Molla Ramazan Şimşek Zariyat Suresi video tilaveti dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .
Molla Ramazan Şimşek Zariyat Suresi video tilaveti dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .
Mehmet Emin Sarı Zariyat Suresi ok takipli Kur'an-ı Kerim video tilavetini dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz.
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla…
1. Andolsun tozu dumana katıp savuranlara,
2. Derken ağır yük taşıyanlara,
3. Sonra kolaylıkla akıp gidenlere,
4. Sonra işi taksim edenlere ki,
5. Size va’dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur.
6. Ve şüphesiz ki din elbette gerçekleşecektir.
7. Andolsun güzel yolları bulunan göğe ki,
8. Gerçekten siz birbirini tutmayan sözler içindesiniz.
9. Ondan çevrilen çevrilir,
10. Kahrolsun o zan ve tahminle yalan söyleyenler;
11. Onlar ki, kuşatıcı bir cehalet içinde gafil kimselerdir.
12. "Din günü ne zaman?" diye sorarlar.
13. O gün onlar, ateşin üstünde tutuluperitilecekler:
14. "Tadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir."
15. Şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve pınarlardadırlar;
16. Rablerinin kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda bulunanlardı.
17. Gecenin az bir bölümünde uyurlardı.
18. Onlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.
19. Mallarında dilenenin ve yoksulun da bir hakkı vardır.
20. Yeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır.
21. Ve kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor musunuz?
22. Gökte rızkınız vardır ve size va’dolunmakta olan da.
23. İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz o sizin konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir.
24. İbrahim’in şerefli kılınmış konuklarının haberi sana geldi mi?
25. Hani yanına girdiklerinde: "Selam." demişlerdi. O da: "Selam." demişti. "Yabancı bir topluluk."
26. Hemen sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile geldi.
27. Onu önlerine yaklaştırıp: "Yemez misiniz?" dedi.
28. İçinde onlardan gizli bir korku duydu. "Korkma!" dediler ve ona bilgili bir oğul müjdesini verdiler.
29. Bunun üzerine hanımı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın!" dedi.
30. Dediler ki: "Bu böyledir. Rabbin buyurdu." Şüphesiz Hakîm ve Alîm olan O’dur, O!
31. Dedi ki: "Ey elçiler, o halde asıl işiniz nedir?"
32. Dediler ki: "Şüphe yok ki biz, günahkar bir topluluğa gönderildik."
33. "Üzerlerine çamurdan taşlar atalım diye;"
34. "Rabbinin katında ölçüyü kaçıranlar için işaretlenmiştir."
35. Bu arada mü’minlerden orada kim varsa çıkardık.
36. Ne var ki orada müslümanlardan bir ev halkından başkasını bulmadık.
37. Ve orada, acı bir azaptan korkanlar için bir alamet bıraktık.
38. Musa’da da... Hani biz onu apaçık bir delille Firavun’a göndermiştik.
39. Fakat o, bütün güç kaynaklarıyla yüz çevirip: "Sihirbaz veya delidir." dedi.
40. O, kınanacak işler yaptığı için, biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık.
41. Ad’da da... Hani onların üzerine köklerini kesen bir rüzgar gönderdik.
42. Üzerinden geçtiği hiç bir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp kül gibi dağıtıyordu.
43. Semud’da da... Hani onlara: "Belli bir süreye kadar yararlanın." denmişti.
44. Ancak Rablerinin emrine başkaldırdılar; böylece bakıpdururlarken, onları yıldırım çarpıpyakaladı.
45. Artık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler.
46. Bundan önce Nuh kavmini de... Çünkü onlar da fasık bir kavim idi.
47. Biz göğü büyük bir kudretle bina ettik ve şüphesiz biz genişleticileriz.
48. Yeri de biz döşeyipyaydık; ne güzel döşeyici!
49. Ve biz her şeyi iki çift yarattık. Umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.
50. Öyleyse Allah’a doğru kaçın. Gerçekten ben sizi O’ndan yana açıkça korkutupuyarıyorum.
51. Allah ile birlikte başka bir ilah edinmeyin. Gerçekten ben sizi O’ndan yana açıkça korkutupuyarıyorum.
52. İşte böyle; onlardan öncekiler de bir rasul gelmeyiversin; mutlaka: "Sihirbaz veya deli." derlerdi.
53. Onlar bunu birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar azgın ve taşkın bir kavimdirler.
54. Öyleyse sen, onlardan yüz çevir; artık kınanacak değilsin.
55. Ama öğüt veriphatırlat; gerçekten öğütle hatırlatma, mü’minlere yarar sağlar.
56. Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.
57. Ben onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni doyurupbeslemelerini de istemiyorum.
58. Şüphesiz Allah, evet O, Rezzak ve metin kuvvet sahibidir.
59. Artık gerçekten, zulmedenler için, arkadaşlarının günahlarına benzer bir günah vardır. Şu halde acele etmesinler.
60. Tehdit olundukları o günlerinden dolayı küfürlerinde bilinçli olarak ısrar edenlere veyl olsun!
Erhan Mete Zariyat Suresi video tilaveti dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .
