulmaya çalışırlardı. Nasıl görebilirlerdi?

67. Dileseydik kılıklarını değiştirip onları oldukları yerde dondururduk, ne ileri gidebilir, ne de geri dönebilirdi.

68. Kime uzun ömür versek, onun yaratılışı baş aşağı çevirir, gücünü azaltırız, sonunda ihtiyarlar, zayıflar. Akıllarını kullanmıyorlar mı?

69. Biz Muhammed’e şiir öğretmedik, zaten ona gerekmezdi. Bu bir öğüt ve apaçık Kur’an’dır.

70. Diri olanları uyarsın ve inkâr edenlere de azab hak olsun.

71. Kudretimizle kendileri için hayvanlar yarattığımızı görmezler mi? Onlara sahip olmaktadırlar.

72. Bu hayvanları onların emrine verdik. Onların bir kısmını binek olarak kullanırlar, bir kısmını da gıda olarak yerler.

73. Onlarda daha nice faydalar, içecekler vardır. Şükretmezler mi?

74. Belki kendilerine yardım edilir diye Allah’dan başka tanrılar edindiler.

75. Oysa onlar yardım edemezler, ancak kendileri o tanrılara koruyuculuk için nöbet beklerler.

76. Onların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.

77. İnsan, bizim kendisini nasıl bir nutfeden (sperm) yarattığımızı görmedi mi? Ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi.

78. Kendi yaratılışını unutarak «çürümüş kemikleri kim yaratacak?» diyerek bize misal vermeye kalkar.

79. De ki; «Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir.»

80. O size yeşil ağaçtan ateş yaptı da siz ondan yakıyorsunuz.

81. Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratamaz mı? Elbette yaratır. O, çok bilen yaratıcıdır.

82. Bir şey dilediği zaman. O’nun buyruğu sadece, o şeye «Ol» demektir, hemen olur.

83. Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah münezzehtir.

Yasin Suresi - Süleyman Ateş Meali

Rahmân ve Rahim Allâh’ın adıyla

1. Yâsin

2. Hikmetli Kur’ân’a andolsun.

3. Kuşkusuz sen gönderilmiş elçilerdensin.

4. Dosdoğru bir yol üzerinde,

5. Yani üstün ve çok esirgeyen Allâh’ın indirdiği (Kur’ân yolu) üzerindesin.

6. Babaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (seni gönderdik).

7. Andolsun onların çoğuna o söz (cinlerden ve insanlardan bir kısmını cehenneme dolduracağım, sözü) hak oldu; artık onlar inanmazlar.

8. Biz onların boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır.

9. Önlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık; artık görmezler.

10. Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.

11. Sen ancak zikre uyan ve görmeden Rahmân’dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte öylesini bir mağfiret ve güzel bir mükâfâtla müjdele.

12. Biziz, biz ki, ölüleri diriltiriz ve öne sürdükleri işleri ve bıraktıkları eserleri yazarız. Zaten biz, her şeyi apaçık bir kütüğe ayrıntılı olarak kaydetmişizdir.

13. Onlara elçilerin geldiği şu kent halkını misâl olarak anlat:

14. Biz onlara iki elçi gönderdik, onları yalanladılar, biz de (elçileri) üçüncü biriyle destekledik. Dediler ki: "Biz size gönderilen elçileriz."

15. (Kentliler) Dediler ki: "Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Rahmân bir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."

16. (Elçiler) Dediler ki: "Rabbimiz bilir ki biz size gönderilmiş elçileriz."

17. "Bizim üzerimize düşen, yalnız açıkça duyurmaktır."

18. (Kentliler) Dediler ki: "Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azâb dokunur."

19. (Elçiler) Dediler ki: "Uğursuzluğunuz sizin kendinizdedir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır siz aşırı giden bir kavimsiniz."

20. Kentin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun." dedi.

21. "Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar."

22. "Ben niçin beni yaratana kulluk etmeyeyim? Siz de hep O’na döndürüleceksiniz."

23. "O’ndan başka tanrılar edinir miyim hiç? Eğer O çok esirgeyen, bana bir zarar vermek dilese, onların şefâ’ati bana hiçbir yarar sağlamaz ve onlar beni kurtaramazlar."

