Zümer Suresi - Yaşar Nuri Öztürk Meali
39 - Zümer Suresi - Yaşar Nuri Öztürk Meali
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Bu Kitap'ın
indirilişi Azîz ve Hakîm olan Allah'tandır.
2. Emin ol, bu
Kitap'ı biz sana hak olarak indirdik. O halde, dini yalnız ona özgüleyerek
Allah'a ibadet et/O'nun için iş yapıp değer üret!
3. Gözünüzü açıp
kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah'ındır! O'nun yanında
birilerini daha veliler edinerek, "Biz onlara, bizi Allah'a
yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz." diyenlere gelince,
hiç kuşkusuz, Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü
verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele
kılavuzlamaz.
4. Eğer Allah bir
çocuk edinmek isteseydi, yaratmakta olduklarından dilediğini seçerdi. Böyle bir
şeyden arınmıştır O. Allah'tır, Vâhid'dir, Kahhâr'dır O.
5. Gökleri ve yeri
hak olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üstüne çekip örtüyor; gündüzü de
gecenin üstüne sarıp dürüyor. Güneş'i ve Ay'ı bir buyruğa boyun eğdirmiştir.
Hepsi, belirlenmiş bir süreye kadar akar gider. Gözünüzü açın; Azîz'dir O,
Gaffâr'dır.
6. Sizi bir tek
canlıdan yarattı; sonra o canlıdan onun eşini vücuda getirdi. Ve sizin için
davarlardan sekiz çift indirmiştir. Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık
içinde, bir yaratıştan öbürüne geçirerek oluşturuyor. İşte Allah! Budur sizin
Rabbiniz! Yalnız O'nundur mülk ve saltanat! İlah yoktur O'ndan başka! Hal böyle
iken nasıl oluyor da gerçeğin tersine döndürülüyorsunuz?!
7. Eğer nankörlüğe
saparsanız şu bir gerçek ki, Allah size muhtaç olmayacak bir Ganî'dir. O,
kulları için inkâr ve nankörlüğe razı olmaz. Eğer şükrederseniz bunu sizin için
rızasına uygun bulur. Hiçbir günahkâr bir başkasının günahını yüklenmez.
Sonunda dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O size, işlemiş olduklarınızı haber
verecektir. O, göğüslerin saklamakta olduklarını çok iyi bilir.
8. İnsana bir
zarar/zorluk dokununca, Rabbine yönelerek O'na dua eder. Sonra ona bir nimet
lütfettiğinde, önceden O'na yalvarmakta olduğunu unutur, O'nun yolundan saptırmak
için Allah'a eşler, ortaklar isnat eder. De ki: "Birazcık nimetlen
küfrünle! Hiç kuşkusuz, sen, ateş halkındansın."
9. Böyle birisi;
gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, âhiretten korkan,
Rabbinin rahmetini uman biri gibi midir? De ki: "Hiç bilenlerle
bilmeyenler eşit olur mu? Ancak gönül ve akıl sahipleri düşünüp ibret
alır."
10. Tarafımdan
söyle: "Ey iman eden kullarım, Rabbinizden korkun! Bu dünya hayatında
güzel düşünüp güzel davrananlara güzellik var. Allah'ın toprağı/yeryüzü
geniştir. Sadece sabredenlere, ücretleri hesapsız ödenecektir."
11. De ki:
"Bana, dini yalnız Allah'a özgüleyerek, O'na ibadet etmem/O'nun için iş
yapıp değer üretmem emredildi."
12. "Ve bana,
müslümanların ilki olmam emredildi."
13. De ki:
"Eğer Rabbime isyan edersem büyük bir günün azabından korkarım."
14. De ki:
"Ben, dinimi yalnız kendisine özgüleyerek, Allah'a ibadet ediyorum/O'nun
için iş yapıp değer üretiyorum."
15. "Siz
O'nun dışında dilediğinize kulluk/ibadet edin." De ki: "Hüsrana uğrayanlar,
kıyamet günü hem kendilerini hem de ailelerini hüsrana atanlardır. Dikkat edin!
Apaçık hüsranın ta kendisi işte budur."
16. Onların
üstlerinde ateşten gölgeler, altlarından da gölgeler vardır. İşte Allah,
kullarını bundan korkmaya çağırıyor. "Ey kullarım, benden sakının!"
17. Tâğuttan, ona
kulluk etmekten kaçınıp Allah'a yönelenlere müjde var! Muştula kullarıma!
18. Onlar ki, sözü
dinler de onun en güzeline uyarlar. İşte bunlardır, Allah'ın kılavuzladıkları;
işte bunlardır, akıl ve gönül sahipleri.
19. Üzerine azap
sözü hak olanı, ateşe dalmış olanı sen mi kurtaracaksın?
20. Hayır,
kurtaramazsınız! Rablerinden sakınanlara gelince, onlar için üst üste bina
edilmiş odalar var; altlarından ırmaklar akar. Allah'ın vaadidir bu, Allah
vaadine ters düşmez.
21. Görmedin mi,
Allah gökten bir su indirdi de onu toprak içindeki kaynaklara ulaştırdı. Sonra
onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra ekin kurur da sen onu
sararmış görürsün. Sonra da onu kuru ufantı haline getirir. İşte bunda, akıl ve
gönül sahipleri için mutlak bir ibret var.
22. Allah'ın,
göğsünü İslam'a açtığı kimse, Rabbinden bir ışık üzerinde olmaz mı? Allah'ın
zikrine/Kur'an'a karşı kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte
onlardır, açık bir sapıklık içindekiler.
23. Allah,
sözün/hadisin en güzelini, birbirine benzer iç içe ikili mânalar ifade eden bir
Kitap halinde indirmiştir. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir.
Sonra da hem derileri hem de kalpleri, Allah'ın zikri/Kur'an'ı karşısında
yumuşar. Bu, Allah'ın kılavuzudur ki, onunla dilediğini/dileyeni hidayete
erdirir. Allah'ın saptırdığına gelince, ona kılavuzluk edecek yoktur.
24. Zalimlere,
"Kazanmış olduğunuzu tadın!" denildiğinde, kıyamet günü o kötü
azaptan yüzünü kim koruyabilir?
25. Onlardan öncekiler
de yalanlamıştı. Fakat azap kendilerine, hiç farkında olmadıkları bir yerden
geldi.
26. Allah; onlara
dünyada rezilliği tattırdı. Âhiretin azabı ise elbette daha büyüktür. Bir
bilselerdi!...
27. Yemin olsun,
biz bu Kur'an'da insanlara her türden örnekler verdik ki düşünüp öğüt
alabilsinler.
28. Bunu,
eğri-büğrüsü olmayan Arapça bir Kur'an olarak indirdik ki, korunup
sakınabilsinler.
29. Allah;
hakkında birbiriyle didişen ortakların bulunduğu bir adamla, bir tek ere teslim
olan bir adamı örnek verdi. Örnek olarak bu ikisi eşit olur mu? Hamt, yalnız
Allah'adır! Ama onların çokları bilmiyorlar.
30. Hiç kuşkusuz
sen de öleceksin, onlar da ölecekler!
31. Sonra siz,
kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.
32. Allah hakkında
yalan düzenden ve kendisine gelen doğruyu yalanlayandan daha zalim kim vardır?
Cehennemde kâfirler için bir barınak yok mu?
33. Doğruyu
getirene ve onu tasdikleyene gelince, işte böyleleri, korunanların ta
kendileridir.
34. Rableri
katında onlar için diledikleri her şey vardır. İşte güzel düşünüp güzel
davrananların ödülü budur.
35. Böylece, Allah
onların yaptıklarının en kötülerini örtecek, ödüllerini, yaptıklarının en
güzeliyle verecek.
36. Allah, kuluna
Kâfi değil mi, yetmiyor mu? Seni, O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi
saptırırsa artık ona kılavuzluk edecek yoktur.
37. Allah'ın
kılavuzluk ettiğini ise saptıran olamaz. Allah Azîz ve intikam alıcı değil mi?
38. Onlara,
"Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, yemin olsun
"Allah!" diyecekler. De onlara: "Peki, Allah dışındaki
yakardıklarınız hakkında ne diyorsunuz? Allah bana bir zarar vermek istese,
O'nun vereceği zararı uzaklaştırabilirler mi? Yahut bana bir rahmet dilese,
O'nun rahmetini tutabilirler mi?" De ki: "Bana Allah yeter! Tevekkül
edenler O'na dayanıp güvenirler."
39. De ki:
"Ey toplumum! Yapabildiğinizi yapın; ben de kendi işimi yapacağım. Yakında
bileceksiniz.
40. Kime geliyor
rezil edici azap, kime iniyor bitip tükenmeyen azap?"
41. Kuşkusuz, bu
Kitap'ı biz sana insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu
seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Sen onlar
üzerine vekil değilsin.
42. Allah,
canları, ölümleri sırasında alır, ölmeyenleri de uykuları sırasında. Sonra,
haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye
kadar salıverir. Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
43. Yoksa Allah'ın
berisinden şefaatçılar mı edindiler? De ki: "Onlar hiçbir şeye sahip
olmayan/hiçbir şeye gücü yetmeyen, aklını da işletmeyen varlıklar olsalar da
mı?"
44. De ki:
"Şefaat, tümden ve sadece Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü/yönetimi
O'nundur. Sonunda O'na döndürüleceksiniz."
45. Allah yalnız
başına anıldığında, âhirete inanmayanların kalpleri nefretle ürperir; O'nun
berisindeki, ilahlaştırılmış kişilerle birlikte anıldığında ise hemen
müjdelenmiş gibi sevinirler.
46. De ki:
"Ey Allahım! Ey gökler ve yeri yaratan, ey görülmeyeni ve görüleni bilen!
Sen hüküm vereceksin kulların arasında, ihtilaf ettikleri şeyleri hakkında."
47. Eğer
yerdekilerin tamamı ve beraberinde bir o kadarı, zulmedenlerin olsa, kıyamet
günü azabın kötülüğünden kurtulmak için tümünü mutlaka fidye verirlerdi. Çünkü
hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah tarafından karşılarına çıkarılmıştır.
48. Kazanmış
olduklarının çirkinlikleri, önlerinde belirlenmiş; alay edegeldikleri şey
kendilerini sarıvermiştir.
49. İnsana bir
zorluk/zarar dokunduğunda bize yalvarır-yakarır; sonra ona bizden bir nimet
lütfettiğimizde şöyle der: "Bu bir ilim sayesinde verildi bana!"
Hayır, öyle değil; o bir fitnedir ama onların çokları bilmiyorlar.
50. Onlardan
öncekiler de bunu söylemişlerdi ama kazandıkları şeyler kendilerine hiçbir
yarar sağlamamıştı.
51. Sonunda,
kazanmış olduklarının çirkinlikleri yakalarına yapışmıştı. Şunların
zulmedenlerine de kazandıklarının kötülükleri gelip çatacaktır. Ve onlar
kimseyi âciz de bırakamayacaklar/onlar bunu etkisiz de bırakamazlar.
52. Bilmediler mi
ki Allah, rızkı dilediğine açıp yayar da kısıp daraltır da. İman eden bir
toplum için bunda elbette ibretler vardır.
53. De ki:
"Ey öz benlikleri aleyhine sınırı aşan/aşırı giden kullarım! Allah'ın
rahmetinden ümit kesmeyin! Allah, günahları tümden affeder. Çünkü O, mutlak
Gafûr, mutlak Rahîm'dir.