In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.
1. By the (Winds) that scatter broadcast;
2. And those that lift and bear away heavy weights;
3. And those that flow with ease and gentleness;
4. And those that distribute and apportion by Command;-
5. Verily that which ye are promised is true;
6. And verily Judgment and Justice must indeed come to pass.
7. By the Sky with (its) numerous Paths,
8. Truly ye are in a doctrine discordant,
9. Through which are deluded (away from the Truth) such as would be deluded.
10. Woe to the falsehood-mongers,-
11. Those who (flounder) heedless in a flood of confusion:
12. They ask, "When will be the Day of Judgment and Justice?"
13. (It will be) a Day when they will be tried (and tested) over the Fire!
14. "Taste ye your trial! This is what ye used to ask to be hastened!"
15. As to the Righteous, they will be in the midst of Gardens and Springs,
16. Taking joy in the things which their Lord gives them, because, before then, they lived a good life.
17. They were in the habit of sleeping but little by night,
18. And in the hour of early dawn, they (were found) praying for Forgiveness;
19. And in their wealth and possessions (was remembered) the right of the (needy,) him who asked, and him who (for some reason) was prevented (from asking).
20. On the earth are signs for those of assured Faith,
21. As also in your own selves: Will ye not then see?
22. And in heaven is your Sustenance, as (also) that which ye are promised.
23. Then, by the Lord of heaven and earth, this is the very Truth, as much as the fact that ye can speak intelligently to each other.
24. Has the story reached thee, of the honoured guests of Abraham?
25. Behold, they entered his presence, and said: "Peace!" He said, "Peace!" (and thought, "These seem) unusual people."
26. Then he turned quickly to his household, brought out a fatted calf,
27. And placed it before them.. he said, "Will ye not eat?"
28. (When they did not eat), He conceived a fear of them. They said, "Fear not," and they gave him glad tidings of a son endowed with knowledge.
29. But his wife came forward (laughing) aloud: she smote her forehead and said: "A barren old woman!"
30. They said, "Even so has thy Lord spoken: and He is full of Wisdom and Knowledge."
31. (Abraham) said: "And what, O ye Messengers, is your errand (now)?"
32. They said, "We have been sent to a people (deep) in sin;-
33. "To bring on, on them, (a shower of) stones of clay (brimstone),
34. "Marked as from thy Lord for those who trespass beyond bounds."
35. Then We evacuated those of the Believers who were there,
36. But We found not there any just (Muslim) persons except in one house:
37. And We left there a Sign for such as fear the Grievous Penalty.
38. And in Moses (was another Sign): Behold, We sent him to Pharaoh, with authority manifest.
39. But (Pharaoh) turned back with his Chiefs, and said, "A sorcerer, or one possessed!"
40. So We took him and his forces, and threw them into the sea; and his was the blame.
41. And in the ´Ad (people) (was another Sign): Behold, We sent against them the devastating Wind:
42. It left nothing whatever that it came up against, but reduced it to ruin and rottenness.
43. And in the Thamud (was another Sign): Behold, they were told, "Enjoy (your brief day) for a little while!"
44. But they insolently defied the Command of their Lord: So the stunning noise (of an earthquake) seized them, even while they were looking on.
45. Then they could not even stand (on their feet), nor could they help themselves.
46. So were the People of Noah before them for they wickedly transgressed.
47. With power and skill did We construct the Firmament: for it is We Who create the vastness of pace.
48. And We have spread out the (spacious) earth: How excellently We do spread out!
49. And of every thing We have created pairs: That ye may receive instruction.
50. Hasten ye then (at once) to Allah: I am from Him a Warner to you, clear and open!
51. And make not another an object of worship with Allah: I am from Him a Warner to you, clear and open!
52. Similarly, no messenger came to the Peoples before them, but they said (of him) in like manner, "A sorcerer, or one possessed"!
53. Is this the legacy they have transmitted, one to another? Nay, they are themselves a people transgressing beyond bounds!
54. So turn away from them: not thine is the blame.
55. But teach (thy Message) for teaching benefits the Believers.
56. I have only created Jinns and men, that they may serve Me.
57. No Sustenance do I require of them, nor do I require that they should feed Me.
58. For Allah is He Who gives (all) Sustenance,- Lord of Power,- Steadfast (for ever).
59. For the Wrong-doers, their portion is like unto the portion of their fellows (of earlier generations): then let them not ask Me to hasten (that portion)!
60. Woe, then, to the Unbelievers, on account of that Day of theirs which they have been promised!
Rahman rahim Allah`ın adıyla
1. İndiği yerden toz kaldırarak (hidayeti gönüllere) saçan;
2. bir o kadar da ağır mı ağır bir (mana) yükü taşıyan;
3. buna karşın, kolayca aktığı (kalpleri) fetheden;
4. ve emr(-i ilahiyi hayata) paylaştıran (vahiy) şahit olsun!