24. "O takdirde ben, apaçık bir sapıklık içinde olurum."

25. "Ben sizin Rabbinize inandım, (gelin) beni dinleyin."

26. Ona: "Cennete gir" denilince: "Keşke, dedi, kavmim bilseydi.

27. Rabbimin beni bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını!"

28. Ondan sonra biz, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirici de değildik, (buna gerek yoktu).

29. Sâdece korkunç bir gürültü oldu, hemen sönüverdiler.

30. Yazık şu kullara! Kendilerine gelen her elçi ile mutlaka alay ederlerdi.

31. Görmediler mi kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik; onlar bir daha kendilerine dönüp gelmezler?

32. Ancak hepsi toplandığı zaman huzûrumuza getirileceklerdir.

33. Ölü toprak, onlar için bir âyettir, (ölüleri nasıl dirilteceğimize işârettir): Biz onu dirilttik, ondan dâne çıkardık da ondan yiyorlar.

34. Orada hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler akıttık.

35. Ki o(suyun, yâhut bahçe)nin ürününden ve ellerinin emeğinden yesinler. Hâlâ şükretmiyorlar mı?

36. Ne yücedir O (Allâh) ki toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden olan bütün çiftleri yaratmıştır.

37. Gece de onlar için bir âyettir. Gündüzü ondan soyup, alırız, birden onlar karanlıkta kalıverirler.

38. Güneş de kendi müstekarrı (istikrârı veya istikrâr bulacağı yer) için akıp gider. Bu, üstün ve bilen(Allâh)ın takdiridir.

39. Aya da konaklar tâyin ettik. Nihâyet o, eski urcun(hurma salkımının sapın)a benzer bir hâle geldi.

40. Ne güneş aya erişebilir, ne de gece, gündüzün önüne geçebilir. Hepsi bir felekte (yörüngede) yüzmektedirler.

41. Onlar için bir âyet de, onların çoçuklarını dolu gemide taşımamız,

42. Ve kendilerine onun gibi binecekleri nice şeyler yaratmamızdır.

43. Dilesek onları (suda) boğarız, ne kendilerine imdad (eden) olur, ne de kurtarılırlar.

44. Ancak bizden bir rahmet ve bir süreye kadar yaşatma vardır (acıyarak onları bir süre yaşatırız).

45. Onlara: "Önünüzdeki ve arkanızdaki (yani sizden önce geçen ve ileride sizi bekleyen) olaylardan sakının ki, esirgenesiniz," dendiği zaman (aldırmazlar).

46. Zaten, onlara Rabblerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar.

47. Onlara: "Allâh’ın size verdiği rızıktan (Allâh için) verin!" dendiği zaman, nankörler, inananlara: "Allâh’ın dilediği takdirde yedireceği bir kimseye biz mi yedirelim? Doğrusu siz, apaçık bir sapıklık içindesiniz." derler.

48. Ve: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdid (ettiğiniz azâb) ne zaman (gelecek)?" diyorlar.

49. Onların işi sadece korkunç bir sese bakar. Çekişip dururlarken ansızın o, kendilerini yakalar.

50. Artık ne bir tavsiye yapabilirler, ne de âilelerine dönebilirler.

51. Sûr’a üflendi. İşte onlar kabirlerden Rablerine koşuyorlar.

52. Dediler: "Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahmân’ın va’dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş!"

53. Sâdece bir tek gürültü olur, hemen onların hepsi huzûrumuza getirilirler.

54. O gün, hiç kimseye bir haksızlık yapılmaz ve siz ancak yaptığınızın cezâsını çekersiniz.

55. O gün cennet halkı, bir iş içinde eğlenirler.

56. Kendileri ve eşleri, gölgelerde, koltuklara yaslanmışlardır.

57. Orada onlar için meyvalar ve istedikleri her şey vardır.

58. Çok esirgeyen Rabden (onlara) sözle selâm (vardır).

59. "Ey suçlular, bugün şöyle ayrılın!"

60. "Ey Âdem oğulları, ben size and vermedim mi: Şeytâna tapmayın o sizin apaçık düşmanınızdır.

61. Bana tapın doğru yol budur diye?"

62. "O, sizden birçok kuşağı saptırmıştı. Düşünmüyor muydunuz?"