54. Azap yakanıza
yapışmadan Rabbinize dönüp O'na teslim olun! Sonra size yardım edilmez.
55. Farkında
olmadığınız bir sırada, azap ansızın karşınıza çıkmadan önce size Rabbinizden
indirilenin en güzeline uyun!
56. Benlik şöyle
diyecektir o zaman: "Allah'a karşı aşırı gitmem yüzünden başıma gelenlere
bak! Alay edip duranlardan biriydim doğrusu!..."
57. Yahut şöyle
diyecektir: "Allah bana kılavuzluk etseydi elbette ben de korunanlardan
olurum."
58. Azabı
gördüğünde şöyle de konuşacaktır: "Bana bir kez daha imkân verilseydi de
güzel düşünüp güzel davrananlardan olsaydım!"
59. Hayır, olamaz!
Ayetlerim sana geldi de onları hemen yalanlayıverdin; büyüklük tasladın ve
kâfirlerden oldun.
60. Allah'a yalan
isnat edenleri, kıyamet günü yüzleri simsiyah halde görürsün. Kibirliler için
cehennemde bir barınak mı yok!
61. Korunup
sakınanları Allah, kendi başarıları yüzünden kurtarır. Ne kötülük dokunur
onlara ne de kederlenirler.
62. Allah
Haalik'tir, her şeyin yaratıcısıdır. Her şey üzerine Vekil olan da O'dur.
63. Göklerin ve
yerin kilitleri/anahtarları O'nundur. Allah'ın ayetlerini inkâr edenler,
hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
64. De ki:
"Bana, Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz, ey
cahiller?"
65. Yemin olsun,
sana da senden öncekilere de şu vahyedilmiştir: Eğer şirke saparsan amelin
kesinlikle boşa çıkar ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun.
66. Başkasına
değil, sadece Allah'a kulluk/ibadet et; şükredenlerden ol!
67. Allah'ı,
kadrine/şanına yaraşır şekilde tanıyamadılar. Oysaki kıyamet günü, yeryüzü
tamamen O'nun avucudur/avucundadır; gökler de O'nun sağ elinde/kudretinde
dürülmüş haldedir. Şanı yücedir O'nun; arınmıştır onların ortak koştuklarından.
68. Sûra
üflenmiştir; Allah'ın dilediği kimseler dışında göklerde kim var, yerde kim
varsa çarpılıp yere yıkılmıştır. Sonra sûra bir daha üflenmiştir. İşte hepsi
ayağa kalkmış bakıyorlar.
69. Yeryüzü,
Rabbinin nuruyla parıldamış, Kitap ortaya konmuş, peygamberler, tanıklar getirilip
aralarında hakla hüküm verilmiştir. Onlar asla haksızlığa uğratılmazlar.
70. Herkesin yapıp
ettiğinin karşılığı tam verilir. O, onların neler yaptıklarını daha iyi
bilmektedir.
71. İnkâr edenler
bölük bölük cehenneme sevk edilirler. Oraya geldiklerinde onun kapıları açılır
ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: "Size, içinizden resuller
gelmedi mi ki, Rabbinizin ayetlerini karşınızda okusunlar ve sizi şu gününüze
kavuşmanız hususunda uyarsınlar?" Onlar: "Evet, derler, geldi ama
inkârcılar hakkında azap hükmü hak oldu."
72. Şöyle denilir:
"Girin cehennemin kapılarından! Orada uzun süre kalacaksınız. Büyüklük
taslayanların barınağı ne de kötüymüş!"
73. Rablerinden
sakınanlar da bölükler halinde cennete sevk edilirler. Oraya geldiklerinde, cennet
kapıları da kendilerine açıldığında, oranın bekçileri onlara şöyle derler:
"Selam size! Tertemizsiniz. Hadi girin şuraya, sürekli kalıcılar
olarak!"
74. Onlar da şöyle
derler: "Hamt olsun o Allah'a ki bize vaadini yerine getirdi, bizi
yeryüzüne mirasçılar yaptı. İşte, cennetten istediğimiz yerde konaklıyoruz. İş
yapıp değer üretenlerin ödülü ne de güzelmiş!"
75. Melekleri de
arşın çevresini kuşatarak Rablerinin hamdiyle tespih eder halde görürsün.
Aralarında hakla hüküm verilmiştir. Nihayet şöyle denir: "Hamt âlemlerin
Rabbi'ne özgüdür!
Labels:
meali,
yaşar nuri öztürk,
zümer suresi
Zuhruf Suresi - Yaşar Nuri Öztürk Meali
43 - Zuhruf Suresi - Yaşar Nuri Öztürk Meali
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Hâ, Mîm!
2. O ayan-beyan
konuşan Kitap'a yemin olsun ki,
3. Biz onu akıl
erdiresiniz diye Arapça bir Kur'an yaptık.
4. Ve o, bizim
katımızdaki ana Kitap'ta çok yüce, çok hikmetlidir.
5. Siz, haddi
aşanlardan/zulme sapanlardan oluşan bir toplumsunuz diye, o zikri/Kur'an'ı
sizden uzak mı tutalım?
6. Biz, öncekiler
için de nice peygamberler gönderdik.
7. Onlara bir
peygamber geldiğinde mutlaka onunla alay ediyorlardı.
8. Biz,
gücü-kuvveti onlardan daha üstün olanları da helâk etmişizdir. Öncekilerin
örneği geçti.
9. Yemin olsun,
eğer onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, kesinlikle
şöyle diyeceklerdir: "Onları, Azîz ve Alîm olan yarattı!"
10. O, yerküreyi
size bir beşik yaptı. Ve onda sizler için yollar oluşturdu ki, varacağınız yere
varabilesiniz.
11. Gökten bir
ölçüye bağlı olarak/bir kaderle su indirmiştir O. O suyla biz ölü bir beldeyi
hayata kavuşturduk. İşte siz de böyle çıkarılacaksınız.
12. Tüm çiftleri
de yaratan O'dur. Ve O, sizin için gemilerden ve hayvanlardan binmekte
olduğunuz şeylere de vücut verdi;
13. Ki onların
sırtlarına kurulasınız, sonra oraya kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini
hatırlaya da şöyle diyesiniz: "Adı ve kudreti yücedir bunu bizim emrimize
verenin! Yoksa biz bunu kendimize yanaştıramazdık."
14. "Ve
gerçekten biz, halden hale geçerek Rabbimize mutlaka döneceğiz."
15. Kullarından
O'na bir pay çıkardılar/bir parça isnat ettiler. Hiç kuşkusuz, insan apaçık bir
nankördür.
16. Yoksa Allah,
yarattıklarından kızları kendine ayırdı da oğullarla seçkinleşmeyi size mi
bıraktı?
17. Onlardan biri,
Rahman'a benzer gösterdiği/Rahman'a isnat ettiği kız evlatla müjdelendiğinde,
yüzü simsiyah kesilir de öfkeden yutkunur durur.
18. Süs içinde
yetiştirilen, fakat çekişme ve savaşta yetersiz kalanı, öyle mi?
19. Rahman'ın
kulları olan melekleri, dişiler saydılar. Onların yaratılışına tanık mıydılar?
Tanıklıkları yazılacak ve sorguya çekilecekler.
20. Bir de dediler
ki: "Rahman dileseydi, onlara tapınmazdık." Bu konuda hiçbir
bilgileri yoktur. Sadece saçmalıyorlar.
21. Yoksa onlara
bundan önce bir kitap verdik de ona mı yapışmaktadırlar?
22. Hayır, sadece
şunu söylemişlerdir: "Biz atalarımızı bir ümmet/bir din üzerinde bulduk;
onların eserlerini izleyerek biz de doğruya ve güzele varacağız."
23. İşte böyle!
Senden önce de hangi kente bir uyarıcı göndermişsek oranın servetle şımarmış
kodamanları mutlaka şöyle demişlerdir: "Biz atalarımızı bir ümmet/bir din
üzerinde bulduk; onların eserlerine uyarak yol alacağız."
24. Uyarıcı dedi:
"Peki, ben size, atalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden daha iyi yol
göstereni getirmiş olsam da mı?" Dediler: "Doğrusu, biz seninle
gönderilen şeyi tanımıyoruz."
25. Bunun üzerine
onlardan öc aldık. Bir bak, nice olmuştur o yalanlayanların sonu!
26. Bir zaman
İbrahim, babasına ve toplumuna şöyle demişti: "Ben, sizin taptıklarınızdan
uzağım."
27. "Yalnız
beni yaratana kulluk ederim. Bana, O kılavuzluk edecektir."
28. O, sözünü,
kendinden sonra yaşayacak bir mesaj yaptı ki, insanlar hakka dönebilsinler.
29. Ben, şunlar ve
atalarını, kendilerine hak ve açık kanıtlı resul gelinceye kadar
nimetlendirdim.
30. Ne var ki, hak
kendilerine geldiğinde şöyle dediler: "Bu bir büyü, biz bunu inkâr
ediyoruz!"
31. Ve dediler:
"Şu Kur'an, iki kent içinden büyük bir adama indirilmeli değil
miydi?"
32. Rabbinin
rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini
aralarında biz paylaştırdık. Ve onların kimini kimine derecelerle üstün kıldık
ki, bazısı bazısını tutup çalıştırsın. Rabbinin rahmeti, onların derleyip
topladıklarından daha hayırlıdır.
33. İnsanlar bir
tek ümmet haline gelmeyecek olsalardı, o Rahman'a nankörlük edenlerin evlerine
gümüşten tavanlar çatar, sırtlarına binip yükselecekleri merdivenler/asansörler
yapardık.
34. Evlerine
kapılar, üzerlerinde yan yatacakları koltuklar yapardık;
35. Her yanda
süsler oluştururduk. İşte bütün bunlar, şu iğreti dünya hayatının nimetidir.
Rabbinin katındaki âhiret ise takva sahipleri içindir.
36. Kim Rahman'ın
Zikri'ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat
ederiz de o ona can yoldaşı olur.
37. Bu şeytanlar
onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hâlâ hidayet üzere olduklarını
sanırlar.
38. Sonunda bize
geldiğinde, şeytan, yoldaşına şöyle der: "Keşke aramızda iki doğu arası
kadar uzaklık olsaydı. Ne kötü yoldaşmışsın sen!"
39. Bugün hiçbir
şey işinize yaramayacaktır. Çünkü zulme sapmışsınız. Azapta ortaklık
kuracaksınız.
40. Sen şimdi
sağırlara söz mü duyuracaksın; yoksa körlere, apaçık sapıklığa dalmışlara
kılavuzluk mu edeceksin?!
41. Ya biz, seni
alıp götürdükten sonra onlardan öc alırız;
42. Yahut da
onlara yönelttiğimiz tehdidi sana gösteririz. Biz onlarla başa çıkacak
güçteyiz.
43. Sen, sana
vahyedilene sımsıkı sarıl! Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.
44. Gerçek şu: Bu
Kur'an sana ve toplumuna elbette ki bir hatırlatıcı/bir düşündürücü/bir
şeref/bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız.
45. Senden önce
gönderdiğimiz resullerimize sor: Rahman'dan başka ibadet edilecek tanrılar
yapmış mıyız?