5. Hiç tartışmasız, size vaad edilmiş olan elbet doğrudur;
6. ve Hesap (Günü) mutlaka gelecektir.
7. Şahit olsun hareketli ve çok katmanlı yollarla donatılmış (olarak görünen) gök:
8. Elbet siz, (inanç hususunda) gerçekten de farklı görüşlerdesiniz;
9. savrulanlar, kendi aleyhine savrulurlar!
10. Kahrolsun keyfi yargılarını kesin gerçek gibi pazarlayanlar.
11. Onlar daldıkları gafletin derin karanlığında kendi varlığını unutanlardır;
12. "Hesap Günü ne zamanmış bakayım?" diye söylenenlerdir.
13. Onlar o gün ateşte azap görecekler;
14. (ve) onlara "Azabınızı tadın!" denilecek; "İşte bu, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir!"
15. Ne var ki sorumlu davrananlar, akıl sır ermez cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar;
16. Rablerinin kendileri için takdir ettiğini (derin bir şükranla) alarak; çünkü onlar, zaten daha önce de iyilerdendi:
17. gecenin az bir kısmında uyurlardı,
18. ve seher vakitlerinde ta yürekten Allah`a yalvarırlardı,
19. servetlerinde, isteyebilen ve isteyemeyen muhtaçların da bir payı vardı.
20. Yeryüzünde, gönülden inanmış olanların (şahit olduğu) ilahi işaretler vardır;
21. tıpkı sizin kendi varlığınızda olduğu (gibi): Bunları görmüyor musunuz?
22. Gökyüzünde ise (maddi manevi) rızkınızın ve size vaad edilen şeylerin (kaynağı) vardır:
23. Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, bu (yeniden diriliş) en az(ından) sizin konuşma yeteneğiniz kadar gerçektir.
24. İbrahim`in, ilahi ikrama mazhar olmuş konukları hakkındaki kıssa sana ulaştı mı?
25. Hani, (elçiler) İbrahim`in huzuruna girmişler ve "(Sana) selam olsun!" demişlerdi de, o da, "(Size de) selam olsun!" demiş ve (içinden) "Bunlar tanımadık kimseler" diye geçirmişti.
26. Sonra, usulca ailesine yönelerek (kızartılmış) semiz bir buzağı getirmiş,
27. derhal önlerine sunarak "Buyurmaz mısınız?" demişti.
28. Derken, onlardan yana içini bir korku ve endişe kapladı. "Endişeye mahal yok!" dediler ve ona sıra dışı bir bilgi ile donatılmış bir oğlan çocuğu müjdelediler.
29. (Bu arada konuşulanları duyan) eşi çığlık atarak yaklaştı ve elini yüzüne vurarak, “Benim gibi bir kocakarının mı çocuğu olacak?” dedi.
30. “Evet, Rabbin böyle buyurdu;” dediler, “muhakkak ki O, her hüküm ve icraatında pek çok hikmetler bulunandır, her şeyi hakkıyla bilendir.”
31. (İbrahim): "Peki ey Elçiler!" dedi, "Nedir bu olağandışı ziyaretinizin (gerçek) sebebi?"
32. Onlar "Biz" dediler, "günaha gömülüp gitmiş bir topluma gönderildik ki,
33. onların üzerine (gökten) taşlaşmış balçık yağdıralım;
34. kendini harcayanlara, senin Rabbinin katında hedefi belirlenmiş (taşlar).
35. Derken mü`minlerden orada bulunanları çıkardık;
36. zaten orada bir hane dışında hiçbir müslüman bulamadık.
37. Ve elem verici azaptan korkacak olan kimseler için orada bir işaret, bir mesaj bıraktık.
38. Aynı (mesaj) Musa kıssasında da var: Hani Biz onu açık ara muktedir kılan bir güçle Firavun`a göndermiştik.
39. Fakat o iktidarına güvenerek (Musa`ya) karşı çıkmış, üstelik "O, ya bir büyücü ya da bir delidir" demişti.
40. Derken, Biz de onu ve ordusunu enseledik, hepsini denize döktük: o hala kendi kendisini kınayadursun.
41. Aynı (mesaj) Ad kıssasında da var: Hani onlara da köklerini kurutan bir fırtına göndermiştik.
42. (Bu fırtına) geçtiği yerde hiçbir şey bırakmadı, hepsini kül edip göğe savurdu.
43. Aynı (mesaj) Semud kıssasında da var: Hani onlara da "Bir süreliğine siz de safa sürün bakalım!" denilmişti.
44. Nitekim onlar Rablerinin emrine karşı gelmişlerdi: Ve onlar bön bön bakarken, bir (bela) yıldırımı kendilerini enseleyiverdi;
45. ne yerlerinden doğrulmaya, ne de kendilerini savunmaya mecal bulabildiler.