63. "İşte size söylenen cehennem!"

64. "İnkârınızdan dolayı bugün oraya girin!"

65. O gün ağızlarını mühürleriz, elleri bize söyler, ayakları yaptıklarına şâhidlik eder.

66. Dilesek gözlerini silerdik de yola dökülürlerdi, ama nasıl görecekler?

67. Dilesek kılıklarını değiştirip onları oldukları yerde dondururduk, ne ileri gidebilir, ne geri dönebilirlerdi.

68. Kime uzun ömür versek, onun yaratılışını baş aşağı çevirir (gücünü azaltır)ız, (sonunda zayıflar, ihtiyarlar). Akıllarını kullanmıyorlar mı?

69. Biz ona (Muhammed’e) şiir öğretmedik, (şiir) ona yakışmaz da. O(na vahyedilen) sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur’ân’dır.

70. (Bu Kur’ân Muhammed’e vahyedilmiştir) ki, diri olanları uyarsın ve inkâr edenlere de (azâb) söz(ü) hak olsun.

71. Görmediler mi ellerimizin yaptıklarından kendilerine nice hayvanlar yarattık da kendileri onlara mâlik olmaktadırlar?

72. Onları kendilerine boyun eğdirdik, onlardan bazıları binekleridir ve onlardan bazılarını da yerler.

73. Kendileri için onlarda daha birçok yararlar ve içecekler var. Hâlâ şükretmiyorlar mı?

74. Belki kendilerine yardım edilir diye Allah’tan başka tanrılar edindiler.

75. (O tanrılar) Kendilerine yardım edemezler. Tersine kendileri onlar için hazırlanmış askerlerdir (Onları korumaktadırlar).

76. Onların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.

77. İnsan, bizim kendisini nasıl bir nutfe (sperm)den yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi?

78. Kendi yaratılışını unutarak bize bir mesel verdi: "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" dedi.

79. De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir."

80. O size yeşil ağaçtan ateş yaptı da siz ondan yakıyorsunuz.

81. Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratamaz mı? Elbette yaratır. O, çok bilen yaratıcıdır.

82. O’nun işi, bir şeyi(n olmasını) istedi mi ona, sadece "ol!" demektir, hemen oluverir.

83. Yücedir O ki, her şeyin hükümranlığı O’nun elindedir ve siz O’na döndürüleceksiniz.

Hafız İlhan Tok - Yasin Suresi

Yasin Suresi, Hafız İlhan Tok tarafından okunan Ok Takipli Kur'an-ı Kerim Hatmi Şerifi serisinin 036. suresidir.

Türkçe açıklamalı hatim dersi ve sure metni için: Yasin Suresi - Türkçe Açıklamalı Hatim Dersi

Yasin Suresi - Ebubekir Şatıri

Ebubekir Şatıri Yâsîn Suresi video tilavetini dinleyin ve izleyin.

Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .

Yasin Suresi - Nasser Al Qatami

Yasin Suresi Nasser al Qatami video tilavetini dinleyin ve izleyin.

Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .

Yasin Suresi - Yaşar Nuri Öztürk Meali

36 - Yasin Suresi - Yaşar Nuri Öztürk Meali 

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. Yâ, Sîn.
2. Yemin olsun o hikmetlerle dolu Kur'an'a ki,
3. Hiç kuşkusuz, sen, gönderilen elçilerdensin;
4. Dosdoğru bir yol üzerindesin.
5. Azîz ve Rahîm'in indirdiği üzeresin.
6. Babaları uyarılmamış, tam gaflet içinde bir toplumu uyarman için gönderildin.
7. Yemin olsun ki, onların çoğuna söz hak olmuştur, artık onlar iman etmezler.
8. Biz onların boyunlarına bukağılar geçirdik. Bukağılar çenelere dayanmıştır da bu yüzden onların kafaları yukarı kalkıktır.
9. Önlerine bir set, arkalarına da başka bir set çektik. Böylece onları kuşatıp sardık; artık onlar görmezler.
10. Sen ha uyarmışsın onları ha uyarmamışsın, fark etmez onlar için; inanmazlar.
11. Sen ancak o zikire/Kur'an'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarırsın. Böylesini, bir bağışlanma ve seçkin bir ödülle müjdele!
12. Biz, yalnız biz, ölüleri diriltiriz ve onların önden gönderdiklerini de eserlerini de yazarız! Zaten biz her şeyi apaçık bir kütükte ayrıntılı olarak kaydetmişizdir.
13. Onlara o kent halkını örnek ver. Hani, elçiler gelmişti oraya.
14. Hani, biz onlara iki kişi göndermiştik, onları yalanlamışlardı. Bunun üzerine biz, üçüncü bir kişiyle destek vermiştik. Şöyle demişlerdi: "Biz, size gönderilen elçileriz!"
15. Kent halkı dedi ki: "Siz, bizim gibi birer insandan başka şey değilsiniz. Rahman hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."
16. Dediler: "Rabbimiz biliyor ki, biz size gönderilmiş elçileriz."
17. "Bize düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir."
18. Dediler: "Sizin yüzünüzden uğursuzlukla karşılaştık/biz sizi uğursuzluk sebebi saymaktayız. Eğer bu işe son vermezseniz, sizi mutlaka taşlayacağız. Ve bizden size acıklı bir azap kesinlikle dokunacaktır."
19. Dediler: "Uğursuzluk kuşunuz sizinle beraberdir. Size öğüt verildi diye mi bütün bunlar? Hayır, siz savurganlığa, aşırılığa sapmış bir topluluksunuz."
20. Kentin öbür ucundan bir adam koşarak gelip şöyle dedi: "Ey topluluk, bu elçilere uyun!"
21. "Sizden herhangi bir ücret istemeyenlere uyun. Onlardır doğruyu ve güzeli bulanlar."
22. "Beni yaratana ne diye kulluk etmeyecekmişim ben? Ve sizler de O'na döndürüleceksiniz."
23. "O'ndan başka tanrılar mı edineyim ben? Eğer Rahman bana bir zorluk/zarar dilerse onların şefaati benden hiçbir şeyi savamaz; beni kurtaramazlar."
24. "Bu durumda ben elbette ki açık bir sapıklığın içine düşerim."
25. "Ben, sizin Rabbinize iman ettim, artık dinleyin beni!"
26. "Gir cennete!" denildi. Dedi: "Kavmim bir bilebilseydi?
27. Ki Rabbim beni affetti; beni, ikram edilenlerden kıldı."
28. Biz onun ardından kavmi üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.
29. Olan, sadece korkunç titreşimli bir sesti. Ve bir anda sönüverdiler.
30. Yazık şu kullara! Kendilerine gelen her resulle mutlaka alay ederlerdi.
31. Görmediler mi, kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettik. Onlar artık bir daha bunlara dönmeyecekler.
32. Ancak herkes toplandığında, onlar da huzurumuzda hazır bulundurulacaklar.
33. Ölü toprak onlar için bir mucizedir. Onu dirilttik, ondan dâne çıkardık; bak işte ondan yiyorlar.
34. Onda hurmalardan, üzümlerden bahçeler oluşturduk, ondan pınarlar fışkırttık;
35. Ki onun ürününden ve ellerinin yapıp ettiğinden yesinler. Hâlâ şükretmiyorlar mı?
36. Şanı yücedir o Allah'ın ki toprağın bitirdiklerinden, onların öz benliklerinden ve nice bilmediklerinden bütün çiftleri yaratmıştır.
37. Gece de onlar için bir mucizedir. Gündüzü ondan soyup alırız da onlar karanlığa gömülüverirler.
38. Güneş, kendine özgü bir durak noktasına/bir durma zamanına doğru akıp gidiyor. Azîz, Alîm olanın takdiridir bu.
39. Ay'a gelince, biz onun için de bir takım durak noktaları/birtakım evreler belirledik. Nihayet o, eski hurma sapının eğrilmişi gibi geri döner.
40. Güneş'in Ay'a ulaşıp çatması gerekmiyor. Gecenin de gündüzü geçmesi gerekmez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
41. Zürriyetlerini o dopdolu gemilerde taşımamız da onlar için bir ayettir.
42. Onlar için gemilere benzer, binecekleri başka şeyler de yarattık.