46. Yemin olsun,
Mûsa'yı ayetlerimizle Firavun'a ve onun üst düzey adamlarına gönderdik de
onlara dedi ki: "Ben âlemlerin Rabbi'nin resulüyüm."
47. Mûsa onlara
ayetlerimizi getirdiğinde onlar bu ayetlere gülüyorlardı.
48. Onlara
gösterir olduğumuz her ayet-alâmet, kızkardeşi ayet-alâmetten mutlaka daha
büyüktür. Belki dönerler diye onları azapla da yakalamışızdır.
49. Dediler ki:
"Ey büyücü! Sana verdiği söz aşkına, Rabbine bizim için bir yakarıver; biz
artık doğru yola gireceğiz."
50. Fakat
kendilerinden azabı kaldırdığımızda hemen yan çizmeye başladılar.
51. Firavun,
toplumu içinde haykırıp şöyle dedi: "Ey toplumum! Mısır'ın mülk ve
yönetimi benim değil mi? İşte şu nehirler benim altımdan akıyor. Görmüyor
musunuz?"
52. "Yoksa
ben şu zavallı, şu meramını anlatamayacak adamdan hayırlı değil miyim?"
53. "Ona
altın bilezikler atılmalı, yanında-hizmetinde melekler bulunmalı değil
miydi?"
54. İşte toplumunu
böyle küçümsedi, onlar da ona itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan sapmış bir
toplum idiler.
55. Onlar bizi bu
şekilde öfkelendirince, biz de onlardan öc aldık; hepsini suya gömüverdik.
56. Onları, sonra
gelecekler için eski bir örnek yaptık.
57. Meryem'in
oğlu, bir örnek olarak ortaya konunca, senin toplumun buna karşı hemen bağırıp
çağırmaya başladı.
58. Dediler ki:
"Bizim tanrılarımız mı hayırlı, o mu?" Bunu sana sadece çekişme olsun
diye örnek verdiler. Çekişmeyi seven bir toplumdur onlar.
59. Meryem'in
oğlu, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek yaptığımız bir
kuldu.
60. Eğer
dileseydik, içinizden, yeryüzünde size halef olacak melekler vücuda getirirdik.
61. Hiç kuşkusuz
o, kıyamet saati için bir bilgidir. O halde sakın o saat hakkında şüpheye
düşmeyin; bana uyun. Dosdoğru yol budur.
62. Sakın şeytan
sizi geri çevirmesin. O, sizin için açık bir düşmandır.
63. İsa,
açık-seçik kanıtlarla geldiğinde şöyle demişti: "Ben size hikmet getirdim
ve tartışıp durduğunuz şeylerin bir kısmını size açıklayayım diye geldim. O
halde, Allah'tan sakının ve bana itaat edin!"
64.
"Kuşkusuz, Allah hem benim Rabbimdir hem sizin Rabbinizdir. O halde O'na
ibadet edin! İşte bu, dosdoğru bir yoldur."
65. Böyle iken,
aralarından çıkan hizipler ihtilafa düştüler. Korkunç bir günün azabından vay
haline o zulmedenlerin!
66. Hiç farkında
olmadıkları bir sırada o saatin birdenbire kendilerine gelmesinden başka neyi
bekliyorlar?
67. Dostlar o gün
birbirine düşman kesilirler. Ancak takvaya sarılanlar böyle değildir.
68. Ey kullarım!
Bugün size korku yok; sizler tasalanmayacaksınız da!
69. Onlar,
ayetlerimize iman edip Allah'a teslim olanlar haline gelmişlerdi.
70. Cennete girin!
Siz ve eşleriniz ikramlarla ağırlanacaksınız.
71. Çevrelerinde
altın tepsiler, kadehler dolaştırılır. Orada, nefislerin arzu duyacağı,
gözlerin zevkleneceği her şey vardır. Ve siz orada sürekli kalacaksınız.
72. İşte size,
yapıp ettiklerinize karşılık mirasçı kılındığınız cennet!
73. Orada sizin
için pek çok meyve var. Onlardan yiyeceksiniz.
74. Suçlular ise
cehennem azabının içinde uzun süre sürekli kalacaklardır.
75. Azapları
hafifletilmeyecektir; onun içinde ümitsiz kalacaklardır.
76. Biz onlara
zulmetmedik; onlar zalimlerin ta kendileriydi.
77. Şöyle
seslenecekler: "Ey Mâlik! Rabbin işimizi bitiriversin." O şöyle
diyecek: "Bekleyeceksiniz!"
78. Yemin olsun,
size hakkı getirdik ama çoğunuz haktan tiksiniyorsunuz.
79. Yoksa bir iş
ve oluşta kesin karara mı vardılar? Kuşkusuz, biz de kesin kararlıyız.
80. Yoksa onların
sırlarını, fısıltılarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır, öyle değil;
elçilerimiz yanlarında yazıp duruyorlar.
81. De ki:
"Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben
olurdum."
82. Göklerin ve
yerin Rabbi, arşın Rabbi onların nitelendirmelerinden arınmıştır, yücedir.
83. Bırak onları,
kendilerine vaat edilen günlerine kavuşuncaya değin dalıp gitsinler; oynayıp
oyalansınlar!
84. Göklerde ilah
olan da O, yerde ilah olan da O. O'dur Hakîm, O'dur Alîm.
85. Göklerin,
yerin ve bunlar arasındakilerin mülkü/yönetimi kendine ait olan o Allah'ın şanı
yücedir. Kıyamet saatine ilişkin bilgi O'nun katındadır. Siz de O'na
döndürüleceksiniz.
86. O'nun
berisinden yakardıkları, şefaate sahip olamaz! Hakka tanık olanlar müstesna.
Onlar, ilimden nasiplenmekteler.
87. Kendilerini
kim yarattı diye onlara sorsan, yemin olsun, "Allah!" diyeceklerdir.
Peki, nasıl döndürülüyorlar!"
88. Onun "Ey
Rabbim" deyişine yemin olsun ki, bunlar iman etmez bir topluluktur.
89. Artık sen
onlara aldırma, "Selam!" deyiver. Yakında bilecekler.
Labels:
meali,
yaşar nuri öztürk,
zuhruf suresi
Zilzal Suresi - Yaşar Nuri Öztürk Meali
99 - Zilzal Suresi - Yaşar Nuri Öztürk Meali
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Yerküre, o
sarsıntıyla sarsıldığı zaman,
2. Ve toprak,
ağırlıklarını çıkardığı zaman,
3. Ve insan:
"Ne oluyor buna?" dediği zaman,
4. İşte o gün
yerküre, tüm haberlerini söyler/anlatır.
5. Çünkü Rabbin
ona vahyetmiştir.
6. O gün insanlar,
yapıp ettikleri kendilerine gösterilsin diye kümeler halinde ortaya
fırlayacaklardır.
7. Artık, kim bir
zerre miktarı hayır üretmişse onu görür.
8. Ve kim bir
zerre miktarı şer üretmişse onu görür.
Labels:
meali,
yaşar nuri öztürk,
zilzal suresi
Zariyat Suresi - Yaşar Nuri Öztürk Meali
51 - Zariyat Suresi - Yaşar Nuri Öztürk Meali
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. O
tozutup savuranlara/o kırıp un-ufak edenlere,
2. O
ağırlık taşıyanlara,
3. O
kolayca akıp gidenlere/o rahatça yüzenlere,
4. O iş ve
oluşu bölüştürenlere yemin olsun ki,
5. Hiç
kuşkusuz, o size vaat olunan kesinlikle doğrudur.
6. Ve din,
şaşmaz bir olgudur.
7. Yemin
olsun o ahenkli yollar taşıyan göğe,
8. Ki siz
gerçekten tartışmalarla dolu bir söz içindesiniz.
9. Yüzgeri
çevrilen onun yüzünden çevrilir.
10.
Kahrolsun o düzenbaz yalancılar,
11. Ki
onlar bir sersemlik içinde ne yaptıklarından habersizdirler.
12.
Sorarlar: "Ne zaman o din günü?"
13. O gün
onlar ateş üzerinde deneme ve elemeye tâbi tutulacaklardır.
14. Tadın
imtihan ve ıstırabınızı. İşte budur o çarçabuk gelmesini istediğiniz!
15. Şu da
bir gerçek ki, sakınıp korunanlar bahçelerde ve pınar başlarındadır;
16.
Rablerinin kendilerine verdiğini almış kişiler olarak. Doğrusu, onlar bundan
önce de iyilik ve güzellik sergilemekteydiler.
17.
Gecenin pek azında uyumaktaydılar.
18. Seher
vakitlerinde af dilemekteydi onlar.
19.
İhtiyaç sahibi için, yoksul için bir hak vardı mallarında onların.
20.
Yeryüzünde ayetler vardır görürcesine bilenler için.
21. Benliklerimizin
içinde de. Hâlâ bakıp görmeyecek misiniz?
22. Sizin,
rızkınız da göktedir, tehdit edildiğiniz şey de.
23. Göğün
ve yerin Rabbine yemin olsun ki, o tıpkı sizin konuşabildiğiniz gibi kesin bir
gerçektir.
24. Geldi
mi sana İbrahim'in ikram edilen konuklarının haberi?
25. Hani,
İbrahim'in yanına girmişlerdi de "Selam!" demişlerdi. İbrahim:
"Selam! Tanınmayan bir topluluk bu." demişti.
26. Hemen
ailesinin yanına gitti; semiz bir dana getirdi.
27. Danayı
misafirlerin önüne sürdü. "Yemez misiniz?" dedi.
28. O
arada, içine bunlardan bir kuşku düştü. "Korkma!" dediler. Ve ona
bilgin bir oğlan müjdelediler.
29.
Derken, karısı bir çığlık içinde döndü; yüzüne vurarak şöyle dedi: "Ben,
doğurma yaşını geçmiş bir kocakarıyım!"
30.
Dediler ki: "Rabbin öyle buyurmuştur. Hüküm ve hikmet sahibi O'dur, en
iyisini bilen de O'dur.
31.
İbrahim sordu: "Amacınız ne, ey elçiler?"
32.
Dediler: "Biz, suçlulardan oluşan bir topluma gönderildik."
33.
"Üzerlerine çamurdan taş atalım diye."
34.
"Rabbin katında, sınır tanımazlar için işaretlenmiş taşlar."
35. Orada,
müminlerden kim varsa çıkardık.
36. Artık
orada, bir ev dışında, müslümanlardan/Allah'a teslim olanlardan hiç kimse
bulamıyorduk.
37. Acıklı
azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık;
38. Mûsa'da
da. Biz onu açık bir kanıtla Firavun'a gönderdik.
39. O tüm
gücüyle/tüm seçkin adamlarıyla birlikte yüz çevirdi ve şöyle dedi: "Bir
büyücü yahut mecnun."
40. Bunun
üzerine, onu da ordusunu da yakalayıp suyun ortasına fırlattık. Kendi kendini
kınayıp duruyordu.
41. Âd
kavminde de bir ibret var. Onlar üzerine, her şeyi yerinden söken rüzgârı
göndermiştik.
42.
Üzerinden geçtiği her şeyi kül haline getirmeden bırakmıyordu.
43.
Semûd'da da bir ibret var. Onlara şöyle denmişti: "Bir vakte kadar yiyip
içip eğlenin."
44. Daha
sonra onlar, Rablerinin emrine kafa tuttular da gözleri baka baka yıldırım
kendilerini yakaladı.