46. Daha önce de Nuh kavmi (helak olmuştu): Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir kavimdiler.
47. Bütün bir göğü kendi güç ve kudretimizle Biz inşa ettik ve onu sürekli genişleten de Biziz.
48. Yeri de Biz yayıp döşedik: Biz, ne muhteşem bir döşeyiciyiz.
49. Her şeyi çift-zıt kutuplu yarattık ki, öğüt ve ibret alabilesiniz.
50. Şu halde (de ki): "Allah`a kaçınız! Şüphe yok ki ben O`nun katından size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
51. Allah`la beraber, başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayınız! Elbette ben O`nun katından size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
52. İşte böyle! Onlardan öncekiler, kendilerine gelen her peygambere mutlaka "sihirbaz" ya da "mecnun" dediler;
53. yoksa onlar bunu birbirlerine mi bulaştırdılar? Ama hayır, belli ki onlar (da bunlar da bizzat kendileri) Allah`a başkaldırmış azgın bir topluluktular.
54. Artık onları kendi hallerine bırak, (sen kendi işine bak); böyle yaptığın takdirde kınanacak değilsin.
55. Ama uyarmayı sürdür; en azından bir uyarının mü`minlere yararı olur!
56. Ben görünür-görünmez, bilinir-bilinmez tüm iradeli varlıkları sadece Bana kulluk etsinler diye yarattım.
57. Onlardan ne bir rızık bekliyorum ne de beni beslemelerini:
58. çünkü Allah, evet, bütün rızıkları veren mutlak ve sınırsız güç ve kudret sahibi O`dur.
59. Bakın, elbette kendilerine kıyanların payına düşen, (seleflerinin) payına düşenin aynısı olacaktır: şu halde, (bu payı) acele istemelerine gerek yoktur.
60. İmdi, inkarda direnenlerin tehdit edildikleri o gün başlarına geleceklerden dolayı vay haline!
Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla
1. Tozu dumana katıp savuran (rüzgar)lara,
2. Derken, ağır yük taşıyan (bulut)lara.
3. Sonra kolaylıkla akıp gidenlere,
4. Sonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun.
5. Size va’dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur.
6. Şüphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerçekleşecektir.
7. ’Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış’ göğe andolsun;
8. Siz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz.
9. Ondan çevrilen çevrilir,
10. Kahrolsun, o ’zan ve tahminle yalan söyleyenler’;
11. Ki onlar, ’bilgisizliğin kuşatması’ içinde habersizdirler.
12. "Hesap ve ceza (din) günü ne zaman?" diye sorarlar.
13. O gün onlar, ateşin üstünde tutulup-eritilecekler:
14. "Tadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir."
15. Şüphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar;
16. Rablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı.
17. Gece-boyunca da pek az uyurlardı.
18. Onlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.
19. Onların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı.
20. Yeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır.
21. Ve kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor musunuz?
22. Gökte rızkınız vardır ve size va’dolunmakta olan da.
23. İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va’dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir.
24. Sana İbrahim’in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi?
25. Hani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk."
26. Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi.
27. Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "Yemez misiniz?" dedi.
28. (Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler.
29. Böylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)? dedi.
30. Dediler ki: "Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir."
31. (İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler?"
32. "Doğrusu biz, suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler.
33. "Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için."
34. "(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin Katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir."
35. Bu arada, mü’minlerden orda kim varsa çıkardık.
36. Ne var ki, orda Müslümanlardan olan bir evden başkasını bulmadık.
37. Ve orada, acı bir azaptan korkanlar için bir ayet bıraktık.
38. Musa (olayın)da da (düşündürücü ayetler vardır). Hani Biz onu açık bir delille Firavun’a göndermiştik;
39. Fakat o, ’bütün kişisel ve askeri gücüyle’ yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi.
40. Bunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) ’kınanacak işler yapıyordu.’
41. Ad (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onların üzerine köklerini kesen (akim) bir rüzgar gönderdik.
42. Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp-kül gibi dağıtıyordu.
43. Semud (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onlara: "Belli bir süreye kadar yararlanın" denmişti.
44. Ancak Rablerinin emrine baş kaldırdılar; böylece bakıp-dururlarken, onları yıldırım çarpıp-yakaladı.
45. Artık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler.
46. Bundan önce Nuh kavmini de (yıkıma uğrattık). Çünkü onlar da fasık bir kavim idi.
47. Biz göğü ’büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz.
48. Yeri de Biz döşeyip-yaydık; ne güzel döşeyici(yiz).
49. Ve Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz.
50. Öyleyse, Allah’a doğru (yönelip, şirkten ve bozulmalardan) kaçın. Gerçekten Ben sizi, O’ndan yana açıkça uyarıyorum.
51. Allah ile beraber başka bir İlah(ı ortak) kılmayın. Gerçekten sizi, O’ndan yana açıkça uyarıyorum.
52. İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir.
53. Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, ’azgın ve taşkın (tağiy)’ bir kavimdirler.
54. Öyleyse sen, onlardan yüz çevir; artık kınanacak değilsin.
55. Sen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, mü’minlere yarar sağlar.
56. Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.
57. Ben, onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni doyurup-beslemelerini de istemiyorum.
58. Hiç şüphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah’tır.
59. Artık gerçekten, zulmedenler için, (geçmişteki) arkadaşlarının günahlarına benzer bir günah vardır. Şu halde acele etmesinler.