43. Eğer dilersek onları boğarız. Bu durumda ne kendileri için feryat eden olur ne de kurtarılırlar.
44. Ancak bizden bir rahmet olarak bir süreye kadar daha nimetlensinler diye kurtarılırlar.
45. Onlara, "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden sakının ki, size merhamet edilebilsin!" denildiğinde, hiç aldırmazlar.
46. Çünkü Rablerinin ayetlerinden kendilerine bir ayet gelince, ondan mutlaka yüz çevirmişlerdir.
47. Onlara, "Allah'ın size lütfettiği rızıklardan dağıtın!" dendiğinde, nankörlüğe sapanlar, iman edenlere şöyle derler: "Allah'ın, dilediği takdirde yedirip doyuracağı kişiyi biz mi doyuracağız? Siz açık bir sapıklık içindesiniz, hepsi bu."
48. Bir de şöyle derler: "Eğer doğru sözlüler iseniz, bu tehdit ne zaman?"
49. Sadece korkunç titreşimli bir sesi bekliyorlar. Onlar çekişip dururlarken, o ses kendilerini enseleyecektir.
50. O zaman ne bir tavsiyede bulunmaya güçleri yetecek ne de ailelerine dönebilecekler.
51. Sûra üfürülmüştür! Bak, işte kabirlerden, Rablerine doğru akın akın gidiyorlar.
52. Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Kim kaldırdı bizi mezarımızdan? Rahman'ın vaat ettiği işte bu! Peygamberler doğru söylemişler."
53. Topu topu korkunç titreşimli bir tek ses. Ve bakmışsın, hepsi birden huzurumuzda divan durmaktadır.
54. O gün hiçbir canlıya, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Sizler, sadece yapıp ettiklerinizin karşılığı olarak cezalandırılırsınız.
55. O gün cennet halkı bir uğraş içinde eğlenip ferahlamaktadır.
56. Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, koltuklar üzerinde yaslanmışlardır.
57. Orada kendileri için meyveler var. İstedikleri her şey kendilerinin olacak.
58. Rahîm Rab'den bir de sözlü selam!
59. Ey günahkârlar! Bugün şöyle ayrılın!
60. Ey âdemoğulları! Ben size, "Şeytana kulluk etmeyin, o sizin için açık bir düşmandır!" demedim mi?
61. "Bana ibadet edin, dosdoğru yol budur!" demedim mi?
62. Yemin olsun, şeytan, içinizden birçok nesli saptırmıştı. Aklınızı hiç işletmiyor muydunuz?
63. Alın size, tehdit edildiğiniz cehennem!
64. İnkâr edip durmanız yüzünden dalın oraya bugün!
65. O gün, ağızlarını mühürleyeceğiz. Bize elleri konuşacak, ayakları da kazanmış olduklarına tanıklık edecek.
66. Dilesek, gözlerini siler, onları elbette kör ederiz. O zaman yola koyulmak isterler ama nasıl görecekler?
67. Dilesek, onları oldukları yerde hayvana çeviririz. O zaman ne ileri gitmeye güçleri yeter ne de geri dönebilirler.
68. Kimi uzun ömürlü kılarsak, onu yaratılışta gerisin geri çeviririz. Hâlâ akıllarını işletmiyorlar mı?
69. Biz o peygambere şiir öğretmedik. Şiir ona yaraşmaz/layık olamaz da. Ona vahyedilen, bir öğütten ve apaçık bir Kur'an'dan başka şey değildir;
70. Diri olanı uyarsın ve gerçeği örten nankörler/inkârcılar aleyhine söz hak olsun diye indirilmiştir.
71. Görmediler mi, ellerimizin yapıp ettiklerinden, kendileri için nice hayvanlar yarattık da onlar, bu hayvanlara sahip oluyorlar.
72. O hayvanları bunlara boyun eğdirdik. Onlardan binekleri vardır ve onlardan bir kısmını da yiyorlar.
73. O hayvanlarda bunlar için birçok yararlar var, içecekler var. Hâlâ şükretmiyorlar mı?
74. Kendilerine yardım edilir ümidiyle Allah'tan başka ilahlar edindiler.
75. Oysaki, o ilahlar bunlara yardım edemezler. Tam aksine, bunlar, o ilahlara hizmet eden ordular durumundadır.
76. Artık onların sözü seni üzmesin! Biz onların sır olarak tuttuklarını da açıkladıklarını da biliyoruz.
77. Görmedi mi insan, kendisini bir spermden yarattığımızı! Bir de bize açık bir hasım kesilmiştir o.
78. Kendi yaratılışını unutmuş da bize örnek veriyor. Ve bir de şöyle diyor: "Şu çürümüş kemiklere kim hayat verecek?"
79. De ki: "Onlara hayata verecek olan, onları ilk kez yaratandır. O, bütün yaratılmışları/her türlü yaratmayı çok iyi bilmektedir."
80. O size, o yeşil ağaçtan bir ateş oluşturdu da siz ondan tutuşturup duruyorsunuz.
81. Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerini yaratmaya güç yetiremez mi? Elbette güç yetirir. Her şeyi bilen Alîm, sürekli yaratan Hallâk O'dur.
82. O, bir şeyi istediğinde, buyruğu sadece şunu söylemektir: "Ol!" Artık o, oluverir.