45. Ne
kalkıp kaçabildiler ne de kendilerine yardım eden oldu.
46. Daha
önce de Nûh kavmini batırmıştık. Çünkü onlar da doğruluktan ayrılmış bir
topluluktu.
47. Göğe
gelince, onu biz ellerimizle kurduk. Hiç kuşkusuz, biz, genişleticileriz.
48. Yeri
de biz döşedik. Ne güzel döşeyicileriz!
49. Her
şeyden iki çift yarattık ki düşünüp anlayabilesiniz.
50. O
halde Allah'a kaçın/sığının! Ben size O'ndan gelmiş açıklayıcı bir uyarıcıyım.
51.
Allah'ın yanına başka bir ilah koymayın! Ben size O'ndan gelmiş açıklayıcı bir
uyarıcıyım.
52. İşte
böyle! Onlardan önce herhangi bir resul geldiğinde, mutlaka şöyle dediler:
"Ya büyücüdür ya deli."
53. Bunu
aralarında vasiyetleştiler mi? Hayır, azıp sapmış bir topluluk bunlar.
54. Artık
onlardan yüz çevir. Sen bu yüzden kınanmayacaksın.
55.
Hatırlat/öğüt ver; çünkü hatırlatıp öğüt vermek müminlere yarar sağlar.
56. Ben,
cinleri ve insanları bana ibadet etmeleri/benim için iş yapıp değer üretmeleri
dışında bir şey için yaratmadım.
57. Ben
onlardan rızık istemiyorum. Beni yedirip doyurmalarını da istemiyorum.
58. Hiç
kuşkusuz, Allah Rezzâk'tır, bol bol rızık verir. Kuvvet sahibidir, Metîn'dir,
güçlü ve dayanıklıdır.
59. Şu bir
gerçek ki, zulmedenlerin, tıpkı arkadaşlarının günahları gibi günahları vardır.
O halde acele etmesinler.
60. O vaat
edildikleri günlerinden dolayı vay kâfirlerin haline!
Labels:
meali,
yaşar nuri öztürk,
zariyat suresi
Yusuf Suresi - Yaşar Nuri Öztürk Meali
12 - Yusuf Suresi - Yaşar Nuri Öztürk Meali
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Elif, Lâm, Râ.
O apaçık, apaydınlık Kitap'ın ayetleridir bunlar.
2. Biz onu sana,
aklınızı çalıştırasınız diye, Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
3. Biz bu Kur'an'ı
sana vahyederek, hikâyelerin en güzelini anlatıyoruz. Oysaki sen, bundan önce
bunlardan tamamen habersiz olanlardandın.
4. Bir vakit Yûsuf
babasına şöyle demişti: "Babacığım, ben rüyada on bir yıldızla, Güneş'i ve
Ay'ı gördüm; onları bana secde ediyorlar gördüm."
5.
"Yavrucuğum, dedi, rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra sana bir oyun
oynarlar. Hiç kuşkusuz şeytan, insan için açık bir düşmandır."
6. İşte böyle!
Rabbin seni seçip yüceltecek, olayların ve sözlerin tevilinden, sana bir şeyler
öğretecek, hem senin hem Yakub soyunun üzerinde nimetini tamamlayacaktır. Tıpkı
bundan önce ataların İbrahim ve İshak üzerine o nimeti tamamladığı gibi. Şu
kesin ki, senin Rabbin Alîm'dir, Hakîm'dir.
7. Yemin olsun ki,
Yûsuf ve kardeşlerinde istek ve arayış içinde olanlar için ibretler/işaretler
vardır.
8. O vakit onlar
şöyle demişlerdi: "Yûsuf ve kardeşi, babamıza bizden daha sevimli, bu bir
gerçek. Ama biz de birbirini her hal ve şartta destekleyen bir ekibiz. Şu da
kuşkusuz ki, bizim babamız, inkâr edilemez bir şaşkınlık içindedir."
9. "Yûsuf'u
öldürün yahut bir yere götürüp atın ki, babanızın ilgisi yalnız size yönelsin
ve bunun ardından barışçıl ve hayırsever bir topluluk haline gelesiniz."
10. İçlerinden söz
alan biri şöyle konuştu: "Yûsuf'u öldürmeyin. Onu bir kuyunun dibine bırakın;
gelip geçen kafilelerden biri onup bulup alır. Yapacaksanız böyle yapın!"
11. Dediler ki:
"Ey babamız, ne oluyor da Yûsuf konusunda bize güvenmiyorsun. Oysaki biz
ona hep öğüt vermekteyiz."
12. "Yarın
onu bizimle gönder, gezip oynasın. Kuşkun olmasın biz onu çok güzel korur,
gözetiriz."
13. Dedi ki:
"Onu götürmeniz beni çok çok üzer. Ve korkarım ki siz ondan habersiz bir
haldeyken onu kurt yer."
14. Dediler ki:
"Vallahi biz böylesine dayanışma içinde bir ekipken onu kurt yerse, o
takdirde biz hüsrana uğrayan kişiler oluruz."
15. Onu götürüp
kuyunun dibine koymaya karar verdiklerinde biz de ona şöyle vahyettik: Yemin
olsun ki sen onlara, şu yaptıklarını hiç farkında olmayacakları bir sırada
haber vereceksin."
16. Akşamdan sonra
babalarına geldiler; ağlıyorlardı.
17. "Ey
babamız, dediler, gittik, yarışıyorduk; Yûsuf'u eşyamızın yanında bırakmıştık,
kurt onu yemiş. Şimdi biz doğru da söylesek sen bize inanmayacaksın."
18. Yûsuf'un
gömleği üstüne sahte bir kan çalmışlardı, getirdiler. Babaları dedi ki:
"İş, söylediğiniz gibi değil. Nefisleriniz sizi aldatıp bir işe itmiş.
Artık bana düşen, güzelce sabretmek. Anlattıklarınıza karşı yalnız Müsteân olan
Allah'tan yardım istenir."
19. Bir yolcu
kafilesi gelmişti. Sucularını gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. "Müjde!
Bu bir oğlan!" diye haykırdı. Ticaret maksadıyla onu sakladılar. Allah ne
yaptıklarını çok iyi biliyordu.
20. Onu basit bir
karşılıkla, birkaç paraya sattılar. Onlar, ona değer vermeyen kişilerdi.
21. Onu satın alan
Mısırlı, karısına şöyle dedi: "Ona iyi bak, kendisine güzel bir yer
hazırla. Bize yararı dokunabilir. Belki de evlat ediniriz onu." İşte bu
şekilde biz Yûsuf'a yeryüzünde imkân verip o toprağa yerleştirdik ki, ona
olayların/haberlerin yorumunu öğretelim. Allah, kendi emrine Gâlib'dir/kendi
emrine hükmeder. Ama insanların çokları bilmiyorlar.
22. Yûsuf gerekli
olgunluğa ulaşınca ona hükmetme yeteneği ve ilim verdik. Güzel düşünüp güzel
davrananları biz işte böyle ödüllendiririz.
23. Yûsuf'un,
evinde kaldığı kadın, onun nefsinden gönlünü tatmin etmek istedi. Kapıları
kilitledi, "Hadi gel!" dedi. Yûsuf: "Allah'a sığınırım, Rabbim
beni güzel bir barınağa kavuşturmuştur. Zalimler iflah etmez." dedi.
24. Yemin olsun,
kadın onu arzulamıştı. Eğer Rabbinin gerçeğe dikkat çeken delilini görmeseydi,
o da onu arzulamıştı. Biz böylece ondan, kötülüğü ve fuhşu uzak tutuyorduk.
Çünkü o, bizim samimi/seçkin kullarımızdandı.
25. İkisi birden
kapıya koştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında kadının
beyi ile yüz yüze geldiler. Kadın seslendi: "Senin ailene kötülük
düşünenin cezası nedir; hapsedilmek mi, acıklı bir işkence mi?"
26. Yûsuf dedi ki:
"O, gönlünü eğlendirmek için beni kullanmak istedi." Kadının
ailesinden bir tanık da şu yolda tanıklık etti: "Eğer erkeğin gömleği önden
yırtılmışsa kadın doğru söylüyor, bu durumda erkek yalancılardandır.
27. Eğer erkeğin
gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir. Bu durumda erkek, doğru
sözlülerdendir."
28. Gömleğin
arkadan yırtılmış olduğunu görünce şöyle konuştu: "Bu sizin
tuzaklarınızdandır. Sizin tuzaklarınız gerçekten çok yamandır."
29. "Yûsuf,
sakın bundan bahsetme! Kadın, sen de günahının affını dile! Sen, gerçekten
günahkârlardan oldun."
30. Şehirde bazı
kadınlar şöyle konuştular: "Azîz'in karısı, genç uşağının nefsinden
gönlünü eğlendirmek istemiş. Aşktan yüreğinin zarı delinmiş. Öyle anlıyoruz ki,
kadın tam bir çılgınlığa düşmüş."
31. Kadın onların
oyunlarını işitince, onlarla haber gönderdi. Kendilerine, yaslanarak
yiyebilecekleri bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. Yûsuf'a:
"Karşılarına çık!" dedi. Nihayet Yûsuf'u görünce onu öylesine
yücelttiler ki, kendilerinin ellerini kestiler. Şöyle dediler: "Aman
Allah'ım! Bu bir insan değil; asil bir melek bu!"
32. Kadın dedi ki:
"İşte budur o, hakkında beni kınadığınız. Vallahi, ben onunla gönlümü
eğlendirmek istedim de o masum bir tavırla bundan çekindi. Ama, eğer kendisine
emrettiğimi yapmazsa yemin ediyorum hapse tıkılacak ve horlananlardan
olacaktır."
33. Yûsuf dedi:
"Rabbim! Zından benim için bunların beni çağırdığı şeyden daha sevimlidir.
Eğer onların oyununu benden uzak tutmazsan onlara meyleder de cahillerden
olurum."
34. Rabbi onun
duasını kabul etti de kadınların tuzaklarını ondan uzaklaştırdı. Her şeyi duyar
O, her şeyi bilir.
35. Bunca delili
gördükten sonra bile Yûsuf'u bir süreye kadar zındana tıkmaları kararı onlara
egemen oldu.
36. Onunla
birlikte zındana iki genç daha girmişti. Bir tanesi dedi ki: "Rüyada
gördüm, şarap sıkıyordum." Öteki de şöyle dedi: "Ben de gördüm ki,
başımın üstünde ekmek taşıyorum, kuşlar ondan yiyor. Bunun yorumunu bize
bildir. Biz senin, güzel düşünüp güzel davrananlardan olduğun
kanısındayız."
37. Yûsuf dedi ki:
"Rızıklanacağınız herhangi bir yemek size gelmeden önce onun yorumunu
ikinize mutlaka bildiririm." Bu, Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir.
Ben, Allah'a inanmayan ve âhireti de tamamen inkâr eden bir toplumun milletini
terk ettim."
38. "Ve
atalarım İbrahim'in, İshak'ın, Yakub'un milletine uydum. Bizim herhangi bir
şeyi Allah'a ortak tutmamız söz konusu olamaz. İşte bu, Allah'ın bize ve diğer
insanlara bir lütfudur. Ama insanların çokları şükretmiyorlar."
39. "Ey benim
zından arkadaşlarım! Parçalara bölünüp fırkalaşmış rabler mi daha hayırlıdır,
Vâhid ve Kahhâr olan Allah mı?"