60. Kendilerine va’dedilen o (azap) günlerinden dolayı vay o inkar edenlere.
Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla
1. O tozutup savuran (rüzgârlara)
2. Yağmur yüklenen bulutlara,
3. Kolayca akıp giden (yıldızlar, bulutlar vb.) şeylere,
4. Emirleri, rızıkları, yağmurları vb. şeyleri taksim eden meleklere yemin ederim ki:
5. Size vâd olunan diriliş elbette gerçektir.
6. İşlerin karşılığı da mutlaka alınacaktır.
7. (7-8) Yollarla, yörüngelerle dolu gök hakkı için! Siz tam bir çelişki içindesiniz.
8. (7-8) Yollarla, yörüngelerle dolu gök hakkı için! Siz tam bir çelişki içindesiniz.
9. Oysa bu dâvetten, ancak aklı çarpılmış olan kimse çevrilip vazgeçirilir.
10. (10-12) O kahrolası yalancılar sarhoşluk ve cehalet içinde ne yaptıklarını bilmeden atıp tutarlar. Bir de alay ederek: "Ne zaman o hesap günü?" diye sorarlar.
11. (10-12) O kahrolası yalancılar sarhoşluk ve cehalet içinde ne yaptıklarını bilmeden atıp tutarlar. Bir de alay ederek: "Ne zaman o hesap günü?" diye sorarlar.
12. (10-12) O kahrolası yalancılar sarhoşluk ve cehalet içinde ne yaptıklarını bilmeden atıp tutarlar. Bir de alay ederek: "Ne zaman o hesap günü?" diye sorarlar.
13. O gün, onların ateşin üzerinde kıvrandırılacakları gündür!
14. Onlara: "Tadın bakalım fitnenizi, tadın dünyada kaynattığınız fitne ateşinin neticesini! İşte gelmesini dört gözle beklediğiniz azap!" denilir.
15. Ama müttakiler bahçelerde, pınar başlarındadırlar.
16. Rab’lerinin kendilerine verdiği mükâfatları almaktadırlar. Çünkü onlar, daha önce dünyada iyi davranan kimselerdi.
17. Geceleri az uyurlardı.
18. Seher vakitleri istiğfar ederlerdi.
19. Mallarında isteyenlerin ve yoksulların hakkını ayırırlardı.
20. (20-22) Kesin inanmak isteyenler için yeryüzünde birçok deliller vardır. Bizzat kendi varlıklarınızda da böyle deliller vardır. Hâlâ görmeyecek misiniz? Gökte de hem rızkınız (rızkınızın vesileleri), hem de size vâd olunan cennet vardır.
21. (20-22) Kesin inanmak isteyenler için yeryüzünde birçok deliller vardır. Bizzat kendi varlıklarınızda da böyle deliller vardır. Hâlâ görmeyecek misiniz? Gökte de hem rızkınız (rızkınızın vesileleri), hem de size vâd olunan cennet vardır.
22. (20-22) Kesin inanmak isteyenler için yeryüzünde birçok deliller vardır. Bizzat kendi varlıklarınızda da böyle deliller vardır. Hâlâ görmeyecek misiniz? Gökte de hem rızkınız (rızkınızın vesileleri), hem de size vâd olunan cennet vardır.
23. Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki bu vaad, tıpkı sizin konuşmanızın sabit olduğu gibi bir gerçektir.
24. Sahi! İbrâhimin şerefli misafirlerinin gelişlerinden haberin oldu mu?
25. Onlar yanına varınca: "Selâm!" dediler. O da: "Size de Selâm!" diye cevap verdi, ama içinden: "Bunlar tanımadığım kimseler, hayırdır inşaallah!" dedi.
26. (26-27) Onlara yemek getirmek için gizlice ailesinin yanına geçti ve semiz bir dana kebabı getirdi. Önlerine koyup "buyurmaz mısınız?" diye ikram etti.
27. (26-27) Onlara yemek getirmek için gizlice ailesinin yanına geçti ve semiz bir dana kebabı getirdi. Önlerine koyup "buyurmaz mısınız?" diye ikram etti.
28. O sırada onlardan yana içine bir korku düştü. "Korkma!" dediler ve ona büyüdüğünde âlim olacak bir çocuklarının dünyaya geleceğini müjdelediler.
29. Evin öbür köşesinden bunu duyan eşi, elini yüzüne vurarak: "Vay başıma gelene! Ben kısır bir kocakarı iken mi doğuracağım!" diye çığlık attı.
30. Onlar, hanımına: "Evet, Rabbin böyle buyurdu, dediler. O, tam hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi hakkıyla bilir."
31. İbrâhim: "Peki sizin gelişinizin asıl sebebini öğrenebilir miyim ey değerli elçiler?" dedi.
32. (32-34) "Biz" dediler, "Suçlu bir güruhun, haddini aşanların tepelerine, çamurdan pişirilip de Rabbinin nezdinde damgalanmış taşları indirmek için görevlendirildik."