83. Her şeyin kaynağı/egemenliği elinde olan o yaratıcının şanı çok yücedir! Sonunda O'na döndürüleceksiniz.

Kategoriler

Kuran Kaynakları

yasin suresi - Kuran Hatim sayfasını izlemektesiniz.



Kur’an’ı Kerim

Allah tarafından gönderilen ilahi kitapların sonuncusu olan Kur’an’ı Kerim, son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v.) indirilmiştir. Sözlükte toplamak, okumak, bir araya getirmek anlamına gelen Kur’an, terim olarak şöyle tarif edilir:

“Hz. Peygamber’e indirilen, mushaflarda yazılı olup, peygamberimizden bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş olan; okunmasıyla ibadet edilen ve insanlığın benzerini getirmekten aciz kaldığı “ilahi kelâm”dır.

İlahi Kitapların Özelliği


İlahi kitapların en büyük özelliği ve değeri şüphesiz onların Allah’ın sözlerinden ibaret olmalarıdır. Ancak bugün bu özellik sadece Kur’ân-ı Kerîm’e mahsustur. Zira diğer ilâhî kitaplar peygamberlerinden sonra insanlarca tahrifat ile karşı karşıya kalmış ve sonunda bir insanın kaleme aldığı kitaplar haline gelmişlerdir. Zâten Kur’ân-ı Kerîm’in gönderilmesinin bir sebebi de budur. Son vahyedilen ilahi kelam olan Kur’ân-ı Kerîm, kendisinden önce gönderilen ilâhî kitapların bilgi ve hikmetlerini de içeren en mükemmel ilahi kitaptır. Kur’an Son ilahi kitap olması itibarıyla da bizzat Allah’ın muhafazası altındadır. O, hiç değişmeden kıyamete kadar insanlığa kurtuluş ve huzur reçetesi olmaya devam edecektir.

KUR’AN’IN NÜZÛLÜ (İNDİRİLMESİ)


Kur’an-ı Kerim, Yüce Allah’tan Hz.Peygamber’e Cebrail aracılığıyla, vahiy yoluyla indirilmiştir. Kolayca ezberlenmesi, kısa zamanda insanlara ulaşması, manasının kolaylıkla anlaşılması, inançların ve hükümlerin müminlerin kalbinde yavaş yavaş kuvvetlenip kökleşmesi için Kur’an bir defada toptan indirilmemiş, yaklaşık yirmi üç senede, peyderpey indirilmiştir.

KURAN-I KERİM NASIL OKUNMALI? KURAN-I KERİM EN GÜZEL NASIL OKUNUR?

Kuran okurken dikkat edilmesi gerekenler

Kuran-ı Kerim'i doğru bir şekilde okumak için harflerin üzerilerindeki uzatmalarına ve mahreç yerlerine dikkat etmek oldukça önemlidir. Harflerin okunuşunu değiştiren medler yani uzatmalar kişinin Kuran-ı Kerim'i nağmeli okumasını sağlamaz. Nağmeli bir şekilde okumak demek, kişinin Kuran-ı Kerim'i okurken oluşturduğu güzel sesiyle dinleyicilerin gönlüne hitap etmesidir.

Nağmeli okunan bir ayet ise insanlara karşı Kuran-ı Kerimin daha fazla okunup, daha fazla dinlenmesini teşvik eder.