40. "O'nun
yanında nelere kulluk ediyorsunuz? Sadece bir takım isimlere ki, adlarını siz
ve atalarınız koymuştur. Onlar hakkında Allah, hiçbir kanıt indirmemiştir.
Hüküm yalnız Allah'ındır. O, yalnız ve yalnız kendisine kulluk etmenizi
emretti. Eskimez ve pörsümez din işte budur. Ama insanların çokları
bilmiyorlar."
41. "Ey benim
zından arkadaşlarım! Rüyanıza gelince: Bir taneniz rab edindiği kişiye şarap
sunacak. Ötekiniz ise asılacak da kuşlar başından yiyecek. Hakkında fetva
sorduğunuz iş, böyle hükme bağlanmıştır."
42. Yûsuf o iki
kişiden, kurtulacağını düşündüğüne şöyle dedi: "Rab edindiğin kişi yanında
beni an." Ama şeytan o adama, rab edindiği kişiye hatırlatmayı unutturdu.
Böylece Yûsuf yıllarca zındanda kaldı.
43. Kral dedi ki:
"Düşümde yedi semiz inek görüyorum. Bunları yedi cılız inek yiyor. Ayrıca
yedi yeşil başak, yedi de kuru başak görüyorum. Ey bendelerim! Eğer rüya tabir
ediyorsanız, bu rüyam hakkında bana bir fetva verin."
44. Dediler ki:
"Bunlar, demet demet hayallerden ibarettir. Biz, hayal ve kuruntuların
yorumunu bilenler değiliz."
45. Zındandaki iki
adamdan kurtulanı, uzun bir zamandan sonra eskiyi hatırladı da şöyle dedi:
"Onun yorumunu size ben haber veririm. Siz beni zındana gönderin."
46. "Yûsuf,
ey özü-sözü doğru insan! Şu rüyayı yorumla bize. Yedi semiz inek var, yedi
cılız inek bunları yiyor; yedi yeşil başak, bir yedi tane de kuru başak. Umarım
buradan insanların yanına giderim, onlar da öğrenirler."
47. Yûsuf dedi:
"Alışılageldiği şekliyle yedi yıl ekin ekeceksiniz. Biçtiklerinizden
yiyecek kadar az bir miktar alır, gerisini başağında bırakırsınız."
48. "Bunun
ardından yedi kurak yıl gelecek. Bu yıllar, saklayabileceğiniz bir miktar ekin
hariç, önceden biriktirdiklerinizi yiyip tüketecek."
49. "Bunun
arkasından bir yıl gelecek ki, halk onda bol yağmura kavuşup rahat edecek;
meyve suyu sıkıp süt sağacaklar."
50. Kral: "Bu
yorumu yapanı bana getirin!" dedi. Elçi kendisine gelince, Yûsuf dedi ki:
" Rab edindiğin kişiye dön de sor bakalım, o ellerini kesen kadınların
derdi neydi? Rabbim, o kadınların hilelerini çok iyi bilmektedir."
51. Kral dedi:
"Yûsuf'un nefsinden murat almak istediğinizde, derdiniz ne idi?"
Dediler ki: "Allah şahit, biz onun hiçbir kötülüğünü bilmiyoruz."
Aziz'in karısı dedi ki: "İşte şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onunla gönül
eğlendirmek istemiştim. O, özü-sözü doğru insanlardandı."
52. "Gerçeği
söylüyorum ki, Yûsuf, gıyabında ona hainlik etmediğimi, Allah'ın, hainlerin
tuzağını başarıya ulaştırmayacağını bilsin."
53. "Nefsimi
ak-pak gösteremem. Çünkü nefs, Rabbimin merhamet ettiği durumlar hariç, olanca
gücüyle kötülüğü emreder. Ama Rabbim çok affedici, çok esirgeyicidir.
54. Kral dedi ki:
"Onu bana getirin, kendime özel dost edineyim." Yûsuf'la konuşunca da
şöyle dedi: "Artık bugün yanımızda mevkii olan, güvenilir bir
dostsun."
55. Yûsuf dedi ki:
"Beni ülke hazinelerine bakan yap. Ben iyi bir koruyucuyum;
bilgiliyim."
56. İşte böylece
biz Yûsuf'a yeryüzünde imkân ve mevki verdik. Ülkede, istediği yerde
konaklayabiliyordu. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi ulaştırırız; güzel
düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmeyiz.
57. İman edip
takvaya sarılanlar için âhiretteki ödül elbette daha değerlidir.
58. Nihayet
Yûsuf'un kardeşleri çıkageldiler; Yûsuf'un yanına girdiler, o onları tanıdı.
Ama onlar onu tanıyamıyorlardı.
59. Onların
yüklerini hazırlatıp bağlatınca şöyle konuştu: "Sizin, aynı babadan bir
kardeşiniz var, onu bana getirin. Görüyorsunuz, ben ölçüyü titizlikle yerine
getiriyorum. Ben, konukseverlerin de en hayırlısıyım."
60. "Eğer onu
bana getirmezseniz, artık yanımda sizin için ölçülecek bir şey yok, bir daha
bana yaklaşmayın."
61. Dediler:
"Onu babasından isteyip getirmeye çalışacağız, herhalde bunu yapacağız
da."
62. Yûsuf
muhafızlarına dedi ki: "Onların sermayelerini yüklerinin içine koyun.
Bakarsın ailelerine döndüklerinde onu fark eder de tekrar gelirler."
63. Babalarına
döndüklerinde dediler ki: "Ey babamız! Ölçü bizden yasaklandı. Şimdi
kardeşimizi bizimle gönder ki, ölçüp alabilelim. Biz onu gerçekten iyi
koruyacağız."
64. Dedi: "
Daha önce kardeşi için güvendiğim gibi yine güveneyim size, değil mi? Hâfız,
koruyucu olarak Allah'tır en hayırlı olan. Merhamet edenlerin en merhametlisi de
O'dur."
65. Yüklerini
açtıklarında sermayelerini buldular; onlara geri verilmişti. "Ey babamız,
dediler, daha ne istiyoruz! İşte sermayemiz, bize geri verilmiş. Ailemize
yeniden yiyecek alırız. Kardeşimizi koruruz. Bir deve yükü zahire de ilave
ederiz. Zaten şu aldığımız az bir miktardır."
66. Yakub dedi:
"Hepinizin çepeçevre kuşatılması müstesna, onu bana mutlaka getireceğinize
dair Allah'tan bir garanti vermedikçe, onu sizinle asla göndermem."
Kardeşler ona garanti verince şöyle dedi: "Şu söylediğinize Allah
Vekîl'dir."
67. Yakub şunu da
söyledi: "Oğullarım, bir tek kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin.
Gerçi ben, Allah'ın takdir ettiği bir şeyi sizden savamam, hüküm yalnız
Allah'ındır. Yalnız O'na dayandım ben, yalnız O'na güvenip dayansın tevekkül
sahipleri."
68. Babalarının
emrettiği yerlerden kente girdiklerinde, bu onlardan Allah'ın herhangi bir
takdirini uzak tutmamıştı; sadece Yakub'un içindeki bir isteği
gerçekleştirmişti. Yakub, bizim ona öğretmemizden dolayı bilgi sahibi idi. Ama
halkın çoğu bunu bilmezdi.
69. Kardeşler
Yûsuf'un yanına girdiklerinde, Yûsuf öz kardeşini yanına çekip dedi: "Şu
bir gerçek ki, ben senin kardeşinim. Onların yapıp ettiklerine üzülme."
70. Yûsuf,
kardeşlerinin yüklerini hazırlatırken su kabını öz kardeşinin yükü içinde
koydu. Sonra bir ünleyici şöyle haykırdı: "Ey kafile, siz herhalde
hırsızlık ettiniz!"
71. Onlara dönüp
şöyle dediler: "Ne kaybettiniz?"
72. Dediler:
"Kralın su tasını kaybettik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Kefili
benim."
73. Kardeşler
dediler: "Vallahi, siz de iyi biliyorsunuz ki, biz bu toprağa bozgunculuk
yapmak için gelmedik, hırsız da değiliz biz."
74. Sordular:
"Eğer yalan söylüyorsanız, hırsızlığı yapanın cezası nedir?"
75. Kardeşler
dedi: "Cezası şu: Çalınan mal kimin yükünde çıkarsa yükün sahibi çalınan
mala karşılık olacaktır. Biz zalimleri böyle cezalandırıyoruz."
76. Bunun üzerine
Yûsuf öz kardeşinin heybesinden önce, öteki kardeşlerin heybelerini aramaya
başladı. Nihayet su kabını, öz kardeşinin heybesinden çıkardı. Yûsuf'a böyle
bir tuzak öğretmiştik. Yoksa Yûsuf, Allah'ın dilemesi dışında, kralın dinine
göre öz kardeşini alamazdı. Dilediklerimizi derece derece yükseltiriz biz. Her
bilgi sahibinin üstünde bir başka bilen vardır.
77. Kardeşler
dediler ki: "Bu çaldı ya, bundan önce de onun kardeşi çalmıştı."
Yûsuf bunu içinde sakladı, onlara açıklamadı. Şöyle diyordu: "Kötü bir
konumdasınız. O sizin dilinize doladığınız şeyi Allah daha iyi biliyor."
78. Kardeşler
dediler ki: "Ey vezir! Bunun ihtiyar bir babası var. Onun yerine bizden
birini alıkoy. Senin iyilikseverlerden olduğuna inanıyoruz."
79. "Ne, dedi
Yûsuf, Allah korusun. Eşyamızı yükünde bulduğumuz adamdan başkasını tutamayız.
Öyle bir şey yaparsak zalimlerden oluruz."
80. Yûsuf'tan
ümidi kesince bir kenara çekilip tartışmaya başladılar. Büyükleri dedi ki:
"Babanızın sizden Allah adına garanti aldığını, daha önce Yûsuf'a
yaptığınız haksızlığı bilmez misiniz? Babam bana izin verinceye, yahut da Allah
hakkımda hükmedinceye kadar bu ülkeden ayrılmayacağım. Yargıçların en hayırlısıdır
O."
81. Babanıza dönüp
şöyle deyin: "Ey babamız, oğlun hırsızlık etti. Biz sadece bildiğimize
tanıklık ettik. Biz gaybı bilenler değiliz."
82. "İçinde
bulunduğumuz kente, beraberinde döndüğümüz kervana sor. Biz gerçeğin ta
kendisini söylüyoruz."
83. Yakub dedi ki:
"Hayır, öyle değil, nefisleriniz sizi yine bir işe itmiş. Bana düşen yine
güzel bir sabra sarılmak. Bakarsın Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü
Alîm olan O, Hakîm olan O'dur."
84. Ve yüzünü
onlardan öteye döndürdü de şöyle inledi: "Ey Yûsuf'a duyduğum gam,
neredesin!" Ve kederden gözlerine ak düştü. Durmadan yutkunuyordu.
85. Dediler ki:
"Hâlâ Yûsuf'u anıp duruyorsun. Sonunda ya kederinden eriyeceksin yahut da
helâk olup gideceksin."
86. Dedi ki:
"Ben, içimi doldurup taşan özlemimi, kederimi Allah'a arz ederim. Ve
Allah'ın yardımıyla sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim."
87. "Ey
oğullarım! Gidin, artık Yûsuf'u ve kardeşini bulmak için dikkat kesilin.
Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin; çünkü, Allah'ın rahmetinde de, küfre
sapanlar topluluğundan başkası ümit kesmez."
88. Tekrar
Yûsuf'un yanına girdiklerinde şöyle dediler: "Ey Vezir! Bize de ailemize
de zorluk dokundu. Önemsiz bir sermaye ile geldik. Sen bize tam ölçü zahire
ver, bize sadaka vermiş ol. Allah, karşılıksız verenleri ödüllendirir."
89. Dedi: "O
cahil zamanınızda Yûsuf'a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyorsunuz, değil
mi?"
90. Dediler ki:
"Sen, yoksa sen Yûsuf musun?" "Evet, dedi, ben Yûsuf'um. İşte şu
da kardeşim. Allah bize lütufta bulundu. Kim Allah'tan korkar, sabrederse Allah
güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmez."
91. Dediler:
"Vallahi, Allah seni bizden üstün kıldı/seni bize tercih etti. Doğrusu biz
de büyük suç işlemiştik."
92. Yûsuf dedi:
"Bugün azarlanmayacaksınız. Allah sizi affeder. O, rahmet edenlerin en
merhametlisidir."
93. "Şu
gömleğimi götürün, babamın yüzü üstüne koyun ki, gözü görür hale gelsin. Ve
sonra da bütün ailenizle toplanıp bana gelin."
94. Kervan oradan
ayrılınca, öte yandan babaları şöyle seslendi: "Yemin olsun, ben Yûsuf'un
kokusunu duyuyorum! Umarım bana bunaklık isnat etmezsiniz."
95. Dediler:
"Vallahi, sen hâlâ o eski sapıklığında diretiyorsun!"
96. Müjdeci gelip
gömleği yüzünün üstüne bırakınca, gözü derhal görür hale geldi. Yakub:
"Ben size demedim mi? Allah'ın izniyle sizin bilmediklerinizi
bilirim." diye konuştu.
97. Oğulları
dediler: "Ey babamız! Günahlarımızın affını dile. Gerçekten biz hata
işledik."
98. Dedi:
"Rabbimden sizin için af dileyeceğim. Çok affedicidir O, çok
merhametlidir!"
99. Nihayet,
Yûsuf'un huzuruna vardıklarında Yûsuf, ana-babasına sarılıp kucakladı. Ve şöyle
dedi: "Girin Mısır'a, Allah dilerse emniyet ve güven içinde olacaksınız."
100. Ana-babasını
tahtın üstüne çıkardı. Hepsi, Yûsuf'un önünde secde eder gibi eğildiler. Yûsuf
dedi: "Babacığım, işte bu, benim önceden gördüğüm rüyanın yorumudur.
Rabbim onu gerçekleştirdi. O, bana çok güzel lütuflarda bulundu, şeytan, benimle
kardeşlerim arasına yamukluk soktuktan sonra, O beni zındandan çıkardı. Sizi de
çölden getirdi. Rabbim, dilediği şeyde çok ince lütuflar sergiliyor. Alîm olan
O'dur, Hakîm olan O'dur."
101. "Rabbim,
sen bana mülk ve saltanattan bir nasip verdin. Olayların ve düşlerin yorumundan
bana bir ilim öğrettin/olayların ve düşlerin yorumu konusunda beni eğittin. Ey
gökleri ve yeri yaratan! Benim dünyada da âhirette de Velî'm sensin! Beni
müslüman/sana teslim olmuş olarak öldür ve beni barışsever hayırlı kullar arasına
kat!"
102. İşte bunlar,
sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onlar birlikte karar verip tuzak
kurarlarken sen yanlarında değildin.
103. Sen
hırslanasıya istesen de, insanların çoğu inanmayacaktır.
104. Sen, bu
tebliğin için onlardan bir ücret istemiyorsun. O, bütün âlemler için bir
hatırlatmadan başka şey değildir.
105. Göklerde ve
yerde nice mucizeler var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile.
106. Onların çoğu
şirke bulaşmış olmadan Allah'a iman etmez.
107. Peki onlar,
Allah'ın azabından bir sarıp sarmalayanın gelmesinden yahut hiç farkında
olmadıkları bir sırada kıyametin ansızın tepelerine inmesinden emin mi
bulunuyorlar?
108. De ki:
"İşte benim yolum budur. Ben, Allah'a basîret üzere çağırırım/dua ederim.
Beni izleyenler de... Şanı yücedir Allah'ın! Ben müşriklerden değilim."
109. Senden önce
gönderdiklerimiz de kentler halkından kendilerine vahyettiğimiz bazı erlerden
başkası değildi. Yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, onlardan öncekilerin akıbeti
nice oldu görsünler. Elbette ki âhiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır.
Hâlâ akıllarınızı kullanmayacak mısınız?"
110. Ne zaman ki
resuller ümitsizliğe düşüp yalanlandıkları kanısına vardılar, işte o zaman
yardımımız kendilerine ulaştı da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız suçlular
topluluğundan geri çevrilemez.
111. Yemin olsun
ki, resullerin hikâyelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret
vardır. Bu Kur'an, uydurulacak bir hadis/bir söz değildir; aksine o, önündekini
tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir
kılavuz ve bir rahmettir.
Labels:
meali,
suresi,
yaşar nuri öztürk,
yusuf
Yunus Suresi - Yaşar Nuri Öztürk Meali
10 - Yunus Suresi - Yaşar Nuri Öztürk Meali
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Elif, Lâm, Râ.
İşte sana hikmetlerle dolu Kitap'ın ayetleri.
2. "İnsanları
uyar, iman edenlere de kendileri için Allah katında yüksek bir doğruluk derecesi
bulunduğunu müjdele" diye içlerinden bir er kişiye vahiy göndermemiz,
insanlara şaşırtıcı mı geldi? Küfre batanlar: "Bu adam açık bir
büyücüdür." dediler.
3. Şu bir gerçek
ki, sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arş üzerine egemenlik
kurup iş ve oluşu çekip çeviren Allah'tır. O'nun izni olmadıkça hiçbir şefaatçı
devreye giremez. İşte bu Allah'tır sizin Rabbiniz. Artık O'na kulluk/ibadet
edin. Düşünüp anlamıyor musunuz?
4. Allah'tan hak
bir vaat olarak hepinizin dönüşü yalnız O'nadır. Yaratılışı başlatır, sonra
yarattıklarını varlık alanına ardarda çıkarır ki, iman edip hayra ve barışa
yönelik amelleri yerli yerince sergileyenleri ödüllendirsin. Küfre dalanlara
gelince, onlar için, nankörlük edip gerçeği örtmeleri yüzünden, kaynar sudan
bir içki ve acıklı bir azap öngörülmüştür.
5. Güneş'i ısı ve
ışık kaynağı; Ay'ı, hesabı ve yılların sayısını bilesiniz diye bir nur yapıp
ona evreler takdir eden O'dur. Allah bütün bunları rastgele değil, şaşmaz
ölçülere bağlı olarak yaratmıştır. Bilgiyle donanmış bir topluluk için ayetleri
ayrıntılı kılıyor.
6. Şu bir gerçek
ki, geceyle gündüzün birbiri ardınca değişip durmasında, Allah'ın göklerde ve
yerde vücut verdiği şeylerde, sakınan bir topluluk için sayısız ayetler vardır.
7. Şu bir gerçek
ki, bize kavuşmayı ummayanlar, iğreti hayatla tatmin bulup onunla rahatlayanlar
ve ayetlerimizden uzaklaşıp gaflete dalanlar,
8. Kazandıkları
şeyler yüzünden varış yerleri ateş olacakların ta kendileridir.
9. İman edip hayra
ve barışa yönelik amel sergileyenlere gelince, Rableri onları imanlarıyla
doğruya ve güzele iletir. Nimetlerle dolu cennetlerde onların altlarından
ırmaklar akacaktır.
10. Orada onların
yakarışı, "Tespih ederiz seni ey Allahımız!" ve birbirlerine esenlik
dilemeleri, "Selam!" şeklindedir. Ve onların son çağırışları şudur:
Bütün övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır.
11. Allah,
insanlara şerri, onların hayrı acele istedikleri gibi çabucak verseydi,
ecellerinin onlara ulaşmasına çoktan hükmedilmiş olurdu. Ama biz, bize
kavuşmayı ummayanları kendi azgınlıkları içinde körü körüne bocalamaya
bırakırız.
12. İnsanlara
zorluk dokunduğu zaman; yan yatarken, otururken, ayaktayken bize yalvarır. Ama
sıkıntısını çözdüğümüzde, kendisine dokunan bir zorluk yüzünden bize hiç
yalvarmamış gibi çekip gider. Haksızlığa/aşırılığa sapanlara, yapmakta
oldukları, işte böyle süslü gösterilmiştir.
13. Yemin olsun
ki, biz sizden önceki kuşakları, zulmettikleri ve resulleri kendilerine açık
kanıtlar getirdiği halde inanmadıkları için, helâk ettik. Günaha batanlar
topluluğunu biz böyle cezalandırırız.
14. Sonra onların
ardından yeryüzünde sizi halefler kıldık ki, nasıl iş yapacağınızı görelim.
15. Ayetlerimiz
onlara açık-seçik parçalar halinde okunduğu zaman, bize ulaşmayı ummayanlar
şöyle dediler: "Bundan başka bir Kur'an getir yahut bunu değiştir."
De ki: "Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben
sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, büyük bir günün
azabından korkuya düşerim."
16. De ki:
"Allah dileseydi, onu size okumazdım, onu size bildirmezdi de. Ondan önce
içinizde bir ömür kalmıştım. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?"
17. Yalan düzerek
Allah'a iftira eden yahut O'nun ayetlerini yalanlayan kişiden daha zalim kim
var? Şu bir gerçek ki, suçlular iflah etmezler.
18. Allah'ın
yanında bir de kendilerine zarar veremeyen, yarar sağlayamayan şeylere kulluk
ediyorlar ve şöyle diyorlar: "Bunlar bizim Allah katındaki
şefaatçılarımızdır." De onlara: "Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği
şeyleri mi haber veriyorsunuz?" Şanı yücedir O'nun, ortak koştuklarından
arınmıştır O.
19. İnsanlar bir
tek ümmetten başka değilken ihtilafa düştüler. Eğer Rabbinden bir söz öne
geçmemiş olsaydı, tartışıp durdukları konuda aralarında hüküm verilir/iş
mutlaka bitirilirdi.
20. Şöyle derler:
"Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" De ki: "Gayb,
Allah'ın tekelinde. Hadi bekleyin; sizinle birlikte ben de
bekleyenlerdenim."
21. İnsanlara,
kendilerine dokunan bir darlıktan sonra bir rahat tattırdığımızda, ayetlerimiz
hakkında hemen bir tuzak sergilerler. De ki: "Tuzak kurma bakımından Allah
daha hızlıdır." Zaten, resullerimiz, kurmakta oldukları tuzakları
kaydediyorlar.
22. O yürütüyor
sizi karada ve denizde. Diyelim, gemidesiniz: Gemiler, içindekileri latîf bir
rüzgârla götürüyorlar. İçerdekiler ferah ve sevinç duymaktalar. Birden korkunç
bir kasırga geliverdi. Her taraftan dalgalar üzerlerine çullandı. Çepeçevre
kuşatıldıklarını düşünüp dini yalnız Allah'a özgüleyerek duaya koyuldular:
"Eğer bizi şu durumdan kurtarırsan, yemin olsun, sana şükredenlerden
olacağız."