33. (32-34) "Biz" dediler, "Suçlu bir güruhun, haddini aşanların tepelerine, çamurdan pişirilip de Rabbinin nezdinde damgalanmış taşları indirmek için görevlendirildik."
34. (32-34) "Biz" dediler, "Suçlu bir güruhun, haddini aşanların tepelerine, çamurdan pişirilip de Rabbinin nezdinde damgalanmış taşları indirmek için görevlendirildik."
35. Derken, oradaki müminleri şehirden çıkarma emrini verdik.
36. Ama orada, bir hane dışında, Biz’e itaat eden aile bulamadık.
37. Ve öyle acı bir azaptan korkanlar için, orada bir alâmet bıraktık.
38. Mûsâ’nın olayında da alınacak dersler vardır. Onu âşikâr bir delille (mûcize ile) Firavun’a göndermiştik.
39. O var gücüyle ve bütün ordusuyla sırtını çevirdi ve "Mûsâ, ya bir büyücü, ya da bir delidir!" dedi.
40. Biz de hem onu, hem ordularını yakalayıp denizin dibine geçiriverdik. Boğulurken, pişmanlıkla kendi kendini kınıyordu.
41. Âd halkında da alınacak dersler vardır. Onlara da ortalığı kasıp kavuran köklerini kurutan bir kasırga gönderdik.
42. Bu rüzgâr, uğradığı her şeyi derhal kül gibi savuruyordu.
43. Semûd ahalisinde de böyle alınacak ibretler vardır. Onlara da "Bir süre hayattan zevk alın bakalım!" denilmişti.
44. Onlar Rab’lerinin emrinden uzaklaşıp azıtınca kendileri baka baka, o müthiş yıldırım onları çarpıverdi.
45. Oldukları yerde çöke kaldılar, ne doğrulabildiler, ne de yardım gördüler.
46. Daha önceleri de Nûh’un halkını helâk etmiştik. Çünkü onlar da din yolundan çıkmış kimselerdi.
47. Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz. Çünkü Biz geniş kudret ve hakimiyet sahibiyiz.
48. Yeryüzünü de Biz döşedik, bakınız Biz ne de güzel döşedik!
49. Her şeyi de çift yarattık ki düşünüp ders alasınız.
50. "O halde, Allah’a kaçın, çabuk Allah’ın himayesine koşun. Zira ben O’nun tarafından, sizi uyarmak için gönderilen âşikâr bir elçiyim."
51. Sakın Allah’ın yanı sıra başka mâbud icad etmeyin. İşte ben O’nun tarafından, sizi uyarmak için gönderilen aydınlatıcı bir elçiyim.
52. İşte böyle... Senin hemşehrilerinden önceki ümmetlere ne zaman bir elçi geldiyse mutlaka ona muhatapları büyücü veya deli dediler.
53. Birbirlerine tavsiye mi ettiler, aralarında anlaştılar mı ki hep aynı şeyleri söylediler? Hayır, böyle bir tavsiye yok ama, onlar azgınlıkta müşterekler. İşte ondan, böyle söylerler.
54. Sen de onlardan yüz çevir, yeterince onlara hakkı anlatmaya çalıştığından artık bundan ötürü seni kimse ayıplayamaz.
55. Bununla beraber yine de hatırlatıp öğüt ver! Zira gerçeği hatırlatıp nasihatte bulunma, inananlara ve inanacaklara fayda verir.
56. Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım.
57. (57-58) Onlardan nafaka istemiyorum, beni yedirip beslemelerini de istemiyorum. Asıl bütün mahlûkların rızıklarını veren, kâmil kuvvet ve tam iktidar sahibi olan Allah Teâlâ’dır.
58. (57-58) Onlardan nafaka istemiyorum, beni yedirip beslemelerini de istemiyorum. Asıl bütün mahlûkların rızıklarını veren, kâmil kuvvet ve tam iktidar sahibi olan Allah Teâlâ’dır.
59. Muhakkak ki şimdiki zalimlerin de, daha önceki meslekdaşlarının payı gibi, bir azap payı vardır. Acele etmelerine hiç gerek yok, nasılsa ona kavuşacaklar!
60. Ama tehdit olundukları o gün de gelince, çekeceklerinden dolayı vay o kâfirlerin haline!
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
1. Esip savuranlara.
2. Yükünü yüklenenlere.
3. Kolayca süzülenlere.
4. İşi ayıranlara and olsun.
5. Size va’dedilen, mutlaka doğrudur.
6. Ceza muhakkak olacaktır.
7. Yolları bulunan göğe andolsun ki.
8. Ey inkarcılar, siz, şüphesiz çeşitli görüştesiniz.
9. Çevrilen, ondan çevriliyor.