23. Ama Allah
onları kurtarınca, hiç vakit geçirmeden yeryüzünde haksızlığa sapıp
azgınlaşırlar. Ey insanlar! Şu iğreti hayatın menfaati için yaptığınız azgınlık
ve taşkınlık yalnız sizin aleyhinizedir. Bir süre sonra bize döndürüleceksiniz
ve yapmakta olduklarınızı size haber vereceğiz.
24. Şu iğreti
hayatın durumu gökten indirdiğimiz bir suya benzer: İnsanların ve davarların
yedikleri yeryüzü bitkisi onunla karışmıştır. Nihayet toprak, takılarını
kuşanmış, süslenmiştir. Toprağın sahipleri onun üzerinde egemen olduklarını
sanmaktadırlar. Tam bu sırada emrimiz ona gece veya gündüz ulaşmıştır. Ve onu,
sanki dün yerinde yokmuş gibi biçip atmışızdır. Derin derin düşünen bir topluluk
için ayetleri böyle ayrıntılı olarak veriyoruz.
25. Allah, esenlik
yurduna çağırır ve dilediğini dosdoğru bir yola kılavuzlar.
26. Güzel düşünüp
güzel davrananlara güzellik var. Dahası da var. Onların yüzlerine kara da
bulaşmaz, zillet de... Cennetin dostlarıdır onlar; sürekli kalıcıdırlar orada.
27. Kötülük
kazananlara ise kötülüğün miktarınca karşılık vardır. Ama yüzlerini bir zillet
de kaplar. Onları Allah'tan kurtaracak kimse yoktur. Yüzleri gece parçalarından
karanlıklarla kaplanmış gibidir. Ateşin dostlarıdır bunlar. Sürekli
kalıcıdırlar içinde.
28. Gün olur,
onları bir araya toplarız; sonra şirke batmışlara sesleniriz: "Siz ve
ortak yaptıklarınız, yerlerinize!" Aralarını ayırmışızdır. Allah'a ortak
tuttukları şöyle haykırır: "Siz sadece bize kulluk/ibadet
etmiyordunuz."
29. "Sizinle
bizim aramızda tanık olarak Allah yeter. Doğrusu, biz sizin ibadetinizden
tamamen habersizdik."
30. İşte orada,
her benlik önceden gönderdiği şeyi kendisi deneyecektir. Hepsi gerçek
Mevlâ'larına döndürülmüş, iftira aracı yaptıkları şeyler kendilerini koyup
gitmiştir.
31. Sor:
"Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya o işitme gücünün ve
gözlerin sahibi kim? Kim çıkarıyor ölüden diriyi ve kim çıkarıyor diriden
ölüyü? Kim çekip çeviriyor iş ve oluşu?" Hemen, "Allah!"
diyecekler. De ki: "Hâlâ kendinize gelmiyor musunuz?"
32. İşte bu
Allah'tır sizin Hak Rabbiniz. Hak'tan sonra, sapıklıktan başka ne kalır ki?
Peki, nasıl oluyor da yüz geri döndürülüyorsunuz?
33. Bu, budur!
Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki, "Onlar iman etmezler!" sözü
gerçekleşmiştir.
34. De ki:
"Ortak tuttuklarınız içinde, yaratışa başlayan, sonra, yarattığını çevirip
bir daha yaratan kim var?" De ki: "Allah! Yaratışı başlatır, sonra
onu çevirip yeniden yaratır. O halde nasıl oluyor da başka bir yöne
döndürülüyorsunuz?"
35. Şunu da söyle:
"Ortak tuttuklarınızdan kim var hakka götüren?" De ki: "Allah
götürür hakka. Hakka götürebilen mi izlenmeye daha layıktır yoksa
kılavuzlanmadıkça yolu bulamayan mı? Peki, ne oluyor size? Nasıl hüküm
veriyorsunuz siz?"
36. Onların çoğu
sanıdan başka bir şeyin ardınca gitmiyor. Doğrusu da şu ki sanı, haktan hiçbir
şey ifade etmez. Allah, onların yaptıklarını iyice bilmektedir.
37. Bu Kur'an,
Allah'ın berisinden birilerince yalan isnatlarla oluşturulmuş değildir. O,
kendinden öncekinin tasdiki ve Kitap'ın ayrıntılı kılınmasıdır. Kuşku ve
çelişme yoktur onda. Âlemlerin Rabbi'ndendir o.
38. Yoksa,
"onu uydurdu" mu diyorlar! De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz Allah
dışında, elinizin yettiklerini de çağırın da onun benzeri bir sure ortaya
çıkarın."
39. Hayır,
düşündükleri gibi değil. Onlar, ilmini kuşatamadıkları ve yorumu kendilerine
hiç gelmemiş bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamıştı.
Bak da gör nasıl olmuştur zalimlerin sonu!
40. İçlerinden
buna inanacak var, inanmayacak var. Bozguncuları Rabbin daha iyi bilir.
41. Seni
yalanladılarsa şöyle söyle: "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size.
Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım."
42. İçlerinde sana
kulak verenler de vardır. Peki, sağırlara sen mi işittireceksin? Hele bir de
akıllarını kullanmıyorlarsa!
43. Onlardan sana
bakanlar da vardır. Peki, körlere sen mi kılavuzluk edeceksin? Hele, kalp
gözleriyle de görmüyorlarsa!
44. Allah,
insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar öz benliklerine zulmediyorlar.
45. Onları
huzuruna toplayacağı gün, gündüzün bir saatinden başka, dünyada durmamış
gibidirler; aralarında tanışırlar. Allah'a kavuşmayı yalanlayıp da doğru yolu
tutmamış bulunanlar, hüsrana uğramışlardır.
46. Onların vaat
ettiğimizin bazısını sana göstersek de seni vefat ettirsek de dönüşleri
bizedir. Sonunda Allah, işlemiş olduklarına tanıklık edecektir.
47. Her ümmet için
bir resul öngörülmüştür. Resulleri gelince, aralarında adaletle hüküm verilir.
Hiçbir zulme uğratılmazlar.
48. Diyorlar ki:
"Doğru sözlülerseniz bu vaat ne zaman?"
49. De ki:
"Ben kendime bile Allah'ın istediği dışında bir zarar verme yahut yarar
sağlama gücünde değilim. Her ümmetin bir eceli var. Ecelleri geldiğinde bir
saat geri de kalamazlar, ileri de gidemezler."
50. Şöyle söyle:
"Diyelim O'nun azabı size gündüzün veya geceleyin gelecektir. Suçlular
bunlardan hangisini aceleyle ister?"
51. O azap
başınıza patladıktan sonra mı iman ettiniz! Şimdi mi? Hani onu aceleden isteyip
duruyordunuz?
52. Sonra,
zulmedenlere şöyle denecek: " O uzun süreli azabı tadın! Kazandığınız
şeyler dışında bir şeyle cezalandırılmayacaksınız!"
53. Soruyorlar
sana: "Doğru mu bu?" De ki: "Evet! Rabbime yemin ederim, o
doğrunun ta kendisidir! Ve siz ondan yakayı kurtaramayacaksınız."
54. Zulmetmiş her
benlik, yeryüzündekiler kendinin olsa, kurtulmak için tümünü fidye verecektir.
Azabı gördüklerinde pişmanlığı ta içlerinde duyarlar. Aralarında adaletle
hükmedilmiştir. Asla zulme uğratılmazlar!
55. Gözünüzü açın,
göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır! Gözünüzü açın, Allah'ın vaadi haktır!
Ama onların çokları bilmiyorlar.
56. O, hayat
verir, O öldürür. O'na döndürüleceksiniz!
57. Ey insanlar! İşte,
size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, inananlara bir kılavuz ve
bir rahmet geldi.
58. De ki:
"Allah'ın lütfuyla, O'nun rahmetiyle, sadece onunla sevinip ferahlasınlar!
O, onların toplayıp yığdıklarından hayırlıdır."
59. De ki:
"Ne oldu size de Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram
yaptınız bir de helal?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa
Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
60. Yalanı Allah'a
yakıştıranlar, kıyamet günü hakkında ne düşünüyorlar? Allah, insanlara karşı
elbette lütuf sahibidir, fakat onların çokları şükretmiyorlar.
61. Bir iş ve
oluşta bulunsan, Kur'an'dan bir şey okusan; herhangi bir iş yapsanız, siz ona
dalıp gitmişken biz üstünüzde mutlaka tanıklarız. Ne yerde ne gökte zerre
ağırlığınca bir şey, ondan daha küçüğü de daha büyüğü de Rabbinden uzakta/gizli
kalmaz; tümü apaçık bir kitaptadır.
62. Gözünüzü açın!
Allah'ın velîleri için hiçbir korku yoktur. Tasaya da düşmezler onlar.
63. Onlar inanmış,
takvaya sarılmışlardır.
64. Dünya
hayatında da âhirette de müjde vardır onlara. Allah'ın kelimelerinde
değişme/değiştirme olmaz. İşte budur o büyük kurtuluş.
65. Onların sözü
seni üzmesin. Tüm onur ve kudret Allah'ındır. O her şeyi işitir, her şeyi
bilir.
66. Gözünüzü açın!
Göklerde kim var yerde kim varsa Allah'ındır! Allah'ın yanında başka şeylere
yalvaranlar, ortak koştuklarına uymuyorlar/Allah'ın yanında ortaklara
yalvaranlar neyin ardı sıra gidiyorlar? Onlar sadece sanıya uyuyorlar ve onlar
sadece saçmalıyorlar.
67. O, odur ki,
içinde durup dinlenesiniz diye sizin için geceye vücut verdi, gündüzü de
aydınlık kıldı. Hiç kuşkusuz, bunda, dinleyecek bir topluluk için ibretler
vardır.
68. "Allah
çocuk edindi!" dediler. Hâşâ! Allah bundan arınmıştır! O Ganî'dir, hiçbir
şeye muhtaç olmaz! Göklerdekiler de yerdekiler de O'nundur. Elinizde,
söylediğinize ilişkin hiçbir kanıt yok. Allah hakkında bilmediğiniz şeyi mi
söylüyorsunuz?
69. De ki:
"Allah hakkında yalan düzüp iftira edenler iflah etmeyeceklerdir!"
70. Dünyada biraz
nimetlenme, ardından dönüşleri bize! Sonra biz, inkâr ettiklerinden ötürü
şiddetli azabı onlara tattıracağız.
71. Onlara Nûh'un
haberini de oku! Hani, toplumuna şöyle demişti: "Eğer benim konumum ve
Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa artık ben, Allah'a
dayandım. Siz de ortaklarınızla bir araya gelip işinize bakın. Yapacağınız şey
size bir kaygı da vermesin, hükmünüzü bana uygulayın. Ve bana fırsat da
vermeyin."
72. "Yüz
çevirdiyseniz çevirin. Ben sizden bir ücret istemedim. Benim ücretim, Allah'tan
gelecektir. Bana, müslümanlardan/Allah'a teslim olanlardan olmam
emredildi."
73. Bunun üzerine,
onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık,
onları yöneticiler yaptık; ayetlerimizi yalanlayanları da batırıp boğduk. Bak
da gör, önceden uyarılanların sonu nice oluyor!