10. O çeşitli görüşleri atan yalancılar kahrolsun.
11. Onlar aptallık içinde ne yaptıklarını bilmezler.
12. Ceza günü ne zaman? diye sorarlar.
13. O gün onların ateşe sokulacakları gündür.
14. Azabımızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte denir.
15. Doğrusu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, cennetlerde, pınar başlarındadırlar.
16. Rab’lerinin, kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce de güzel davranırlardı.
17. Geceleri pek az uyurlardı.
18. Seher vaktinde de istiğfar ederlerdi.
19. Mallarında dilenci ve yoksul için bir hak vardı.
20. Kesin inanacak insanlar için yeryüzünde nice deliller vardır.
21. Kendi canlarınızda da nice deliller vardır. Görmüyor musunuz?
22. Rızkınız da, size va’dedilen azab da göktedir.
23. Göklerin ve yerin Rabb’ine and olsun ki bu vaad, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir.
24. İbrahim’in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?
25. «Selam size» demişti. İçinden de, onların «tanınmamış bir topluluk» olduklarını geçirmişti.
26. Gizlice ailesinin yanına gitti, semiz bir buzağı getirdi
27. Onu, önlerine yaklaştırdı «Yemez misiniz?» dedi.
28. Yemediklerini görünce içine bir korku düştü. «Korkma» dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
29. Karısı hayretle çığlık içinde geldi. Yüzünü kapayarak «Ben kısır bir kocakarıyım» dedi.
30. «Rabb’in böyle dedi. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.»
31. «O halde işiniz nedir ey elçiler?» dedi.
32. «Biz suçlu bir kavme gönderildik.»
33. Ki onların üzerine çamurdan taşlar salalım;
34. Rabbinin katında, haddi aşanlar için işaretlenmiş taşlar.
35. Orada mü’minlerden kim varsa çıkardık.
36. Zaten orada bir ev halkından başka müslüman da bulamadık.
37. Acı azabdan korkanlar için orada bir ibret bıraktık.
38. Musa’nın başından geçenlerde de ibretler vardır. Onu apaçık bir delille Fir’avn’a gönderdik.
39. Fir’avn ordusuyla birlikte yüz çevirmiş ve «Musa, ya bir büyücü ya da bir delidir» dedi.
40. Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.
41. Ad kavminde de ibretler vardır. Onlara kasıp kavuran rüzgarı göndermiştik.
42. Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.
43. Onlara, «Bir süreye kadar zevklenin» denmişti.
44. Rab’lerinin buyruğuna baş kaldırdılar, bu yüzden bakıp dururlarken onları yıldırım yakaladı.
45. Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.
46. Daha önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir toplum idiler.
47. Göğü gücümüzle biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.
48. Yeri biz döşedik biz ne güzel döşeyiciyiz.
49. Her şeyden çift çift yarattık ki düşünüp öğüt alasınız.
50. O halde Allah’a koşun. Çünkü ben, sizi O’ndan açık bir şekilde korkutuyorum.
51. Allah ile beraber başka tanrılar uydurmuyorum. Ben size O’nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
52. «Büyücü veya cinlenmiş» dediler.
53. Bunu birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır onlar azgın bir topluluktur.
54. Onlardan yüz çevir, sen kınanacak değilsin.
55. Ancak yine de hatırlat, çünkü hatırlatmak, mü’minlere fayda verir.
56. Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
57. Ben onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum.
58. Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.
59. Muhakkak ki bu zulmedenlerin de, geçmiş arkadaşlarının payı gibi bir azab payı vardır. Acele etmesinler.
60. Söz verilen günün azabından vay o kafirlerin haline!
Rahmân ve Rahim Allâh’ın adıyla
1. Savurup kaldıranlara,
2. (Yağmur) Yüklü (bulut)lara,
3. Kolayca akıp gidenlere,
4. İş(ler)i taksim edenlere (rızıkları, yağmurları dağıtan güçlere) andolsun ki,
5. Size va’dedilen, mutlaka doğrudur.
6. Cezâ muhakkak olacaktır.
7. (Çeşitli) yolları (yörüngeleri) bulunan göğe andolsun ki,
8. Siz, çeşitli söz(ler) içindesiniz.
9. Çevrilen, ondan çevriliyor.
10. O (çeşitli sözleri) atan yalancılar kahrolsun!
11. Onlar aptallık içinde yanılıp durmaktadırlar.
12. "Cezâ günü ne zaman?" diye sorarlar.
13. O gün onlar ateş üzerinde yakılacaklardır.
14. (Kendilerine): "Fitnenizi (fesâdınızın cezâsını) tadın! Acele isteyip durduğunuz şey budur işte!" (denilecek).
15. Korunanlar, cennetlerde, çeşme başlarındadırlar;
16. Rablerinin, kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce güzel davranırlardı.
17. Geceleri pek az uyurlardı,
18. Seherlerde onlar istiğfar ederlerdi,
19. Mallarında dilenci ve yoksul için hak vardı.
20. Kesin inanacaklar için yerde nice ibretler vardır.
21. Kendi canlarınızda da öyle. Görmüyor musunuz?
22. Gökte rızkınız da var, uyarıldığınız (azâb)da var!
23. Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o, sizin konuştuğunuz gibi gerçektir.
24. İbrâhim’in ağırlanan konuklarının haberi sana geldi mi?
25. Bir zaman onun yanına girmişler: "Selâm" demişlerdi. "Selâm, dedi, (siz) tanınmamış bir topluluk(sunuz)."
26. (Konuklarına yemek hazırlamak için) gizlice âilesinin yanına gitti, semiz bir buzağı getirdi.
27. Onu, önlerine yaklaştırdı, "Yemez misiniz?" dedi.
28. (Yemediklerini görünce) Onlardan içine bir korku düşürdü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
29. Karısı (Sare) çığlık içinde geldi (hayretten elini) yüzüne vurarak: "(Ben) Kısır bir kocakarı(yım, benden nasıl çocuk olur)?" dedi.
30. Dediler ki: "Rabbin böyle dedi. O, hüküm ve hikmet sâhibidir, bilendir."
31. (İbrâhim): "O halde göreviniz nedir ey elçiler?" dedi.
32. Dediler: "Biz suçlu bir kavme gönderildik."
33. "Ki onların üzerine çamurdan taş(lar) salalım."
34. "Rabbinin katında, haddi aşanlar için işâretlenmiş (taşlar)."
35. Orada bulunan mü’minleri çıkardık.
36. Zaten orada bir ev (halkın)dan başka müslüman da bulmadık.
37. Acı azâbdan korkanlar için orada bir ibret bıraktık.
38. Mûsâ’da da (ibret alınacak şeyler vardır). Onu açık bir delil ile Fir’avn’e göndermiştik.
39. (Fir’avn ona) Yanını çevirdi ve: "Bu, ya büyücü veya cinlidir" dedi.
40. Biz de onu ve askerlerini yakaladık, onları denize attık. (O boğulurken pişmanlıkla) Kendi kendini kınıyordu.
41. ’Âd (kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara, köklerini kesen bir rüzgâr gönderdik.
42. Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu kül gibi ediyordu.
43. Semûd (kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara: "Bir süreye kadar sefâ sürün" denmişti.
44. Rablerinin buyruğuna başkaldırdılar, bu yüzden onlar bakıp dururlarken, onları yıldırım yakaladı.
45. (Yurtlarında çöküverdiler) Ne kalkabildiler, ne de (bu duruma) engel olabildiler.
46. Daha önce de Nûh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir toplum idiler.
47. Göğü sağlam yaptık, biz genişleticiyiz (kudretimiz geniştir, göğü öyle genişleten biziz).
48. Yeri biz döşedik, (biz) ne güzel döşeyiciyiz.
49. Her şeyden iki çift (erkek dişi) yarattık ki düşünüp öğüt alasınız.
50. "O halde Allâh’a kaçın, ben size O’nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım."
51. "Allâh ile beraber başka tanrılar uydurmayın. Ben size O’nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım."
52. İşte böyle, onlardan önce de ne kadar elçi geldiyse mutlaka: "Büyücü veya cinlenmiş" dediler.
53. Bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyi söylüyorlar)? Doğrusu, onlar azgın bir topluluktur.
54. Onlardan yüz çevir, sen kınanacak değilsin.
55. Ama yine de hatırlat, çünkü hatırlatmak inananlara yararlıdır.
56. Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
57. Ben onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum.
58. Şüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sâhibi olan ancak Allah’tır.
59. Muhakkak ki, bu zulmedenlerin de (geçmiş) arkadaşlarının payı gibi bir azâb payı vardır, (ötekilerin başına gelen azâb gibi bir azâb bunların da başına gelecektir), acele etmesinler.
60. Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o kâfirlerin haline!
Zariyat Suresi, Hafız İlhan Tok tarafından okunan Ok Takipli Kur'an-ı Kerim Hatmi Şerifi serisinin 051. suresidir.
Türkçe açıklamalı hatim dersi ve sure metni için: Zariyat Suresi - Türkçe Açıklamalı Hatim Dersi
Ebubekir Şatıri Zâriyât Suresi video tilavetini dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .
Zariyat Suresi Nasser al Qatami video tilavetini dinleyin ve izleyin.
Video açılmazsa videoyu yeni sekmede açabilirsiniz .
Elmalılı Hamdi Tefsiri - Kuranı Kerim
| |||
KURAN-I KERİM NASIL OKUNMALI? KURAN-I KERİM EN GÜZEL NASIL OKUNUR?
Kuran okurken dikkat edilmesi gerekenler
Kuran-ı Kerim'i doğru bir şekilde okumak için harflerin üzerilerindeki uzatmalarına ve mahreç yerlerine dikkat etmek oldukça önemlidir. Harflerin okunuşunu değiştiren medler yani uzatmalar kişinin Kuran-ı Kerim'i nağmeli okumasını sağlamaz. Nağmeli bir şekilde okumak demek, kişinin Kuran-ı Kerim'i okurken oluşturduğu güzel sesiyle dinleyicilerin gönlüne hitap etmesidir.
Nağmeli okunan bir ayet ise insanlara karşı Kuran-ı Kerimin daha fazla okunup, daha fazla dinlenmesini teşvik eder.