74. Nûh'un
ardından birçok resulleri daha toplumlarına gönderdik. Onlara açık-seçik
kanıtlar getirdiler. Ama onlar daha önceden yalanladıkları şeye bir türlü
inanmadılar. Azgınlığa sapanların kalplerini biz, işte böyle mühürleriz.
75. Onların
ardından da Mûsa ile Hârun'u ayetlerimiz eşliğinde Firavun ve kurmaylarına
gönderdik. Kibre saptılar ve günahkâr bir topluluk oldular.
76. Gerçek,
katımızdan onlara geldiğinde şöyle demişlerdi: "Hiç kuşkusuz, bu, apaçık
bir büyüdür."
77. Mûsa dedi ki:
"Gerçek size ulaştığında böyle mi konuşuyorsunuz? Büyü müdür bu?
Büyücülerin kurtuluşu yoktur."
78. Dediler ki:
"Sen bize, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden bizi çeviresin de bu
toprakta devlet ve ululuk ikinizin olsun diye mi geldin? Biz, ikinize de
inanmıyoruz."
79. Firavun
seslendi: "Tüm bilgin büyücüleri huzuruma getirin!"
80. Büyücüler
gelince, Mûsa onlara şöyle dedi: "Ortaya koyma gücünde olduğunuz şeyleri
sergileyin."
81. Onlar
hünerlerini ortaya koyunca Mûsa dedi ki: "Sergilediğiniz şey büyüdür.
Allah onu mutlaka hükümsüz kılacaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzgün
yürütmez."
82. "Ve
suçlular hoş görmese de Allah, hakkı, kelimeleriyle ortaya çıkarıp
kanıtlayacaktır."
83. Firavun ve
kodamanlarının kendilerine kötülük etmelerinden korktukları için, kavmi
arasından bir gençlik grubu dışında hiç kimse Mûsa'ya inanmadı. Çünkü Firavun,
o toprakta gerçekten çok üstündü ve gerçekten sınır tanımaz azgınlardan
biriydi.
84. Mûsa dedi ki:
"Ey toplumum! Eğer Allah'a inanmışsanız, müslümanlarsanız/Allah'a teslim
olanlarsanız yalnız Allah'a dayanıp güvenin!"
85. Şöyle
yakardılar: "Yalnız Allah'a dayandık. Rabbimiz! Bizleri, zulmedenler
toplumu için bir imtihan aracı yapma!"
86. "O küfre
sapmış toplumdan rahmetinle bizi kurtar!"
87. Mûsa'ya ve
kardeşine şunu vahyettik: Kavminiz için kendilerini yerleştirmek üzere Mısır'da
evler hazırlayın. Evlerinizi kıble yapın/karşılıklı yapın ve namazı/duayı
yerine getirin! İnananlara müjde ver.
88. Mûsa şöyle
dedi: "Rabbimiz! Sen, Firavun ve kodamanlarına şu geçici hayatta debdebe
verdin, mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz!
Onların mallarını sil-süpür, kalplerini şiddetle sık ki, acıklı azabı görünceye
kadar inanmasınlar!"
89. Allah cevap
verdi: "İkinizin duası kabul edildi. Doğruluktan şaşmayın! İlimden
nasipsizlerin yolunu izlemeyin!"
90. Ve
İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve ordusu, azgınlık ve düşmanlıkla
onları izlemekteydi. Nihayet, boğulma ümüğüne çökünce şöyle dedi: "İman
ettim. İsrailoğullarının inanmış olduğu dışında ilah yok. Ben de O'na teslim
olanlardanım."
91. "Şimdi
mi? Daha önce isyan etmiş, bozgunculardan olmuştun."
92. "Bugün
senin bedenini kurtaracağız ki, arkandan gelenlere bir ibret olasın. Ama
insanların çoğu bizim ayetlerimizden gerçekten habersiz bulunuyor."
93. Yemin olsun,
biz, İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve kendilerine temiz
yiyeceklerden rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar ihtilafa
düşmediler. Hiç kuşkusuz, Rabbin, tartışmakta oldukları şey hakkında kıyamet
günü aralarında hüküm verecektir.
94. Şayet sen,
sana indirdiğimizden kuşkulanmakta isen, senden önce kitabı okuyanlara sor.
Yemin olsun, hak sana Rabbinden gelmiştir. O halde, sakın kuşkulananlardan
olma!
95. Ve sakın
ayetlerimizi yalanlayanlardan olma, yoksa hüsrana düşenlerden olursun.
96. Aleyhlerine
Rabbinin kelimesi hak olanlar iman etmezler;
97. Tüm ayetler
onlara gelse bile. Ta, o korkunç azabı görünceye kadar.
98. Bir kent
inansa da imanı kendisine yarar sağlasa ya! Yûnus'un kavmi müstesna. Onlar
inanınca, dünya hayatında rezillik azabını üstlerinden kaldırmış ve kendilerini
belirli bir süreye kadar nimetlendirmiştik.
99. Eğer Rabbin
dileseydi, yeryüzündeki insanların tümü toplu halde mutlaka iman ederlerdi. Hal
böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın!
100. Allah'ın izni
olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar
üzerine bırakır.
101. De ki:
"Göklerde ve yerde neler var/neler oluyor, bir bakın!" O ayetler ve
uyarılar iman etmeyen bir toplumun hiçbir işine yaramaz.
102. Onlar, sırf
kendilerinden önce gelip geçenlerin günleri gibisini bekliyorlar. De ki: "Bekleyin!
Sizinle beraber ben de bekleyenlerdenim."
103. Sonunda biz,
resullerimizi ve iman edenleri kurtarıyoruz. İşte böyledir. Üzerimize bir borç
olarak, inananları kurtarırız.
104. De ki:
"Ey insanlar, benim dinimden kuşkuda iseniz, ben sizin Allah'ın berisinden
kulluk ettiklerinize kulluk etmeyeceğim. Tam aksine ben, sizin canınızı alacak
olan Allah'a kulluk edeceğim. Bana, müminlerden olmam emredildi."
105. Şu da
emredildi: "Yüzünü, bir hanîf olarak dine çevir. Sakın müşriklerden
olma!"
106. "Allah'ın
berisinden, sana yarar sağlamayacak ve zarar veremeyecek şeylere yakarma! Eğer
bunu yaparsan mutlaka zalimlerden olursun."
107. Allah sana
bir zarar dokundurursa, onu kaldıracak olan başkası değil, yine O'dur. O sana
bir hayır dilerse, O'nun lütfunu reddedecek yoktur. Kullarından dilediğini
lütfuyla nasiplendirir. Gafûr'dur O, Rahîm'dir.
108. De ki:
"Ey insanlar! Şu bir gerçek ki hak size Rabbinizden gelmiştir. Artık
doğruya yönelen kendi benliği için yönelir; sapan da kendi benliği aleyhine
sapar. Ben sizin üzerinize vekil değilim."
109. Sana
vahyedilene uy ve Allah hüküm verinceye kadar sabret. O, hâkimlerin en
hayırlısıdır.
Labels:
meali,
yaşar nuri öztürk,
yunus suresi
Kategoriler
Kuran Kaynakları
!doctype>
yaşar nuri öztürk - Kuran Hatim sayfasını izlemektesiniz.
Kur’an’ı Kerim
Allah tarafından gönderilen ilahi kitapların sonuncusu olan Kur’an’ı Kerim, son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v.) indirilmiştir. Sözlükte toplamak, okumak, bir araya getirmek anlamına gelen Kur’an, terim olarak şöyle tarif edilir:
“Hz. Peygamber’e indirilen, mushaflarda yazılı olup, peygamberimizden bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş olan; okunmasıyla ibadet edilen ve insanlığın benzerini getirmekten aciz kaldığı “ilahi kelâm”dır.
İlahi kitapların en büyük özelliği ve değeri şüphesiz onların Allah’ın sözlerinden ibaret olmalarıdır. Ancak bugün bu özellik sadece Kur’ân-ı Kerîm’e mahsustur. Zira diğer ilâhî kitaplar peygamberlerinden sonra insanlarca tahrifat ile karşı karşıya kalmış ve sonunda bir insanın kaleme aldığı kitaplar haline gelmişlerdir. Zâten Kur’ân-ı Kerîm’in gönderilmesinin bir sebebi de budur. Son vahyedilen ilahi kelam olan Kur’ân-ı Kerîm, kendisinden önce gönderilen ilâhî kitapların bilgi ve hikmetlerini de içeren en mükemmel ilahi kitaptır. Kur’an Son ilahi kitap olması itibarıyla da bizzat Allah’ın muhafazası altındadır. O, hiç değişmeden kıyamete kadar insanlığa kurtuluş ve huzur reçetesi olmaya devam edecektir.
“Hz. Peygamber’e indirilen, mushaflarda yazılı olup, peygamberimizden bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş olan; okunmasıyla ibadet edilen ve insanlığın benzerini getirmekten aciz kaldığı “ilahi kelâm”dır.
İlahi Kitapların Özelliği
İlahi kitapların en büyük özelliği ve değeri şüphesiz onların Allah’ın sözlerinden ibaret olmalarıdır. Ancak bugün bu özellik sadece Kur’ân-ı Kerîm’e mahsustur. Zira diğer ilâhî kitaplar peygamberlerinden sonra insanlarca tahrifat ile karşı karşıya kalmış ve sonunda bir insanın kaleme aldığı kitaplar haline gelmişlerdir. Zâten Kur’ân-ı Kerîm’in gönderilmesinin bir sebebi de budur. Son vahyedilen ilahi kelam olan Kur’ân-ı Kerîm, kendisinden önce gönderilen ilâhî kitapların bilgi ve hikmetlerini de içeren en mükemmel ilahi kitaptır. Kur’an Son ilahi kitap olması itibarıyla da bizzat Allah’ın muhafazası altındadır. O, hiç değişmeden kıyamete kadar insanlığa kurtuluş ve huzur reçetesi olmaya devam edecektir.
KUR’AN’IN NÜZÛLÜ (İNDİRİLMESİ)
Kur’an-ı Kerim, Yüce Allah’tan Hz.Peygamber’e Cebrail aracılığıyla, vahiy yoluyla indirilmiştir. Kolayca ezberlenmesi, kısa zamanda insanlara ulaşması, manasının kolaylıkla anlaşılması, inançların ve hükümlerin müminlerin kalbinde yavaş yavaş kuvvetlenip kökleşmesi için Kur’an bir defada toptan indirilmemiş, yaklaşık yirmi üç senede, peyderpey indirilmiştir.
KURAN-I KERİM NASIL OKUNMALI? KURAN-I KERİM EN GÜZEL NASIL OKUNUR?
Kuran okurken dikkat edilmesi gerekenler
Kuran-ı Kerim'i doğru bir şekilde okumak için harflerin üzerilerindeki uzatmalarına ve mahreç yerlerine dikkat etmek oldukça önemlidir. Harflerin okunuşunu değiştiren medler yani uzatmalar kişinin Kuran-ı Kerim'i nağmeli okumasını sağlamaz. Nağmeli bir şekilde okumak demek, kişinin Kuran-ı Kerim'i okurken oluşturduğu güzel sesiyle dinleyicilerin gönlüne hitap etmesidir.
Nağmeli okunan bir ayet ise insanlara karşı Kuran-ı Kerimin daha fazla okunup, daha fazla dinlenmesini teşvik eder.